iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi
Vakit Namazınızı Kıldınızmı?

Hoş Geldiniz Forumdaki Konulardan Tam Anlamıyla Faydanalabilmek İçin Giriş Yapınız Uye Degılsenız 1 Dakıkanızı Ayırarak Kayıt Olunuz---ByNoKta
iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi
Vakit Namazınızı Kıldınızmı?

Hoş Geldiniz Forumdaki Konulardan Tam Anlamıyla Faydanalabilmek İçin Giriş Yapınız Uye Degılsenız 1 Dakıkanızı Ayırarak Kayıt Olunuz---ByNoKta
iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi

CİNLERE, ŞEYTANLARA, İFRİTLERE ve DİĞERLERİNE, BÜYÜYE VE SİHRE KARŞI İNSANLARIN KALESİ ( SİTEMİZDEKİ HERŞEY ÜCRETSİZ ve KARŞILIKSIZDIR )
 
AnasayfaAnasayfa  Latest imagesLatest images  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

 

 İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
haydarı kerrar
Administrator

Administrator
haydarı kerrar


Mesaj Sayısı : 2630
Kayıt tarihi : 24/05/09
Nerden : ANKARA

İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI Empty
MesajKonu: İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI   İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI Icon_minitimeC.tesi Mart 06, 2010 7:03 pm

VEDA HACCI

Peygamberimiz Aleyhisselamın Veda Haccı

Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'de bulunduğu müddetçe, bir kere hac yapmıştır. [1] Bu hac;
1. Haccetü'l-Vedâ,
2. Haccetü'l-İslâm,
3. Haccetü'l-Belağ,
4. Haccetüt-Temam., gibi isimlerle anılmıştır.
Abdullah b. Ömer'e göre, Peygamberimiz Aleyhisselam bu haccında Müslümanlarla vedalaşınca:
"Bu, veda hacadır!" dediler. [2]
Peygamberimiz Aleyhisselam bundan sonra hac yapmamış, bu hac kendisinin veda haccı olmuş¬tur. [3]
Abdullah b. Abbas ise, buna Haccetü'l-vedâ demekten hoşlanın ayıp, Haccetü'l-İslâm demeyi daha uygun görmüş; [4]
"Peygamber Aleyhisselam, Veda Haccını 'Haccetü'l-İslâm1 ismiyle anardı" demiştir. [5]
Peygamberimiz Aleyhisselam bu hacda Müslümanlara hac amellerini bizzat, bilfiil gösterdiği; vak¬feleri, cemreleri, tavafı öğrettiği; helâl ve haram olan şeyleri bildirdiği için, bu hac H accetü'l-Belağ olmuştur. [6]
"...Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim. Üzerinizdeki nimetlerimi tamamladım. Size din olarak Müslümanlığı verip ondan hoşnut oldum" (Mâide: 3) mealli âyet Veda Haccı sırasında nazil olduğu için, [7] Veda Haccına "Haccetü't-Temam" isminin verildiği de vardır. [8]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hacca Ne Zaman ve Nasıl Çıktığı

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hicretin 10. yılında, [9] Zilkade ayında [10] hac için hazırlandı.
Kendisiyle birlikte haccetmek üzere hazırlanmalarını Medine'deki Müslümanlara emretti. [11]
Medine dışındaki Müslümanların da hac için hazırlanıp Medine'de toplanmalarını ilan ettirdi.
Bunun üzerine, Medine'ye pek çok insan geldi.
Herkes, Peygamberimiz Aleyhisselama uymanın çaresini anyor, haccı onun yaptığı gibi yapmak istiyordu. [12]
Binitli veya yaya olarak gelmeye gücü yetenlerden hiç kimse geri kalmadı. [13]
Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte hacca gidenlerin sayısı 114.000, hatta bundan da çoktu. [14]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanlara hep hacdan bahsetti. [15] İrad buyurduğu hutbesinde ihramın, haccın vâcib ve sünnetlerini anlattı. [16] Öğle namazının farzını mescidde dört rekat olarak kıldırdı. [17]
Medine'de yerine Ebu Dücânetü's-Sâidîyi veya Siba' b. Urfutayı vekil bıraktı . [18]
İbn Ümmi Mektum'un bırakıldığı da rivayet edilir. [19]
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu hacda kurban edilmek üzere sürdürdüğü develerin sayısı yüzü bulmakta idi. [20]
Buna Hz. Ali'nin Yemen'den gelirken getirdiği zekat develeri de dahildi. [21]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'den sürdürdüğü kurbanlık develerin üzerine Naciye b. Cündüb'ü memur etti. [22]
Naciye'nin yanında, yardımcı olarak, Eşlemlerden iki genç de bulunuyordu. [23]
Peygamberimiz Aleyhisselam ve ashabı, saçlarını taramış ve güzel kokular sürünmüş, izar ve ridalarını giyinmiş oldukları halde, [24] Zilkade ayının çıkmasına beş gece kala. [25] Cumartesi günü [26] Medine'den yola çıktılar. [27]
Şecere yolunu tuttular. [28]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'den Mekke'ye giderken Şecere yolunu tutar ve Şecere mescidinde namaz kılardı.
Mekke'den Medine'ye dönerken de Şecere mescidinden daha aşağıda bulunan (Medine'ye yakın olan) Muarres yoluyla girip, vadinin ortasındaki Zülhuleyfe'de gecelemeyi, namaz kılmayı ve sabahleyin Medine'ye hareket etmeyi âdet edinmişti.
Zülhuleyfe, Medinelilerin ihrama girme yehdir. [29]
Peygamberimiz Aleyhisselam, oraya varınca, ikindi namazının farzını iki rekat olarak kıldırdı. [30]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ashabının ve kurbanlıkların gelip yanında toplanmaları içi [31] Zülhuleyfe'de yattı . [32]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kadınları, hac yapmak için hevdecler içinde Zülhuleyfe'ye geldiler.
Gönderilen kurbanlıklar ve hac için yola çıkan Müslümanlar da gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında toplandılar.
Hz. Osman'la Abdurrahman b. Avf da, gelip Zülhuleyfe'de Peygamberimiz Aleyhisselama kavuştu-lar. [33]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bana Rabbim tarafından gelen Cebrail, bu gece gelip, 'Bu mübarek vadide namaz kıl ve umre içinde hacca niyet ettim, de!1 dedi" buyurdu. [34]
Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle namazının farzını orada iki rekat olarak kıldırdı. [35]
Orada, iki rekat da ihram namazı kıldı. [36]
Devesi Kasvâ'ya bindi. [37]
Kasvâ'nın üzerinde dört dirhem bile etmeyen eskimiş, küçük bir semer vardı. [38]
Peygamberimiz Aleyhisselam: Allah'a hamd ü senada, [39] teşbih ve tekbirde bulunduktan sonra: [40]
"Ey Allah'ım! Bunu bana içinde riya ve süm'a (gösteriş ve şöhret) bulunmayan mebrur ve makbul bir hac ki I!" diyerek dua etti. [41]
İhrama girip:
"Lebbeyk allahümme lebbeyk! Lebbeyk lâ şerike leke lebbeyk! İnnel hamde ve'n nimete leke vel mülke lâ şerike lek" diyerek tel biyeye başladı. [42]
"Sizden kim hac ile umreye niyet etmek isterse, bunu yapsın!
Sizden kim yalnız hacca niyet etmek isterse, öyle niyet etsin!
Sizden kim de yalnız umreye niyet etmek isterse, o da umreye niyet etsin!" buyurdu. [43]
Hz. Âişe:
"Bizlerden kimi umre niyetiyle ihrama girdi, kimi hac ile birlikte umre niyetiyle ihrama girdi, kimimiz de yalnız hac niyetiyle ihrama girdi" demiştir. [44]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Cebrail, bana gelip, ashabıma, yanımda bulunanlara telbiyede seslerini yükseltmelerini emretme¬mi bana emretti [45] ve 'Yâ Muhammedi Telbiyede seslerini yükseltmelerini ashabına emret! Çünkü bu haccın alâmetlerindendir!' dedi" buyurdu. [46]
Bir adam, ihramımın ne gibi bir elbise giyebileceğini sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Gömlek, sank, don, bumus, mest giymeyiniz!
Ancak ayakkabı bulamayan kimse mest giysin, ama mestleri topuktan aşağısından kessin!
Safran veya vers (alaçehri çiçeği) ile boyanmış hiçbir elbise giymeyiniz!" buyurdu. [47]
Hz. Ebu Bekir'in zevcesi Esma binti Umeys, Zülhuleyfe'de Muhammed b. Ebu Bekir'i doğurmuş, Peygamberimiz Aleyhisselama haber gönderip:
"Ben ne yapacağım?" diye sormuştu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yıkan da, bir elbise ile kuşak sarın ve ihrama gir!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam Zülhuleyfe mescidinde namaz kılıp Kasvâ'nın üzerinde Beydâ düzlüğüne çıktığı zaman, Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde, sağında, solunda ve arkasında göz alabildiği kadar uzaklara uzanan binitli veya yaya insanların akıp gittiği gözüküyordu. [48]
Yolda gelip katılanlarda, sayısızdı. [49]
Peygamberimiz Aleyhisselam Beydâ yolunu takip ederek ertesi gün sabahleyin Melel'e, akşama doğru da Şerefü's-seyyâle'ye vardı.
Akşam ve yatsı namazlarını orada, sabah namazını da Seyyâle ile Revhâ arasında olan ve Revhâ'ya Seyyâle'den daha yakın bulunan Irku'z-zabyâ'da, yolun sağındaki mescidde kıldı; Revhâ'da konakladı. [50]
Musa Aleyhisselam, Revhâ vadisine yetmiş bin kişi ile uğramıştı.
Yetmiş peygamber gelip bu vadide namaz kılmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın atalarından Mudar b. Nizamın kabri de buradadır.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ vadisi hakkında:
"Bu vadi, cennet vadilerindendir! [51]
Musa b. İmran'ı, bu vadide, kısa saçaklı aba içinde ihrama girmiş bir halde görür gibiyimdir! [52]
Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; Meryem'in oğlu da hac veya umre edici ya da her ikisini birleştirici olarak muhakkak Fecc-i Revhâ'da telbiye edecektir!" buyurdu. [53]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ'da deve üzerinde bir kafileye rastlayıp onlara selam verdi ve:
"Siz hangi kavimdensiniz?" diye sordu.
"Müslümanız!" dediler.
Onlar da:
"Ya siz kimsiniz?" diye sordular.
"Resûlullah Aleyhisselamdır!" diye cevap verdiler. [54]
Bu cemaat arasında deve üzerinde hevdeç içinde bir kadın ve kadının yanında da küçük bir oğlu bulunuyordu. [55]
Kadın, oğlunun kolunu tutup [56] hevdeçten dışarı çıkararak: [57]
"Yâ Rasûlallah! Bunun için de hac var mıdır?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet! Sana da ecir vardır!" buyurdu. [58]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Revhâ'dan hareket etti. [59] İkindi, akşam ve yatsı namazlarını Munsaraf'ta kıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam Munsaraf'tan ayrılıp sabah namazını Esâye'de kıldırdı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Esâye'den hareket edip üçüncü gün Arc'da sabahladı.
Hz. Ebu Bekir, Medine'de Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Benim yanımda bir deve var. Azığımızı onun üzerine yükleyelim!" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam da:
"Öyle olsun!" buyurmuş, un ve sevık azığını Hz. Ebu Bekir'in bu devesine yükletmişti. [60]
Peygamberimiz Aleyhisselamla Hz. Ebu Bekir'in yiyecekleri, böylece, bir devede yüklü bulunuyordu. [61]
Hz. Ebu Bekir'in uşağı Ukbe, bu azık devesinin üzerine binmekte idi.
Dinlenmek için Esâye'de konaklandığı veUkbe'nin de deveyi ıhdırdığı sırada, Ukbe uyuyakalmıştı. Deve, çöktüğü yerden kalkarak yularını Ukbe'nin elinden çekip almış, vadinin içine doğru gitmişti.
Ukbe, uyanınca, kalkıp yola devam etti. Devenin de yolda gittiğini sanıyordu.
Deveyi arıyor, soruyor, fakat hiç kimseden bir haber alamıyor, işitemiyordu. [62]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Arc'da konakladığı ve konak yerinin önünde oturduğu sırada, Hz. Ebu Bekir gelip Peygamberimiz Aleyhisselamın bir yanına oturdu. Hz. Âişe de öbür yanına oturdu.
Esma Hâtûn gelip Hz. Ebu Bekir'in yanına oturdu. [63]
Böyle, Hz. Âişe'nin Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında, Esmâ'nın da Hz. Ebu Bekir'in yanında oturduğu ve Hz. Ebu Bekir'in ise uşağı Ukbe'nin gelmesini bekleyip durduğu bir sırada, [64] öğleye doğru, Ukbe yalnız başına [65] devesiz çıkıp gelince, [66] Hz. Ebu Bekir ona:
"Deven nerede?" diye sordu. [67]
Ukbe:
"Dün gece onu [68] kaybettim, yitirdim!" dedi. [69]
Hz. Ebu Bekir:
"Vay sana! Keşke o yiyecekler yalnız bana ait olsaydı, gam değildi!
Fakat onlar Resûlullah Aleyhisselam ile onun ev halkına aitti!" diyerek hemen ayağa kalkıp [70] Ukbeyi dövmeye başladı.
Ona hem vuruyor, hem de:
"Sen bir tek deveyi nasıl kaybeder, yitirirsin?!" diyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, gülümseyerek:
"Şu ihramlı kişiyi görüyor musunuz? O ne yapıyor, bakınız!" buyurup, [71] Ukbe'yi dövmekten Hz. Ebu Bekir'i men etti.
Azık devesinin kaybolduğunu haber alınca, Eşlemlerden Nadleler, bir çanak içinde hays* yemeği getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın önüne koydular.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Gel ey Ebu Bekir! Allah sana nefis ve tatlı bir yemek gönderdi!" buyurdu.
Hz. Ebu Bekir, Ukbeye hâlâ kızıp duruyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Ebu Bekir'e:
"Sakin ol! Bu iş ne sana, ne de seninle birlikte bize aittir!
Uşak, senin deveni kaybetmemeye son derecede istekliydi!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamla, Peygamberimiz Aleyhisselamın ev halkı ve Hz. Ebu Bekir ve Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunan herkes o yemekten doyuncaya kadar yediler.
Aradan çok geçmemişti ki, halkın artçılığını, sevkediciliğini yapan Safvan b. Muattal, azık devesini getirip Peygamberimiz Aleyhisselamın çadırının önünde ıhdırdı ve Hz. Ebu Bekir'e:
"Bak! Metâından birşey kaybetmiş misin?" dedi.
Hz. Ebu Bekir vanp baktı ve:
"Su içtiğimiz kaptan başka birşey kaybetmemişiz!" dedi.
Ukbe:
"İşte, kap benim yanımda!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Allah sana emaneti eda ve teslim ettirdi!" dedi.
Yüce Allah'ın Peygamberimiz Aleyhisselama azık devesini gönderdiği sırada, Sa'd b. Ubâde ile oğlu Kays b. Sa'd b. Ubâde de, bir deveye yiyecek yükleyerek Peygamberimiz Aleyhisselama teslim etmek üzere gelip çadırının kapısı önünde durdular.
Sa'd b. Ubâde:
"Yâ Rasûlallah! Yiyecek devenin uşakla birlikte kaybolduğunu işittik.
İşte bu yiyecek yüklü deve onun yerinedir!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah bize yiyecek yüklü devemizi getirdi.
Siz artık yiyecek yüklü devenizi geri götürünüz. Allah size onu mübarek kılsın!
Ey Ebu Sabit! Medine'ye geldiğimiz günden beri bizi ağırlamak için yaptıkların yetmiyor mu?" buyur¬du.
Sa'd b. Ubâde:
"Yâ Rasûlallah! Biz, İslâm nimetinden dolayı Allah'a ve Resûlüne minnettarız!
Vallahi yâ Rasûlallah! Mallarımızın içinden senin almış olduğun şeyler, bize bırakmış olduklarından daha sevgilidir!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Ebu Sabit! Doğru söylüyorsun! Felaha ve kurtuluşa ermiş olduğunu müjdelerim!
İyi ahlâk Yüce Allah'ın elindedir. Allah, iyi ahlâkı, kime bağışlamayı dilerse ona bağışlar.
Allah sana iyi ahlâkı bağışlamış bulunuyor!" buyurdu.
Sa'd b. Ubâde:
"Hamd olsun Allah'a ki, O bana bunu yaptı!" dedi.
Sabit b. Kays:
"Yâ Rasûlallah! Sa'd'ın ev halkı Cahiliye çağında da ulumuz, kuraklık ve kıtlık yıllarında da bizim yediricilerimizdendi" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İnsanlar, birtakım madenler ve cevherlerdir. Onların Cahiliye çağında iyileri, İslâmiyet çağında da iyilerdir" buyurdu. [72]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Lahy-i Cemel'e varınca, ihram halinde bulunduğu halde. [73] başında¬ki rahatsızlıktan dolayı [74] orada tepesinden kan aldırdı. [75]
Peygamberimiz Aleyhisselam Lahy-i Cemel'den hareket ederek Sukyâ'da konakladı. [76]
Peygamberimiz Aleyhisselam Sukyâ'dan hareket ederek dördüncü gün sabahleyin Ebvâ'ya vardı. [77]
Peygamberimiz Aleyhisselamın annesi Hz. Âmine'nin kabri buradadır. [78]
Peygamberimiz Aleyhisselam Cuma günü Cuhfe'de bir müddet konakladıktan sonra, oradan ayrılarak, Humm yakınında, yolun solunda bulunan mescidde durup namaz kıldı. [79]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ezrak vadisine uğradığı zaman:
"Bu hangi vadidir?" diye sordu.
"Ezrak vadisidir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Musa'nın şehadet parmaklarını kulaklarına koyup yüksek sesle telbiye ederek bu vadiden geçişini görür gibiyimdir!" buyurdu ve daha sonra bir tepeye gelip kavuştukları zaman:
"Bu hangi tepedir?" diye sordu.
"Herşâ veya Lefttepesidir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yunus'un, yuları hurma lifinden olan kırmızı tüylü bir devenin üzerinde, sırtında yünden bir abâ bulunduğu halde, buradan telbiye ederek geçtiğini görür gibiyimdir!" buyurdu. [80]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Cumartesi günü Kudeyd'e vardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam Kudeyd'den ayrılarak Müşellel'e uğradı ve orada durup namaz kıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazar günü Usfan'a vardı. [81] Usfan vadisine varıp kavuştukları zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Ebu Bekir! Bu, hangi vadidir?" diye sordu.
Hz. Ebu Bekir:
"Usfan vadisidir!" dedi.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam; Hud Peygamberin, Salih Peygamberin de bellerine abâ tutunmuş, bellerinden yukarılarını alacalı kumaşla bürümüş, genç, kırmızı,yuları hurma lifinden, dişi deve üzerinde oldukları halde Beyt-i Atîk'i tavaf ve ziyaret için telbiye ederek geçmiş olduklarını haber verdi. [82]
Peygamberimiz Aleyhisselam Pazartesi günü Merru'z-zahran'a uğradı va akşama kadar oradan ayrılmadı . [83]
Peygamberimiz Aleyhisselam, uğradığı yerlerde Müslümanlara imam olup namaz kıldırmış ve namaz kıldırdığı yerlere de mescidleryapılmıştır.
Peygamberimiz Aleyhisselam Merru'z-zahran'dan ayrılıp Şerife geldiği zaman güneş battı. [84]
Şerife geldikleri sırada, Hz.Âişe kadınlık hali görüp ağlamaya başladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Seni ağlatan nedir?" diye sordu.
Hz. Âişe:
"Vallahi bu yıl hacca çıkmamış olmamı ne kadar isterdim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sana ne oldu? Sen galiba hayzını gördün?" buyurdu.
Hz. Âişe:
"Evet!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu, Allah'ın, Âdem'in kızlarına yazdığı birşeydir.
Sen hacıların yaptığını yap! Yalnız, temizlenmedikçe Beytullah'ı tavaf etme!" buyurdu. [85]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Seniyyeteyn arasına (iki yokuş arasındaki yola) gelip kavuştu. [86]
Peygamberimiz Aleyhisselam geceyi orada, Zi Tuvâ vadisinde geçirdi. [87]
Sabah namazını orada [88] sarp bir tepe üzerinde, [89] bir semüre ağacının altında [90] kıldı. [91] Peygamberimiz Aleyhisselamın namaz kıldığı yer, T\ Tuvâ mescidinin
yapıldığı yer olmayıp bundan biraz aşağıdaki sarp tepe üzerindedir. [92]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mekke'ye Girişi

Peygamberimiz Aleyhisselam sabahleyin guslettikten sonra devesi Kasvâ'ya binip, [93] gündüz [94] kaba kuşluk vaktinde, [95] Hacun üzerindeki, [96] Mekke'nin yukan tarafına düşen Kedâ'dan, yokuştan Mekke'ye girdi. [97]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Duası

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kabe'nin Benî Şeybe kapısına kadar ilerledi. Beytullah'ı gorünce [98] ellerini kaldırdı ve:
"Ey Allah'ım! Bu Beytinin şerefini, ululuğunu, heybetini, [99] geçerliliğini, sürümünü [100] arttır. [101] Ona hac ve umre ile tazimde bulunanların da şereflerini, heybetlerini, tazimlerini ve iyiliklerini art¬tı r!" [102] diyerek dua etti. [103]
Devesini Beytullah'ın kapısında indirdi. [104]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kâbe'yi Tavaf Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, ridasının bir ucunu sağ koltuğunun altından alıp sol om uzunun üzer¬ine atmış ve sağ kolunu açmış olduğu halde [105] Mescid-i Haram'a girip doğruca Hacerü'l-Esved rüknüne vardı [106] ve onu istilâm etti.
İstilâm ederken, Peygamberimiz Aleyhisselamın gözleri yaşla doldu. Hacerü'l-Esved'i öptü, ellerini onun üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü. [107]
"Bismillahi vallahu ekber! İmanen billahi ve tasdikan bimâ câe bihî Muhammedün sallallahu aleyhi ve sellem." [108]
Veya:
"Allahumme imanen Rabbike ve tasdikan bi kitâbike ve sünneti nebiyyike sallallahu aleyhi ve sell-em" diyerek [109] Hacerü'l-Esved köşesinden tavafa başladı.
Tavafın ilk üç devresinde adımlarını kısaltıp omuzlarını silkeleyerek hızlı ve çalımlı yürüdü. [110]
Yemen ve Hacerü'l-Esved köşesine geldikçe [111], "Rabbena âtina fid dünya haseneten ve fil âhireti haseneten ve kına azâbennar" (Bakara: 201) âyetini okumakta idi. [112]
Peygamberimiz Aleyhisselam tavafın bu bölümünü tamamlayınca [113] Hacerü'l-Esved'i öptü, elleri¬ni onun üzerine koyduktan sonra yüzüne sürdü. [114]
Halkın arasından güçlükle geçip Makam-ı İbrahim'e* erişti. [115]
Makam-ı İbrahim'in arkasında, [116] Makam'ı kendisiyle Beytullah arasına alarak [117] iki rekat namaz kıldı.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu namazda İhlas süresiyle Kâfirûn sûresini okudu. [118]
Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam sesini halka işittirecek derecede yükselterek: [119]
"İbrahim'in makamını namazgah edininiz!" (Bakara: 158) mealli âyeti okudu. [120]
Sonra, dönüp Hacerü'l-Esved'i istilâm etti. [121] ve Hz. Ömer'e:
"Ey Ömer! Sen güçlü bir adamsın! [122] Hacerü'l-Esved'e erişmek için, [123] omuz vurma! [124] İnsan¬ları, [125] zayıflan [126] sıkışt]rma! [127] Ne rahatsız edil, [128] ne de rahatsız et! [129] Olmazsa, uzaktan el sürüp öpme işareti yap, kelime-i tevhid oku, tekbir getir, [130] geç!" buyurdu. [131]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Abdurrahman b. Avf'a da:
"Ey Ebu Muhammed [132] Hacerü'l-Esved rüknüne nasıl istilâm yaptın?" diye sordu. [133]
Abdurrahman b. Avf:
"Her defasında [134] istilâm yaptım, bıraküm" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İsabet etmişsin!" buyurdu. [135]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Sa'y Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselaım, bundan sonra Kabe'nin Benî Manzum kapısından [136] çıkıp Safa tepeciğine gitti. [137]
Oraya yaklaşınca:
"Şüphe yok ki, Safa ile Merve Allah'ın şeâirinden (Allah'a ibadete vesile olan nişanelerinden)dir" (Bakara: 158) mealli âyeti okudu ve:
"Allah'ın başladığından başlıyorum!" buyurdu.
Sa'ye Safa'dan başlamak üzere, Safa'nın üzerine çıktı.
Beytullah'ı görünce, [138] kıbleye yöneldi. [139] Beytullah'a bakarak [140] Allah'ı tevhid ve tekbir etti.
Üç kere (Vâkidîye göre yedi kere):
"Bir olan Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! O'nun eşi, ortağı yoktur! Mülk O'nundur! Hamd O'na mahsustur! [141] Diriltir, öldürür! [142] O herşeye kâdirdir! [143] Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! [144]
Allah va'dini yerine getirdi: Kuluna yardım etti. Toplanmış olan bütün kabileleri yalnız başına boz¬guna uğrattı" buyurdu. [145]
Peygamberimiz Aleyhisselam tekrar, Allah'ı tekbir ve O'na hamd ettikten sonra Allah'ın dilediği kadar [146] dua etti.
Duada söylediklerini de üç kere tekrarladı. Sonra, Safa tepeciğinden Merve tepeciğine doğru yürüy¬erek indi. [147]
Peygamberimiz Aleyhisselam o kadar hızlı sa'y ediyordu ki, sayinin hızından izarının açılıp diz¬lerinin göründüğü oluyordu. [148]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu hızlanışı sa'y vadisinin ortasına gelince yapıyor, ortayı geçince tabiî yürüyüşüne devam ediyordu. [149]
Müslümanlara da:
"Ey insaniar! [150] Şüphe yok ki, Yüce Allah sa'yi size vacib kıldı. Sa'y ediniz!" buyuruyordu. [151]
Peygamberimiz Aleyhisselamın say vadisi içinde "Rabbiğfir verham ve entel eazzü'l-ekrem!=Yâ Rab! Beni yarlığa ve bana rahmet et! En aziz, en kerim Sensin!" diyerek dua ettiği de rivayet edilir. [152]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Merve tepeciğine ulaşıp çıktığı zaman, Safa tepeciğinde yaptıklarını Merve tepeciğinde de aynen yaptı. [153]
Peygamberimiz Aleyhisselamın hem Beytullah'ı tavafını, hem Safa ile Merve arasındaki sa'yini, etrafına üşüşen halk kendisini görsünler de bilmediklerini sorsunlar diye yüksekte bulunmak için, hay¬vanının üzerinde olduğu halde yaptığı da rivayet edilir. [154]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Veda Haccında üç tavafı olup, kudüm tavafı olan ilkini yaya olarak yaptı. İkincisi, kurban günü yaptığı, farz olan tavaftır. Üçüncüsü de veda tavafıdır. Sanıldığına göre; biniti i olarak yaptığı tavaf ikinci veya üçüncü tavafıdır, ya da her ikisidir. [155] Saye gelince; bunu da Peygamberimiz Aleyhisselam önce yürüyerek yapmış, sonra da binitli olarak tamamlamıştır. [156]
Peygamberimiz Aleyhisselam Safa'dan Merve'yeyedi gidiş-gelişle şayi Merve'de tamamladı. [157]
Peygamberimiz Aleyhisselamın İhram Hakkındaki Emri

Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kimin yanında kurbanı varsa, o ihram üzere kalsın! [158]
Sizden hanginizin yanında kurbanı yoksa, hemen ihramdan çıksın ve haccını umreye çevirsin!" buyurdu.
Bunun üzerine Sürâka b. Malik ayağa kalkarak:
"Yâ Rasûlallah! Bu iş bizim bu yılımıza mı mahsustur, yoksa temelli sürüp gidecek midir?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, parmaklarını birbirine kenetleyerek, iki üç kere:
"Umre hacca dahil olmuştur! Kıyamete kadar temelli sürüp gidecektir!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yanında kurban getirmiş olduğu için, ihramdan çıkmadı. [159]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebtah'ta Kurulan Çadırda Kalışı

Ebtah'ta Peygamberimiz Aleyhisselam için kırmızı deriden çadır kuruldu. [160] Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke'de bulunduğu müddetçe orada kaldı; oraya geldi gitti. [161]
Peygamberimiz Aleyhisselamın amcası Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani H atun:
"Yâ Rasûlallan! Mekke evleri içinde konaklasan olmaz mı?" demişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam kabul etmedi. Medine'ye dönünceye kadar Ebtah'a gelip gitti.
Ne bir eve indi, ne de bir evin çatısı altında gölgelendi. [162]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri Ebtah'ta oturdu. [163]
Ashabdan Ebu Cuhayfe, Peygamberimiz Aleyhisselamın Ebtah'ta, öğle güneşinin sıcağından, abdest almaya çıktığını; ve Bilal-i Habeşî'nin abdest suyunu dökerken Müslümanların üşüşüp dökülen abdest suyunu kapışarak yüzlerine gözlerine sürmeye başladıklarını gördüğünü; kendisinin de abdest suyundan biraz alıp yüzüne sürdüğü zaman onu kardan daha soğuk ve miskten daha güzel kokulu bul¬duğunu; Bilal-i Habeşî tarafından ezan okunduktan sonra kıble tarafına bir baston dikildiğini ve Peygamberimiz Aleyhisselamın ona doğru yönelerek öğle namazının farzını iki rekat kıldırdığını, ikindi namazının farzını da yine onun gibi iki rekat kıldırmış olduğunu bildirir. [164]

Hz. Ali'nin Yemen'den Mekke'ye Gelişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, daha önce, Hz. Ali'yi Yemen'e göndermişti. [165] Hz. Ali, Yemen'den, Peygamberimiz Aleyhisselama ait zekat develeriyle Mekke'ye geldi.
Hz. Fâtıma'yı, ihramdan çıkanlar arasında buldu.
Hz. Fâtıma boyalı elbise giymiş ve gözlerine de sürme çekmişti.
Hz. Ali onun bu yaptığını beğenmediyse de, Hz. Fâtıma:
"Bunu bana babam emretü!" dedi.
Hz. Ali, Hz. Fâtımayı bu yaptığından dolayı azariamakve onun Peygamberimiz Aleyhisselam adına söylediklerini sormak üzere Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gitti.
Hz. Fâtıma'nın yaptıklarını haberverince, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylemiş! Sen hacca niyetlenirken ne demiştin?" diye sordu.
Hz. Ali:
'Ey Allah'ım! Resûlün neye niyetlendiyse, ben de ona niyetlendim!' dedim" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Benim yanımda kurbanım var. Sen de ihramdan çıkma!" buyurdu. [166]
Peygamberimiz Aleyhisselam terviye gününden* bir gün önce, öğle namazından sonra, [167] Hacerü'l-Esved rüknü ile Makam-ı İbrahim arasında dikilerek irad ettiği hutbesinde:
"Sizden, öğle namazını Mina'da kılmaya gücü yetebilen, öyle yapsın!" buyurdu. [168]
Peygamberimiz Aleyhisselam Kabe'ye alacalı Yemen kumaşından örtü örttürdü. [169]

Mina'ya Gidiş

Peygamberimiz Aleyhisselam Mekke'de dört gün; Pazar, Pazartesi, Salı ve Çarşamba günleri kaldı. Beşinci Perşembe [170] ten/iye günü, Beytullah'ı yedi kere tavaf ettikten sonra, güneşin batıya eğildiği sırada hayvanına bindi. [171]
Mina'da, Dârü'l-İmâme'nin bulunduğu yere indi. [172]
Hz. Âişe:
"Yâ Rasûlallah! Mina'da senin için bir gölgelik yapalım mı?" diye sordu. [173]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! [174] Mina, önce gelenin deve çöktürme yeridir!" buyurdu. [175]
Hz. Âişe'nin isteğini kabul etmedi. [176]
Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Mina'da ki İdi. [177] Geceyi, [178] Cuma gecesini [179] Mina'da geçirdi. [180] Sabah namazını da Mina'da kıldı. Güneş doğuncaya kadar bekledi.
Nemire'de* kendisine bir çadır kurulmasını emretti. [181]
Peygamberimiz Aleyhisselam, güneş doğduğu zaman [182] hayvanına bindi. [183]
Zilhicce'nin dokuzunca Cuma günü sabahleyin umumî yolun sağındaki [184] Dabb** yolunu tutup [185] Arafat'a*** doğru hareket etti. [186]
Mina'dan Arafat'a giderken ashabın kimi telbiye ediyor, kimisi de tekbir getiriyordu. [187]
Kureyşîler kendilerinin Cahiliye çağında yaptıkları gibi Peygamberimiz Aleyhisselamın da Müzdelife'deki Meş'ar-i Haram'da duracağından şüphe etmiyorlar; [188] Müzdelifeyi geçmez, orada vakfe yapar sanıyorlardı. [189]
Nevfel b. Muaviyetü'd-Di'lî, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanıbaşında gidiyordu.
"Yâ Rasûlallah! Kavmin Cem'de (Müzdelife'de) vakfe yapacaksın sanıyor?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ben, peygamberlikten önce de, onlara aykırı olarak Arafat'ta vakfe yapmışımdır!" buyurdu. [190]
Müzdelife'yi geçip gitti. [191]
Peygamberimiz Aleyhisselam Nemire'de çadırının kurulduğunu gördü ve oraya indi. [192]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Mina'dan Arafat'a varıncaya kadar tel biyeyi kesmedi. [193]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Arafat Hutbesi

Cahiliye devri insanlarının ayları geriletmeleri yüzünden, Hz. Ebu Bekir, dokuzuncu yıl haccını Müslümanlara Zilkade ayında yaptırmıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın onuncu yıl haccı ise, Zilhicceye rastlamış bulunuyordu. [194]
Hicretin 9. yılında, 9 Zilhicce arefe günü de Cuma gününe rastlamıştı . [195]
Güneş batıya doğru eğilince Peygamberimiz Aleyhisselam devesi Kasvâ'nın hazırlanmasını emret¬ti ve Kasvâ'ya hemen semer vuruldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Kasvâya binip Ürene vadisine vardı. [196]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamd eder, O'ndan yarlıganmak diler ve O'na tevbe ederiz.
Nefislerimizin şerlerinden ve amellerimizin günahlarından Allah'a sığınırız.
Allah'ın doğru yola ilettiğini saptıracak, saptırdığını da doğru yola iletecek yoktur.
Şehadet ederiz ki; Allahtan başka hiçbir ilah yoktur!
O birdir, O'nun eşi ortağı yoktur.
Ve yine şehadet ederiz ki; Muhammed O'nun kulu ve resûlüdür.
Ey Allah'ın kullan! Ben size Allahtan sakınmanızı tavsiye ve O'na itaate teşvik ederim.
Size hayır olan şeyden söz açmak ister ve bundan sonra derim ki" [197] buyurup, iki dizinin üzerine gelerek: [198]
"Ey insaniar! [199] Sözlerimi [200] iyi dinleyiniz! [201]
Vallahi [202] bilmiyorum! Belki de şu durduğum yerde, bu yılımdan [VâkıdPye göre; bu günümden] sonra sizinle bir daha buluşamayacağım! [203]
Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz!
Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz!
Dikkat ediniz! Belki, bu yılımdan sonra beni bir daha göremeyeceksiniz! [204]
Sözleri iyice dinleyip ezberleyen kişiye Allah rahmet etsin!
Belki, anlamayan, anlayana iletip anlatır.
Anlayan da, belki kendisinden daha iyi anlayışlı olana iletir!" buyurdu.
O sırada Şenûe kabilesi adamlarına benzeyen uzun bir adam kalkarak:
"Ey Allah'ın Peygamberi! O halde bizler ne yapalım?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Rabbinize kulluk ediniz!
Beş vakit namazınızı kılınız!
Ramazan ayında orucunuzu tutunuz!
Beytullah'ı haccediniz!
Zekatınızı, gönlünüzden koparak, gönül hoşluğuyla veriniz!
Yüce Rabbinizin Cennetine girersiniz!" dedi ve: [205]
"İşitiyor musunuz?" buyurdu.
Başka bir cemaatten bir adam:
"Ne diyorsun?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Rabbinize ibadet ediniz!
Beş vakit namazınızı kılınız!
Orucunuzu tutunuz!
Mallarınızın zekatını veriniz!
Âmirinize itaat ediniz! Cennete girersiniz!" buyurdu. [206]
Peygamberimiz Aleyhisselam hitabesine en yüksek sesiyle devam ederek:
Ey insanlar! Bu, hangi gündür?" diye sordu.
"Allah ve Allah'ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu ayınız, hangi aydır?" diye sordu.
"Allah ve Allah'ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Bu beldeniz, hangi beldedir?" diye sordu.
"Allah ve Allah'ın Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Gününüz, haram ve dokunulmaz bir gündür!
Ayınız, haram ve dokunulmaz bir aydır!
Beldeniz, haram ve dokunulmaz bir beldedir! [207]
Ey insaniar! [208]
İşte, kanlarınız ve mallarınız da, Yüce Rabbinize kavuşuncaya [Ahmed b. Hanbel'e göre; kavuşa¬cağınız güne] kadar-bu gününüzde, bu ayınızda, bu beldenizde olduğu gibi-birbirinize haram ve dokunulmazdır! [209]
Haberiniz olsun ki; ben, önceden gidip Havuz başında sizi bekleyeceğim!
Başka ümmetlere karşı, sizin çokluğunuzla övüneceğim!
Sakın, çok günah işleyip yüzümü kara çıkarmayınız! [210]
Benden gömnüş, benden işitmiş, benden sormuş olduğunuz şeylerde bana isnad ederek yalan uyduran kimse, Cehennemdeki yerine hazırlansın! [211]
Haberiniz olsun ki; ben birtakım [212] erkek kadın [213] insanlan [214] kurtaracağım!
Kurtarmak isteyeceğim diğer birtakım kimselere gelince; [215] onlar hakkında bana galebe çalı¬nacaktı [216]
'Yâ Rabbi! Bunlar da benim sahabilerimdir!' diyeceğim. [217]
Yüce Allah ise:
'Senden sonra onların neler yaptığını sen bilmezsin!' buyuracaktır" buyurdu. [218]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Sözlerini Rebia'ya Tekrarlatması

Mekke valisi Attâb b. Esîd, Amr b. Hâriceyi bir işi için Peygamberimiz Aleyhisselama göndermişti.
Amr b. Hârice, Arafat'ta yetişip Peygamberimiz Aleyhisselamın devesinin çenesinin altına durmuş¬tu.
Kasvâ'nın ağzından süzülen köpükler, Amr b. Hârice'nin başına dökülüyordu. [219] Kendisi çok gür sesli olup [220] Peygamberimiz Aleyhisselamın sözlerini seslenerek halka duyaracak olan Rebia b. Ümeyye b. Halef de, [221] devenin boyun kökünün altında dikiliyordu. [222]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Rebia b. Ümeyye'ye:
"Resûlullah Aleyhisselam, size:
'Ey insanlar! Bu hangi aydır?' diye soruyor, de!" buyuruyordu.
Rebia b. Ümeyye, seslenerek onlara bunu ulaştırıyor, duyuruyordu.
Onlar da:
"Haram olan aydır!" diyorlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Söyle onlara:
'Allah kanlarınızı, mallarınızı-Rabbinize kavuşuncaya kadar-bu ayınız gibi size haram ve dokunul¬maz kılınıştı r! [223]
Sizler muhakkak Rabbinize kavuşacaksınız!
Bütün amellerinizden, işlediklerinizden sorguya çekileceksiniz!" buyuruyor; [224] "Tebliğ ettim mi?" diye sorduktan sonra, elini semaya kaldırıp: [225]
"Ey Allah'ım! [226] Bunlara tebliğde bulunduğuma [227] şahit ol! [228]
Ey Allah'ım! Bunlara tebliğde bulunduğuma şahit ol! [229]
Kimin yanında emanet varsa, onu hemen sahibine teslim etsin! [230]
İyi biliniz ki; üç şey mü'min ve Müslümanın kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz:
1. Allah'a ihlaslı olarak amel etmek,
2. Emir sahiplerine nasihatta bulunmak,
3. Müslüman cemaatine-ki onlar dua ederlerse duaları müstecabdırve arkadakilerine de şamildir- tâbi olmak. [231]
İyi biliniz ki; Cahiliye devrine ait herşey ayaklarımın altına konulmuş, hükümsüz sayılmışür. [232]
Bu cümleden olarak Cahiliye devrinin bütün kan davaları kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır.
Kaldırdığım, hükümsüz saydığım ilk kan davası da bize ait kan davalarından İbn Rebia b. Haris b. Abdulmuttalib'in kan davasıdır.
Kaldırdığım, hükümsüz saydığım ilk ribâ (faiz) bizim, yani amcam Abbas b. Abdulmuttalib'in ribâ alacağıdır.
Onun tümü kaldırılmış, hükümsüz sayılmıştır. [233]
Fakat, anaparalarınız size aitir, sizin hakkınızdır.
Ne bundan fazlasını isteyip borçlulara zulmediniz, ne de hakkınızdan aşağı alıp mazlum durumuna düşünüz!
Yüce Allah 'Ribâ yoktur!' diye hükmetmiştir. [234]
İmdi ey insanlar! Şeytan, muhakkak ki, şu toprağınızda kendisine tapılmaktan temelli olarak umudunu kesmiştir. Fakat, siz bunun dışındaki, ufak-tefek işi erinizde ona uyacak olursanız, bu onu hoş¬landı racakür!
Dininiz üzerinde ondan sakınınız!
Ey insanlar! O nesî denilen ay geriletme işi, ancak küfürde bir artma sebebidir ki, onunla kâfirler şaşırtılır.
Onlar bunu bir yıl helâl, bir yıl da haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığına sayıca uydursunlar da, Allah'ın haram ettiğini helâl kılsınlar. [Tevbe: 32]
Allah katında ayların sayısı onikidir.
Onlardan dördü haram aylardır ki, üçü birbiri ardınca gelir Zilkade, Zilhicce, Muharrem.
Bir de, ikinci Cumâd ile Şaban arasındaki, Mudar'ın ayı Receptir. [235]
Ey insanlar! [236] Kadınlar hakkında Allah'tan korkunuz! [237] Çünkü siz onları ancak Allah'ın emaneti olarak aldınız.
Ve kendileriyle evlenmeyi de Allah'ın kelimesi, emir ve müsaadesiyle helâl ediniz. [238]
Ey insanlar! Şüphe yok ki, sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır! Onların da sizin üzerinizde hakları vardır! [239]
Sizin onlar üzerindeki hakkınız, döşeğinize sizden başka hiç kimseye [240] ayak bastırmamaları , [241] arayı açacak fuhuş irtikap etmem eleri , [242] istemediğiniz kimseyi evlerinize sokmamalarıdir. [243]
Eğer onlar bunun aksini yaparlarsa, [244] Allah sizin onları yatakta yalnız bırakmanıza izin ver-miştir. [245]
Kendilerini, fazla incitmeyecek derecede, dövebilirsiniz de. [246]
Eğer uysallık ederler, [247] size boyun eğerierse [248] onların üzerinizdeki hakkı, mâruf veçhile, yani memleket âdet ve geleneğine göre kendilerinin bütün yiyecek
ve giyeceklerini sağlam aktı r. [249]
Kadınlar hakkında hayırlı olmanızı tavsiye ederim. Çünkü onlar yanınızda [250] zayıftırlar. [251] Emanettirler. [252] Kendileri için birşeye malik değildirler. [253]
Ey insanlar! Size tebliğ etmiş olduğum sözlerimi aklınızda iyice tutunuz! [254]
Ben size öyle birşey bıraktım ki, ona sımsıkı sarılırsanız, hiçbir zaman doğru yoldan sapmazsınız.
O, Allah'ın Kitabıdır. [255] Allah'ın Peygamberinin sünnetidir. [256] Ev halkımdır. [257]
Ey insanlar! Sözümü iyi dinleyiniz ve aklınızda iyice tutunuz!
Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler!
Kişiye, kardeşinin malı, kendisi onu gönlünden koparak vermiş olmadıkça, helâl olmaz!
Kendinize zulüm ve yazık etmeyiniz!" buyurdu.
Sonra da:
"Allah aşkına! Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
Müslümanlar
"Allah için, evet! Tebliğ ettin!" dediler. [258]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım! Şahit ol!" diyerek Allah'ı şahit tuttu , [259] sonra da sözlerine şöyle devam etti:
"Sakın, benden sonra kâfircesine Cahiliyet haline dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
haydarı kerrar
Administrator

Administrator
haydarı kerrar


Mesaj Sayısı : 2630
Kayıt tarihi : 24/05/09
Nerden : ANKARA

İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI Empty
MesajKonu: Geri: İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI   İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI Icon_minitimeC.tesi Mart 06, 2010 7:04 pm

Ey insanlar! Rabbiniz bir, babanız birdir! Hepiniz Âdem'in soyundansınız. Âdem de topraktandır (topraktan yarat İm ıştır). [260]
Allah katında sizin en şerefliniz, en muttaki olanınız, Allah'ın emirlerini en çok yerine getireniniz, yasaklarından da en çok sakınanınızdır!
Arabın Arap olmayana üstünlüğü ancak takva iledir" buyurdu ve:
"Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
"Evet! Tebliğ ettin!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizden, burada bulunanlar, bunları bulunmayanlara da tebliğ edip ulaştırsınlar! [261]
Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah her hak sahibine hakkını vermiştir.
Vâris için, vasiyete gerek yoktur.
Çocuk, kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir.
Zânî için, mahrumluk vardır.
Kendisini babasından başkasına isnad eden kişi veya efendisinden başkasına nisbet eden köle, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın!
Allah öylelerinin ne tevbe ve nafilesini, ne de fidye ve farizasını kabul eder! [262]
Kölelerinize karşı iyi davranınız! Kölelerinize iyi bakınız! Onlara kendi yediklerinizden yediriniz, kendi giydiklerinizden de giydiriniz!
Onlar bir suç işlerler de kendilerini bağışlamak istemezseniz, satınız!
Fakat, onlara azap ve işkence yapmayınız! [263]
Ey insanlar! Size âzası kesik bir köle de âmir tayin edilecek olsa-sizi Allah'ın Kitabıyla idare ettiği zaman-onu dinleyiniz ve kendisine itaat ediniz!" buyurdu. [264]
"Size, ben sorulacağım.
Benim hakkımda ne söyleyeceksiniz bakayım?" diye sordu.
Müslümanlar
"'Allah tarafından getirdiklerini bize tebliğ ettin! Peygamberlik vazifeni yerine getirdin! Bizi öğütiedin!' diyerek şehadette bulunacağız!" dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam, şehadet parmağını semaya kaldırıp halka işaret ederek:
"Allah'ım! Şahit ol!
Allah'ım! Şahit ol!
Allah'ım! Şahit ol! [265]
Vesselâmu aleyküm ve rahmetullahi ve berekâtüh=Allah'ın selam, rahmet ve bereketleri üzerinize olsun!" buyurarak hutbesini sona erdirdi. [266]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Öğle Vaktinde Öğle ile İkindi Namazını Birleştirerek Kıldırışı

Peygamberimiz Aleyhisselam hutbesini sona erdirdiği sırada, Bilal-i Habeşî öğle ezanını okumaya başladı . [267]
Peygamberimiz Aleyhisselam susup ezanı dinledi, ezan bitince devesini indirdi. [268]
Bilal-i Habeşî kâmet getirdi. [269]
Peygamberimiz Aleyhisselam, önce öğle namazının farzını; arkasından da kamet getirilip ikindi namazının farzını kıldırdı. [270]
Bir ezan, iki kametle iki vaktin namazını birleştirdi. [271] İkisinin arasında başka namaz kılmadı. [272]

Arafat Vakfesi ve Duası

Peygamberimiz Aleyhisselam, namazdan sonra devesi Kasvâ'ya binip Cebelü'r-Rahme'nin dibinde¬ki vakfe yerine vardı.
Kasvâ'nın göğsünü kayalara doğru çevirdi. Kayaların toplu bulunduğu yeri önüne aldı ve kıbleye döndü.
Güneş batıp sarılığı azıcık gidinceye kadar vakfe yaptı . [273]
Müslümanlara da, Arafat vakfesini yapmalarını eliyle işaret buyurdu. [274]
Arafat'ta, uzakça yerlerde bulunanlara da haber göndererek:
"Meşâirinizin (Allah'a ibadete vesile olan ibadet yerlerinizin) üzerinde durunuz!
Çünkü, siz babanız İbrahim'in mirasından bir miras üzere bulunuyorsunuz [275] İşte burası, Araf attır ve vakfe yeridir. [276] Arafat'ın her tarafı vakfe yeridir. [277] Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk..." diyerek telbiye etti ve:
"Hayır ancak ahiret hayrıdır!" buyurdu. [278]
Peygamberimiz Aleyhisselam ellerini memelerinin üzerine-omuzları hizasından biraz aşağıya kadar-kaldirdı. Avuçlarının sırtını yere doğru çevirdi. [279]
Kasvâ, başını eğince, yuları düştü.
Peygamberimiz Aleyhisselam, devesinin yularını bir eliyle tutup diğer elini kaldırarak [280] dualarının efdal ve üstünü; en çok yaptığı ve kendisinden önceki peygamberlerin de duası olan şu dua ile [281] dua etmeye başladı:
"Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! O Birdir, O'nun eşi ortağı yoktur. MülkO'nundur! Hamd O'na mah¬sustur! Hayır yalnız O'nun elindedir. O diriltir, öldürür. O herşeye kâdirdir. [282] Allah şu gerçeğe şehadet eyledi ki; Allah'tan başka hiçbir ilah yok, ancak O vardır! Bütün melekler¬le ilim uluları da, adi ve hakkaniyetle durarak şahittir ki; Allah'tan başka hiçbir ilah yok, ancak A^îz ve Hakîm olan O vardır. [Âl-i İmran: 18]
Ben de bu gerçeğe şahit olanlardanım yâ Rab! [283]
Ey Allah'ım! Senin buyurduğun gibi, bizim söylediğimizden daha üstün olarak Sana hamd olsun!
Ey Allah'ım! Benim namazım, ibadetim, diriliğim, ölümüm Senin içindir!
Dönüşüm Sanadır!
Mirasım da, ey Rabbim, Sana aittir!
Ey Allah'ım! Kabirazabından, kalbin vesvesesinden, işlerin dağınıklığından Sana sığınırım!
Ey Allah'ım! Rüzgârların getirdiği âfetin şerrinden Sana sığınınm! [284]
Ey Allah'ım! Gözümde bir nur, kulağımda bir nur, kalbimde bir nur yarat!
Ey Allah'ım! Göğsüme genişlik ver! İşimi kolaylaştır!
Ey Allah'ım! Göğüslere vesvese veren şeytandan, işlerin karışıklığından, kabir fitnesinin şerrinden, gecenin getirdiği şeylerin şerrinden, gündüzün getirdiği şeylerin şerrinden, korkunç rüzgârların getirdiği âfetlerin şerrinden, zamanın nöbet nöbet gelen mihnet ve belâlarının şerrinden Sana sığınırım! [285]
Ey Allah'ım! Sağlığın hastalığa çevrilmesinden, birdenbire gelip çatacak azabından ve bütün gaz¬abından Sana sığınırım!
Ey Allah'ım! Beni doğru yoluna ulaştır! Geçmişimi, geleceğimi bağışla!
Ey başvurulacakların en hayırlısı! Kendisinden istenilenlerin en keremlisi, en vergilisi, ey mer¬hametlilerin en merhametlisi olan Allah!
Yarattıklarına ve Beytinin hacılarına verdiklerinin en üstününü şu akşam üzeri bana ver!
Ey dereceleri yükselten, bereketleri indiren, ey gökleri ve yeri yaratan Allah!
Sesler türlü türlü dillerle gürüldeyip Sana doğru yükseliyor, Senden dileklerde bulunuyor!
Benim dileğim de; dünya halkının beni unuttuğu imtihan yurdunda Senin beni anmaklığındır! [286]
Ey Allah'ım! Sen sözümü işitiyor, bulunduğum yerimi görüyor, gizli-açık neyim varsa biliyorsun!
İşlerimden hiçbiri Sana gizli değildir!
Ben çaresizim, yoksulum. Senden yardım ve eman diliyorum!
Korkuyorum, kusurlarımı itiraf ediyorum!
Bir çaresiz Senden nasıl isterse, ben de öyle istiyorum!
Zelil bir günahkâr Sana nasıl yalvarırsa, ben de öyle yalvarıyorum!
Senin yüce huzurunda boynunu bükmüş, Senin için gözlerinden yaşlar boşanan, Senin uğrunda bütün varlığını zelil eden, Senin için bumunu topraklara sürten bir kulun Sana nasıl dua ederse, ben de öyle dua ediyorum!
Ey Rabbim! Duamı kabul buyurmaktan beni mahrum kılma!
Bana Rauf ve Rahîm ol ey istenilenlerin ey hayırlısı ve verenlerin en keremlisi! [287]
İlâhî! Sana karşı kim kendisini övebilir?
İlâhî! Dilim mâsiyetlerie tutulmuş. Benim Sana vesile kılacakne işe yarar bir amelim, ne de emelden başka bir şefaatçim var!
İlâhî! Biliyorum ki; kusurlarım yüzünden ne huzurunda mevkiim, ne de Senden özür dilemeye yüzüm kalmıştır!
Fakat Sen keremlilerin en keremi isisin!
İlâhî! Ben merhametine yetişmeye ehliyetli değilsem, merhametin Bana yetişebilir! Çünkü Senin rahmetin herşeyi kuşatacak derecelerde geniştir! Ben de o kuşatılacak şeylerdenim!
İlâhî! Benim kusurum ne kadar büyük de olsa, Senin affının yanında küçük kalır!
Sen onları Bana bağışlayıver ey kerem sahibi Allah!
İlâhî! Sen kerem sahibi Allah'sın! Ben ise âciz bir kulum!
Ben günah işler durursam, Sen de bağışlar durursun!
İlâhî! Sen ancak Sana itaatli olanlara rahmet ve merhamet edeceksen, günahkârlar kime sığı¬nacaklar?
İlâhî! Ben bile bile tâatinden uzaklaştım! Sana karşı günah sayılacak yana yöneldim!
Senin şanın, her türlü eksik ve noksan sıfatlardan uzaktır!
Benim üzerimde Senin delilin, af ve keremin büyüktür!
Bana karşı Senin delilin sabittir! Benim ise Sana karşı hiçbir delilim yoktur!
Ben Sana her an muhtacım! Senin ise Bana hiçbir ihtiyacın yoktur!
Sen ancak yaratanım olarak beni bağışlarsın!
Ey duacıların dualarını kabul edenlerin en hayırlısı ve ey ümit bağlananların en üstünü!
İslâmiyet ve Muhammed Aleyhisselam üzerindeki himayen hürmetine Sana yöneliyorum: Benim bütün suçlarımı bağışla!
Benim şu durduğum yerden, bütün hacetlerimi yerine getirmiş, dileklerimi ihsan buyurmuş, temen¬nilerimi gerçekleştirmiş olarak döndür!
İlâhî! Bana öğrettiğin dua ile Sana dua ediyorum!
Bana öğretip verdiğin ümitten beni mahrum etme!
İlâhî! Karşında huşu ve huzû ile eğilen, kusurlarını itiraf ederek Sana sığınan, gözyaşları akıtarak tevbe eden, haksız davranışlarının bağışlanması ve affedilmesi için yalvaran, umduğuna ermeyi ancak Senden bekleyen, bütün kusurlarına rağmen vakfesinde Senin ihsanından ümidini kesmeyen bu kuluna akşam üzeri ne yapacaksın?
Ey bütün canlıların sığındığı ve bütün mü'minlerin yardımcısı ve koruyucusu!
İyilik edenler Senin rahmetinle kurtulurlar, kötülük edenler de kendi günahlarıyla helak olurlar!
Ey Allah'ım! Senin huzuruna çıktık, Senin civarına konduk!
Ümitlerimiz Sensin, dileklerimiz Senin yanındadır!
Senin ihsanını diler, rahmetini umar, azabından da korkarız!
Kusurlarımızın bütün ağırlığıyla yine Sana kaçıp sığındık!
Senin Beyt-i Haramını ziyaret kasdında bulunduk!
Ey istekçilerin ihtiyaçlarının sahip ve maliki olan Allah!
Ey susup duranların içlerinden geçirdiklerini bilen Allah!
Ey yanıbaşında yardım beklenecek başka Rab bulunmayan Allah!
Ey Kendisinin üstünde korkulacak başka bir yaratıcı blunmayan Allah!
Ey yanına varılacak veziri, rüşvet verilecek kapıcısı bulunmayan Allah!
Ey dilekler çoğaldıkça cömertliği, keremi artan; ihtiyaçlar çoğaldıkça fazi u ihsanı artan Allah!
Ey Allah'ım! Sen her misafiri kondurup ağırlarsın!
Bizler de Senin misafirleriniz! Bizleri cennetine kondurup ağırla!
Ey Allah'ım! Her kafileye bahşiş, her isteyene atiyye verilir; her ziyaretçiye ikram edilir! Her sevap umucuya sevap verilir!
Senin katındaki mükâfattan her mükâfat dilenene mükâfat, Senin katındaki rahmetten her rahmet dilenene rahmet, Sana yakın olmayı özleyen her özleyiciye yakınlık... ihsan olunur!
Senin af yollarını her arayana da af ve mağfiret buyuru I ur!
Bizler topluca Senin Beyt-i Haramına geldik!
Şu büyük mesâinde vakfeye durduk!
Şu mübarek yerlerde hâzır bulunduk!
Ümidimiz Yüce katındaki sevap ve mükâfata nail olmaktır!
Ümidimizi boşa çıkarma Allah'ım!" [288]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmeti İçin Özel Olarak Dua Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Arafat'ta akşam üzeri ümmetinin yarlıganması ve rahmete nail olması için Allah'a pek çok yalvardı. [289] Yüce Allah, Peygamberimiz Aleyhisselama:
"Birbirlerine zulüm, haksızlık edenler hariç olmak üzere, ümmetini bağışladım! [290] Zalimden mazlu¬mun hakkını alacağım!" buyurdu. [291]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey insanlar! Yüce Allah bugün size in'am ve ihsanda bulunup-aranızdaki haklar hariç olmak üzere-sizleri yarlıgadı. İyilerinize diledikleri şeyi verdi" buyurdu. [292]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Cenab-ı Hakk'a:
"Ya Rab! Sen istersen uğradığı zulümden dolayı mazluma cennet verip zalimi de yarlıgamaya kadirsin!" dedi.
Yüce Allah, Arefe günü akşamı, Peygamberimiz Aleyhisselamın bu duasını kabul buyurmadı. [293]

İslâm Dininin Kemâle Erdiğinin ve Müslümanlar Hakkında İlâhî Nimetin Tamamlandığının Müjdelenişi

"...Artık bugün kâfirler dininizden umutlarını kestiler.
Onlardan korkmayınız, ancak Benden korkunuz!
Bugün, sizin dininizi kemâle erdindim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve İslâmiyeti size din olarak seçip kabul ettim" (Mâide: 3) mealli âyet Peygamberimiz Aleyhisselama Cuma günü Araf afta, akşam üzeri nazil oldu. [294]

Yüce Allah'ın Mü'min Kullarını Meleklerine Övüşü

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Yüce Allah, Arefie günü akşam üzeri [295] meleklere: 'Şu kullarıma bakınız!
Toz toprak içinde [296] her uzak yoldan [297] Bana geldiler. Onlar rahmetimi umuyor, azabımdan korkuyorlar!
Halbuki, Beni görmüş değillerdir! Acaba görmüş olsalar ne yaparlardı?1 buyurdu" dedi. [298]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hac Hakkındaki Açıklaması

Peygamberimiz Aleyhisselam, Arafat'ta bulunduğu sırada, yanına Necd halkından bazı kimseler gelerek:
"Yâ Rasûlallah! Hac nasıldır? Nasıl tamam olur?" diye sordular. [299]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hac Arefe'dir. [300] Arefe günüdür. [301] Arefie günü haccıdır. [302] Arafat günüdür. [303]
Kim Müzdelife gecesi sabah namazından (Tirmizîye göre; fecrin doğuşundan) önce Arafat'a gelirse, o hacca yetişmiş, haccı tamamlamış olur.
Mina günleri üçtür.
Acele edip orada iki gün kalan kimseye günah yoktur. Geciken kimseye de günah yoktur" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu buyruğu bir münadi tarafından da halka tebliğ edildi. [304]
Arafatta Müslümanlardan kimi telbiye etmekte, kimisi de tekbir getirmekte idi. [305]

Arafat Vakfesinde Devesinden Düşüp Ölen Müslüman

Bir adam, Arafat'ta Peygamberimiz Aleyhisselamla vakfe yaparken birdenbire hayvanından düştü, boynu kırılıp hemen öldü. [306] Allah ondan razı olsun! Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onu su ve sidrle yıkayınız ve iki elbise içine kefenleyiniz! Kefene koku saçmayınız! Başını ve yüzünü de örtmeyiniz! Çünkü Allah onu Kıyamet gününde telbiye eder bir halde diriltecektir!" buyurdu. [307]

Arafat'tan Müzdelife'ye Dönüş

Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Putlara tapan Cahiliye halkı, güneş batmadan önce, güneş adamların yüzlerinde sarıkları gibi olduğu zaman Arafat'tan dağılırlardı.
Biz, güneş batmadıkça Arafat'tan dağılmayacağız" buyurdu. [308]
"Çünkü Arafat vakfesinde Cebrail Aleyhisselam gelip İbrahim Aleyhisselamı akşam namazı kılın¬madan önce acele yola çıkarmıştı. [309]
Güneş tamamıyla battıktan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselam, terkisinde Üsâme b.Zeyd olduğu halde Arafat'tan [310] Müzdelifeye doğru hareket etti. [311]
Peygamberimiz Aleyhisselamın gidişi, hızlı gidişle ağır gidiş arası bir gidişti.
Meydan buldukça hayvanını hızlandırmakta [312] ağır gitmek istediği zaman da Kasvâ'nın yularını başı semerin altındaki deliğe çarpacak derecede kasmakta, kum tepeciklerinden birine geldikçe de düzlüğe çıkıncaya kadar dizginini gevşetmekte idi. [313]
Halk da, sağdan soldan akın akın giderlerken, sağa sola çarpıyorlardı. [314]
Peygamberimiz Aleyhisselam bir ara onların hayvanlarını koşturmaya başladıklarını gördü. [315]
Arka tarafında bazı kimselerin de develerini bağıra bağıra azarladıklarını işitti. Onlara kamçısıyla işaret ederek: [316]
"Ey insanlar! Sükûnetli ve yavaş olunuz! [317]
Develeri, atları koşturmak tâ at ve iyilik değildir!" buyurdu. [318]
Bunu halka ilan ettirince, Müzdelife'ye vanp konaklayıncaya kadar, ne insanların, ne de hayvan¬larının ayaklarının yerden yükseldiği görüldü. [319]

İnsanı Cehennemden Uzaklaştıracak ve Cennete Yaklaştıracak Ameller

Peygamberimiz Aleyhisselamın vasıflarını öğrenerek Kûfe'den kalkıp gelen Abdullahi'l-Yeşkurî der ki:
"Onu Mina'da aradım.
Bana:
'O, Arafat tadır!1 denildi.
Arafat'a kadar gittim. Arafat yolunda durdum. Kendisini görünce, sıfatlarıyla tanıdım. Önünde giden bir adam, bana:
'Resûlullahın yolundan çekil!1 dedi.
Resûlullah:
'Bırak adamı! Bakalım ne haceti var?' buyurdu.
Sıkışa sıkışa yanına kadar sokuldum. Hayvanının yularını tuttum ve:
'Yâ Rasûlallah! Ben sana iki şey soracağım: Beni Cehennemden kurtaracak, Cennete koyacak şey nedir?
Beni Cennete yaklaştıracak, Cehennemden uzaklaştıracak ameli bana bildir!1 dedim. Resûlullah Aleyhisselam, semaya baktıktan sonra başını önüne eğdi.
Sonra da, bana yüzünü döndürüp:
'Eğer sen meseleyi büyütmez, uzatmaz, kısa kesersen, benim söyleyeceklerimi iyice aklında tut:
Allah'a, hiçbir şeyi eş ortak koşmaksızın ibadet et!
Farz olan beş vakit namazı kıl!
Farz olan zekatı ver!
Beytullah'ı haccet!
Ramazan orucunu tut!
Halkın sana yapmasını istemediğin şeyi, sen de onlara yapma!
Çekil artık hayvanın yolundan!' buyurdu." [320]

Akşam ve Yatsı Namazlarının Yatsı Vaktinde Birleştirilerek Kılınışı ve Müzdelife Vakfesi

Müzdelife'ye varılınca bir ezan okundu. [321] Kamet getirildi. [322]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bir ezan ve iki kametie [323] önce akşamı, arkasından da yatsıyı toptan; [324] akşamın farzını üç, yatsının farzını iki rekat olarak kıldırdı. [325]
"Akşamla yatsıdan ibaret olan bu iki namaz, şu yerde belli vakitlerinden değiştirilmiştir. Sakın, halk yatsı girmedikçe Müzdelifeye gelmeye çalışmasın!" buyurdu. [326]
Peygamberimiz Aleyhisselam, fecir doğuncaya kadar Müzdelife'de yattı. [327]
Sabah namazını bir ezan ve bir kametle, [328] vaktinden önce, [329] yani alacakaranlıkta kıldırdı [330] ve:
"Sabah namazının vakti (şafağın sökmesine işaretle) şu saattir!" buyurdu. [331]
Sonra, Kasvâya binerek Meş'ar-i Haram'a geldi. [332]
Kuzah* dağının üzerinde durdu ve:
"İşte Kuzah! O vakfe yeridir! [333]
Müzdelife'nin her yeri vakfe yeridir!" buyurdu. [334]
Kıbleye yöneldi. [335]
Allah'a hamd ü sena [336] ve dua etti. [337]
Tekbir getirdi, tehlil ve tevhid okudu.
Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar vakfeden ayrılmadı.
'Lebbeyk! Allahümme Lebbeyk!...1 diyerek tel biyeye devam etti. [338]
Peygamberimiz Aleyhisselam, kendisinin Mina'da atacağı taşları Müzdelife'de toplatıp Akabe cem¬resine taşıttı. [339]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmeti Hakkındaki Duasının Kabul Buyuruluşu

Yüce Allah, Arafat'ta Peygamberi imiz Aleyhisselamın:
"Sen istersen uğradığı zulümden dolayı mazluma Cennet verip, zalimi de yarlıgarsın!" diyerek yap¬tığı duasına o akşam icabet buyurmamıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ertesi günü, Müzdelife sabahında bu husustaki duasını tekrarladı, sonra da güldü. [340]
Ashabdan bazıları , [341] Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer: [342]
"Yâ Rasûlallah! Babam, anam sana feda olsun! Sen bu saatte şurada hiç gülmezdin!? Allah seni hep güldürsün!" dediler. [343]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yüce Allah iyi olanlarınızı yarlıgadı.
İyilerinizin iyi olmayanlar hakkındaki şefaatini kabul buyurdu.
İnen ilâhî rahmet, onları içine aldı, sonra yeryüzüne dağıldı.
Tevbe edip dilini ve elini günahtan koruyan ve sakınan herkesin üzerine düştü!
Şeytanla askerleri ise, Arafat dağlarının üzerinde:
'Allah onlara bakalım ne yapacak?' diye gözIüyorlardı. [344]
Yüce Allah'ın benim duamı kabul buyurduğunu ve ümmetimi yarlıgadığını öğrenince, şeytan başı¬na toprak saçtı [345] ve:
'Biz zaten uzun zamandan beri onlar hakkında korkup duruyorduk! Nihayet rahmet ve mağfiret gelip onları bürüdü! [346] Eyvah! Mahvolduk!' diyerek çığlıklar kopardılar, [347] dağıldılar. [348]
Onun yaptığı feryada güldüm.
Şeytanın, Bedir günü dışında hiçbir gün, Arefe gününde olduğu kadar, Allah'ın rahmetini indirip büyük günahlardan geçtiğini görünce zelil, hayırdan uzak, hor ve hakir, öfkeli bir duruma düştüğü görülmemiştir!" buyurdu.
"Şeytan Bedir günü ne görmüştü?" diye soruldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Şeytan Bedir günü Cebrail'in çarpışmak için melekleri sıraladığını görmüştü!" buyurdu. [349]

Haccın Nasıl Tamamlanmış Olacağı

Urve b. Müferrisü't-Tâî, halkın Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte yaptığı Arafat vakfesine yetişememiş, Arafat'a ancak Peygamberimiz ve halk M üz d e life'd e bulunduğu sırada geceleyin vara¬bilmiş, orada vakfesini yaptıktan sonra Müzdelife'ye dönmüştü. [350]
Urve b. Müferris derki:
"Resûlullah Aleyhisselamı, Müzdelife'de vakfe yaptığı sırada gördüm. Kendisi:
'Kim şu namazımızı şurada bizimle birlikte kılar ve bundan önce de Arafat'ta geceleyin veya gündüzün vakfe yapmış bulunursa, o, haccını tamamlamıştır.
Müzdelife'den dönüş yapılıncaya kadar hac âmiri ile halka yetişebilen kişi, hacca yetişmiştir.
Hac amiriyle halka burada yetişemeyen kişi ise hacca yetişmiş olmaz!' buyurdu. [351]
Namaza çıktığı sırada [352] Resûlullah Aleyhisselamın yanına vardım ve:
'Yâ Rasûlallah! Ben Tayyi'in iki dağından geliyorum! Hayvanımı da, kendimi de yormuş bulunuyo¬rum! Vallahi, üzerinde vakfeye durmadığım bir tepe bırakmadım! Benim için hac olmuş mudur?' dedim. [353]
Resûlullah Aleyhisselam:
'Müzdelife'de sabahlayan, [354] şu namazda bizimle birlikte bulunan, [355] sabah namazını burada biz¬imle birlikte kılan, [356] şu namazda bize yetişen, [357] şu vakfe yerinde [358] bizimle birlikte vakfe ve bizim¬le birlikte dönüş yapan, [359] bundan önce de [360] Arafat'a gidip [361] geceleyin veya gündüzün [362] vakfe yapmış, [363] oradan dönmüş bulunan kişi, [364] haccını tamamlamış, ihramdan çıkma devresine girmiş olur!' buyurdu." [365]

Müzdelife'den Mina'ya Dönüş

Müşrikler, güneş doğmadıkça Müzdelife'den Mina'ya dönmezlerve:
"Ey Sedir dağı! Haydi, güneşin ışığı ile parılda!" derlerdi. [366]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kureyşîler İbrahim Aleyhisselamın ahdine aykırı davrandılar. [367]
Cahiliye halkı, güneş doğduktan sonra adamların yüzlerinde sarıkları gibi olduğu zaman Meş'ar-i Haram'dan, Müzdelife'den dağılır, dönerlerdi.
Biz ise [368] güneş doğmadan Müzdelife'den dağılacak, döneceğiz! [369] Kurbanımız da, putatapan-larınkine aykırıdır!" buyurdu. [370]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Fadl b. Abbas'ı terkisine alarak, güneş doğmadan Müzdelife'den Mina'ya hareket [371] ve orta bir gidişle yola devam etti.
Halk, sağdan soldan akın akın gidiyor, Peygamberimiz Aleyhisselam da onlara:
"Yavaş olunuz ey insanlar! Yavaş olunuz!" buyuruyor [372] ve kendisi:
"Lebbeyk Allahümme lebbeyk!..." diyerek telbiye etmekten geri durmuyordu. [373]

Kulağa, Göze, Dile Sahip Olunup Yarlıganılacak Gün

Fadl b. Abbas, güzel saçlı, ak benizli ve yakışıklı bir gençti.
Peygamberimiz Aleyhisselam giderken, Peygamberimiz Aleyhisselamınyanından birtakım kadınlar geçtiler.
Fadl b. Abbas onlara bakmaya başladı.
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam elini Fadl'ın yüzüne tuttu.
Fadl ise, yüzünü öbür tarafa çevirerek bakmaya başladı.
Bu sefier, Peygamberimiz Aleyhisselam da elini öbür tarafa çevirip, Fadl'ın yüzünü tekrar kapadı.
Fadl ise, yüzünü öbür tarafa çevirerek baktı durdu. [374]
Gördüğü güzel kadın ve kızlara bakmaktan kendisini alamayan Fadl b. Abbas'a, [375] Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kardeşimin oğlu!*
Bu gün, kişinin, kulağına, gözüne, diline sahip olupyariıganacağı bir gündür!" buyurdu. [376]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Fadl'ın boynunu tutup yüzünü başka tarafa çevirdiğini görünce, Hz. Abbas:
"Yâ Rasûlallan!
Amcanın oğlunun yüzünü ne için çevirdin?" diye sorunca da, ona:
"Birdelikanlı ve bir genç kız gördüm de, aralarına şeytanın girmeyeceğine emin olamadım!" buyur-du. [377]

Halka Sükûnetle Gidişin Tavsiye ve Muhassir'den Toplanacak Cemre Taşlarının Nasıl Atılacaklarının Tarif Edilişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Muhassir** vadisine erişip [378] vadiye girince:
"Cemrede atılacak taşları toplayınız!" buyurdu. [379]
Cemreleri, fiske taşı gibi küçücük taşları parmak arasına alarak taşlamalarını da emretti. [380]
"Bilmiyorum [381] Belki de, bu yılımdan sonra [382] sizinle bir daha buluşamam! [383] Sizi bir daha göre-mem!" buyurdu. [384]
Fiske taşının nasıl atılacağını da, eliyle işaret ederek gösterdi. [385]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Muhassir vadisinde hayvanını hızla sürüp büyük cemreye, Akabe cemresine çıkan orta yolu tuttu. Orada bulunan ağacın yanındaki cemreye vardı. [386]

Cemrenin Anlamı, Cemrelerin Yerleri, Hac Amelleri ve Tarihçesi

"Cemre"nin ateş közü, koru, küçük çakıl taşlan ve daha başka mânâları varsa da, burada hac amel¬lerinden cemre ve cemrelerin atıldığı yer mânâsına olup; ilk cemre, orta cemre ve Akabe cemresi diye anılan üç cemredeki taşlamayı, [387] yani küçük çakıl taşlarını belli zamanında belli yerlerde ve belli sayı¬da atmayı ifade eder. [388]
Cemrelerin üçü de Mina'dadır.
Akabe cemresi, büyük cemre, kurban kesme günü taşlanır. Burası Mina'nın sonundadır.
İlk ve orta cemreler ise, Hayf mescidinin yukarısındadır. [389]
Cemre taşlan, Allah'ı zikri tesbit etmek, belirlemek, [390] yedi tekbirin sayısını unutmamak için teşrî kılınmıştır.
Namazın sonunda okunan teşbihlerin sayısını unutmamak için parmakların boğumlarına başvurul¬ması da böyledir. [391]
İbrahim Aleyhisselam, İsmail Aleyhisselamla birlikte Kabe'nin duvarlarını yükseltip:
"Ey Rabbimiz! İbadet edeceğimiz yerleri, hac amellerini bize göster, öğret!" diye dua ettikleri zaman (Bakara: 128), Cebrail Aleyhisselam geldi ve İbrahim Aleyhisselama:
"Kabe'yi tavaf et!" dedi.
İbrahim Aleyhisselamla İsmail Aleyhisselam, Kabe'yi yedi kere tavaf ve H acerü'l-Esved'i istilâm ettil¬er.
Makam-ı İbrahim arkasında iki rekat namaz kıldılar.
Cebrail Aleyhisselam, Safa ve Merve'den başlayarak bütün hac amellerini ve yerlerini gösterdi. [392]
Safa ile Merve için:
"İşte bu, Allah'ın şeâirinden (ibadet için belirlenen yerlerinden)dir!" dedi. [393]
O sırada, şeytan Safa yanında koşmaya, İbrahim Aleyhisselam da yarışmaya başladı. [394] Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselamı alıp Mina'ya götürdü ve:
"Burası Mina'dır. Halkın hayvanlarını ıhdırdıkları yerdir" dedi. [395]
Akabe cemresine uğradıkları zaman, şeytan Akabe cemresinin yanında İbrahim Aleyhisselama göründü. [396]
Cebrail Aleyhisselam:
"Tekbir getir [397] ve taş at ona!" dedi. [398]
İbrahim Aleyhisselam, küçük çakıllardan ona yedi taş attı, şeytan kayboldu. [399]
Bundan sonra, şeytan, orta, ikinci cemrenin yanında tekrar göründü. [400]
Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselama:
"Tekbir getjr. [401] taş at ona!" dedi. [402]
İbrahim Aleyhisselam, şeytana küçük çakıllardan yedi taş attı, şeytan kayboldu.
Şeytan, üçüncü, son ve aşağı cemrenin yanında [403] tekrar göründü. [404]
Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselama:
"Tekbir getir! [405] Taş at ona!" dedi. [406]
İbrahim Aleyhisselam da ona fiske taşları gibi yedi taş daha attı. [407]
Şeytan yine kayboldu. [408]
Cebrail Aleyhisselam, İbrahim Aleyhisselamı Müzdelife'ye götürdü ve:
"Burası Meş'ar-i Haram'dır!" dedi. [409]
Daha sonra onu Arafat'a kadar götürdü. [410]
Böylece ona hac amellerini ve yerlerini öğretip. [411] üç kere:
"Sana öğrettiğim şeyleri, [412] hac ibadetlerini ve yerlerini [413] iyice öğrendin mi?" diye sordu.
İbrahim Aleyhisselam:
"Evet!" dedi. [414]
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselama, insanlara haccı ilan etmesi emrolundu. [415]
İbrahim Aleyhisselam:
"Ne diyerek ilan edeyim?" diye sordu.
Cebrail Aleyhisselam:
"Üç kere, 'Ey insanlar! Rabbinizin davetine icabet ediniz!' de!" dedi. [416]
İbrahim Aleyhisselam:
"Yâ Rab! Sesim buradan insanlara ulaşmaz ki?" dedi.
Yüce Allah:
"Sen seslenip ilan et! Sesini insanlara ulaştırmak Bana düşer!" buyurdu.
Bunun üzerine, İbrahim Aleyhisselam, Makam-ı İbrahim diye anılan taşın üzerine çıkti.
Makam-ı İbrahim o kadar yükseldi, uzadı ki dağlardan daha yüksek ve uzun oldu!
O zaman bütün yeryüzü, dağları, ovaları, karaları, denizleri; insanlara, cinlere İbrahim Aleyhisselamın sesini duyuracak şekilde derlenip toplandı.
İbrahim Aleyhisselam, şehadet parmaklarının uçlarını kulaklarının içine tıkadı.
Yüzünü güneye, kuzeye, doğuya, batıya çevirerek ve güneyden başlayarak:
"Ey insanlar! Beyt-i Atîk'i haccetmeniz size farz kılındı! Rabbinizin davetine icabet ediniz!" diyerek seslenince, yedi kat yerlerin altındakiler, doğu ile batı arasındakiler ve bütün yeryüzünde ki I er:
"Lebbeyk, Allahümme lebbeyk..." diyerek icabet ettiklerini tekrar tekrar bildirdiler.
O zaman İbrahim Aleyhisselamın davetine bir kere icabet etmiş olanlara bir kere, iki kere icabet etmiş olanlara iki kere, üç kere icabet etmiş olanlara üç kere ilââhirih.. haccetmek nasip olur, denil miştir. [417]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Akabe Cemresine Atışı

Peygamberimiz Aleyhisselam Müslümanlara hac amellerini anlatmaya devam etti.
Fiske taşlarının baş ve şehadet parmaklan arasına alınarak atılacağını gösterdi. [418]
"Ey insanlar! Hac amellerinizi nasıl yapacağınızı Benden öğreniniz ve onları ezberleyiniz! Bilmiyorum! Belki de bu yılımdan sonra bir daha haccedemem! [419]
Dinde taşkınlıktan sakınınız! Çünkü, sizden öncekileri helak eden, ancak dindeki taşkınlıkları idi" buyurdu. [420]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Akabe cemresini taşlaması, kurban kesme günü, güneşin doğuşun¬dan sonra idi. [421]
Peygamberimiz Aleyhisselam Mina vadisinin ortasına, aşağıdan yukarıya doğru durdu. Beytullah'ı soluna, Minayı da sağına aldı.
Büyük cemreye (Akabe cemresine) yöneldi. [422]
Akabe cemresini atıncaya kadar, telbiyeyi kesmedi. [423]
Akabe cemresine biner birer yedi tane fiske taşı attı ve her taşı atarken de, "Allahuekber!" dedi. [424]
Peygamberimiz Aleyhisselam küçük fiske taşlarını baş ve şehadet parmakları arasına alıp birer birer atarken, halk da cemre taşlarını atmaya ve birbirleri üzerine yığılmaya başlamışlardı. [425]
O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın terkisindeki Fadl b. Abbas, [426] halkın attıkları taşlar Peygamberimiz Aleyhisselama değmesin, onu yaralamasın diye [427] siper oluyor, onu koruyordu. [428]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey insanlar! Birbirinizi öldürmeyiniz!
Sizler, cemre taşları atacağınız zaman, fiske taşları gibi küçüklerini, parmaklarınızın arasında atınız!" buyurdu. [429]
Kudâme b. Abdullah:
"Resûlullah Aleyhisselamı devesinin üzerinde cemreleri atarken gördüm.
Ne vurmak vardı, ne itip kakmak vardı, ne 'Çekil, çekil!1 demek vardı!" demiştir. [430]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kurban Günündeki Hutbesi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Akabe cemresine yedi taşı attıktan sonra orada durmayıp konak yer¬ine döndü. [431]
Kıblenin sağ tarafına işaret ederek:
"Muhacirler oraya insin,"
Kıblenin sol tarafına işaret ederek:
"Ensar oraya insin! Sair halk da onların çevrelerine insinler!" buyurdu. [432]
Böylece, Muhacirler mescidin önüne, Ensar da mescidin arkasına indiler. [433]
9 Zilhicce Arefe günü Cuma gününe rastladığına göre, [434] 10 Zilhicce Kurban Bayramı günü de Cumartesi gününe rastlamış bulunuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kurban günü [435] devesi Adbâ'nın üzerinde olduğu halde [436] cem¬relerin arasına varıp durdu. [437]
Bilal-i Habeşî ile Üsâme b. Zeyd Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında bulunuyor, Bilal-i Habeşî devenin yularını tutuyor, Üsâme de ihramını Peygamberimiz Aleyhisselamın başının üzerine kaldırarak Peygamberimiz Aleyhisselamı güneşten (güneşin hararetinden) koruyordu. [438]
Amr b. Hârice de, Peygamberimiz Aleyhisselamın devesinin boyun kökünün önünde dikilmiş duruy¬or, devenin gevişinden süzülen köpükler Amr b. Hârice'nin iki omuzu arasına dökülüyordu. [439]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra, halka (Arafat hutbesine benzer) uzun bir hutbe irad buyurdu. [440]
Yüce Allah, halkın kulaklarına, Mina'daki konak yerlerinden bile Peygamberimiz Aleyhisselamın hutbesini işitebilecek bir kabiliyet ve hassasiyet vermişti. [441]
Peygamberimiz Aleyhisselam, hutbesinde şöyle buyurdu:
"Ey insanlar! Sözlerimi iyi dinleyiniz ve onları aklınızda tutunuz!
Bilmiyorum, ben belki de bu yılımdan sonra şurada sizinle bir daha buluşamayacağım!
Ey insaniar! [442] Biliyor musunuz; [443] bugün hangi gündür?" diye sordu. [444]
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [445] sustular. [446]
Peygamberimiz Aleyhisselam da sustu. [447]
Peygamberimiz Aleyhisselamın o güne kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kurban günü değil midir?" diye sordu.
"Evet! [448] Kurban günüdür!" [449] dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylediniz! [450] En büyük hac günüdür!" buyurdu. [451]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Biliyor musunuz; [452] bu ay hangi aydır?" diye sordu. [453]
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [454] sustular. [455]
Peygamberimiz Aleyhisselam da sustu. [456]
Peygamberimiz Aleyhisselamın o aya kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Zilhicce değil midir?" diye sordu. [457]
"Zilhicce'dir" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylediniz!" buyurdu ve:
"Biliyor musunuz; [458] burası hangi beldedir?" diye sordu. [459]
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler, [460] sustular. [461]
Peygamberimiz Aleyhisselam da sustu. [462]
Peygamberimiz Aleyhisselamın bu beldeye kendi isminden başka bir isim vereceğini sandılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Belde-i Haram değil midir?" diye sordu.
"Evet" dediler. [463]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Doğru söylediniz!" buyurdu [464] ve:
"Haramlıkça en büyük olan gün hangi gündür?" diye sordu.
"Bu günümüzdür!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Haramlıkça en büyük olan ay hangi aydır?" diye sordu.
"Bu ayımızdır!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Haramlıkça en büyük olan belde hangi beldedir?" diye sordu.
"Bu beldemizdir!" dediler. [465]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Rabbinize kavuşacağınız güne kadar, [466] kanlarınız, mallarınız, ırz ve namuslarınız da bu şehrin, bu ayın, bu günün haramlığı ve dokunulmazlığı gibi birbirinize haramdır! [467] Allah size bunları haram kılmıştır!" buyurdu. [468]
"Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım! Şahit ol!" dedi. [469]
Müslümanlara da:
"Muhakkak ki, sizler Rabbinize kavuşacaksınız! O da sizleri amellerinizden sorguya çekecektir!" buyurdu [470] ve:
"Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
Müslümanlar
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım! Şahit ol!" dedi ve Müslümanlara:
"Dikkat ediniz! Kimin yanında bir emanet varsa, onu emanet edene hemen teslim etsin!
Biliniz ki; Cahiliye çağındaki bütün ribâlar (faizler) kaldırılmıştır!
Cahiliye çağındaki bütün kan davaları kaldırılmıştır!
Kaldırdığım ilk kan davanız da, İyas b. Rebia b. Hâris'in kan davasıdır!" buyurdu ve:
"Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım! Şahit ol!" dedi ve:
"Burada bulunanlar, bulunmayanlara da tebliğ etsin!
Biliniz ki; Müslümanın Müslümana herşeyi haram kılınmıştır.
Müslümanın malı-kendisi gönlünden koparak vermiş olmadıkça-başkasına helâl olmaz! [471]
Dikkat ediniz!
Benden sonra, sakın sapkınlık, kâfirlik haline dönmeyiniz ve birbirinizin boynunu vurmayınız! [472]
Bunları, burada bulunanlarınız, bulunmayanlarınıza tebliğ etsin!
Olabilir ki, burada bulunan kimse bunları daha iyi anlar bir kimseye tebliğ etmiş bulunur! [473]
Tebliğ ettim mi? Tebliğ ettim mi? [474]
Ey insanlar! O, nesî denilen ay geriletme işi ancak küfürde bir artma sebebidir ki, onunla kâfirler şaşırtılır.
Onlar onu bir yıl helâl, bir yıl haram sayarlar ki, Allah'ın haram kıldığına sayıca uydursunlar da, Allah'ın haram ettiğini helâl kılsınlar. [475]
Haberiniz olsun ki; zaman, Allah'ın, göklerle yeri yarattığı gündekine benzeyen şekline, eski haline dönmüştür:
Allah katında ayların sayısı onikidir.
Bunlardan dördü haram aylardır.
Üçü birbiri ardınca gelir Zilkade, Zilhicce, Muharrem.
Biri de iki Cumâd ile Şaban arasında bulunan Mudahn ayı Recep'tir" buyurdu. [476]
"Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
haydarı kerrar
Administrator

Administrator
haydarı kerrar


Mesaj Sayısı : 2630
Kayıt tarihi : 24/05/09
Nerden : ANKARA

İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI Empty
MesajKonu: Geri: İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI   İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI Icon_minitimeC.tesi Mart 06, 2010 7:05 pm

"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım! Şahit ol!" dedi, sonra da:
"Ey insanlar! Şüphe yok ki, kadınların sizin üzerinizde hakkı vardır.
Sizin de onlar üzerinde hakkınız vardır.
Sizin onlar üzerindeki hakkınız; döşeğinize hiç kimseye ayak bastırmamaları, istemediğiniz kimseyi izniniz olmadıkça evlerinize sokmamalarıdır.
Eğer onlar aksini yaparlarsa, Allah sizin onları yatakta yalnız bırakmanıza izin vermiştir.
Kendilerini, fazla incitmeyecek derecede, dövebilirsiniz de!
Eğer uysallık ederler, size boyun eğerlerse, onların üzerinizdeki hakkı; mâruf veçhile [yani, mem¬leket âdet ve geleneğine göre] kendilerinin bütün yiyecek ve giyeceğini sağlamaktır.
Çünkü onlar yanınızda zayıf bir durumdadırlar, kendileri için birşeye malik değildirler.
Siz onları ancak Allah emaneti olarak aldınız ve kendileriyle evlenmeyi de Allah'ın kelimesi, emir ve müsaadesiyle helâl edindiniz.
Kadınlar hakkında Allah'tan korkunuz. Onlar hakkında hayır tavsiye ediniz!" buyurdu.
Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım! Şahit ol!" diyerek tebligatına Allah'ı şahit tuttu. [477]
Ve hutbesine şöyle devam etti:
"Şüphe yok ki, Yüce Allah her insanın mirasından hissesini ayırmış, [478] her hak sahibine hakkını vermiştir. [479]
Vâris için, vasiyete gerek yoktur.
Biliniz ki; çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir.
Zânî için mahrumluk vardır.
Kendisini babasından başkasına nisbet eden kişi veya efendisinden başkasına nisbet eden köle, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın!
Allah öylesinin ne tevbe ve nafilesini, ne de fidye ve farizasını kabul eder! [480]
Sadaka ve zekat almak, kendime de, ev halkıma da helâl değildir!" buyurup, devesinin omuzundan bir tüy kopararak:
"Buna eşit veya bu ağırlıkta birşey bile olsa da helâl değildir! [481]
Ey insanlar! Muhakkak ki, şeytan şu toprağınızda kendisine tapılmaktan umudunu kesmiş bulunuy¬or! Fakat, siz, bunun dışındaki ufak-tefek işlerinizde ona uyacak olursanız, bu onu hoşlandırır!
Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler!
Müslüman kişiye, kardeşinin kanı da, malı da helâl olmaz! Meğerki, kendisi gönlünden koparak ver¬miş olsun [482]
Siz, âzası kesik kara bir köle bile tayin edilir de o sizi Allah'ın Kitabıyla yönetirse, onu dinleyiniz ve kendisine itaat ediniz! [483]
Suçlu, kendi suçundan başkasıyla suçlanamaz!
Baba, oğlunun suçu üzerine; oğlu da, babasının suçu üzerine suçlanamaz! [484]
Dikkat ediniz! Siz şu dört şeyi kat'iyyen işlemeyeceksiniz:
1. Allah'a hiçbir şeyi eş ve ortak tutmayacaksınız!
2. Allah'ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı haksız yere öldürmeyeceksiniz!
3. Zina etmeyeceksiniz!
4. Hırsızlıkyapmayacaksınız! [485]
Ben, 'Lâ ilahe illallah' dedirtinceye kadar insanlarla çarpışmak üzere emrolundum!
Onlar, bunu söyledikleri zaman, kanlarını, mallarını kurtarırlar!
Kendilerinin hesaplan ise Allah'a aittir!
Ben size, sizi doğru yoldan saptırmayacak şeyi, Allah'ın Kitabını bırakmış bulunuyorum" buyurdu.
"Tebliğ ettim mi?" diye sordu.
"Evet!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım! Şahit ol!" dedikten sonra konak yerine döndü. [486]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Kurbanlarını Kesmesi, Kestirmesi

Peygamberimiz Aleyhisselam kurban kesme yerine gidip: [487]
"Burası, kurban kesme yeridir! [488]
Mina'nın her tarafı kurban kesme yeridir [489]
Bütün teşrik günlerinde de kurban kesilir! [490]
Kurbanınızı konakladığınız yerlerde kesiniz! [491]
Mekke'nin bütün caddeleri, yolları da, kurban kesme yeridir!" buyurdu. [492]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ömür yıllarının sayısı kadar, [493] kendi eliyle altmışüç deve boğa¬zladıktan sonra, bıçağı Hz. Ali'ye verdi. Geri kalanını da Hz. Ali boğazladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, her devenin etinden birer parça alınmasını emretti. Bunlar bir çöm¬leğe konularak pişirildi.
Peygamberimiz Aleyhisselam da, Hz.Ali de ondan yediler. [494]
Peygamberimiz Aleyhisselam, develerin etlerini, derilerini ve çullarını fakirlere dağıtmasını Hz. Ali'ye em retti. [495]
"Kurbanların kelle ve ayaklarını kasap ücreti olarak verme!" buyurdu, [496] verilmedi. [497]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Tıraş Oluşu

Peygamberimiz Aleyhisselam, kurbanını kesince, berber çağırdı. [498] Çağrılan berber, Ma'mer b. Abdullah'tı.
Ma'mer b. Abdullah der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, Mina'da kurbanını kestiği zaman, kendisini tıraş etmemi emretti . [499]
Ustura bıçağımı alıp başucuna dikildim. Yüzüme baktı ve bana:
'Ey Ma'mer! Resûlullah, kulağının yumuşağından itibaren başını, elinde usturan olduğu halde sana teslim etti!1 buyurdu.
'Vallahi yâ Rasûlallah! Hiç şüphesiz, bu vazife bana Allah tarafından ihsan buyurulan bir nimettir!' dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Evet! Öyledir!1 buyurdu.
Sonra, Resûlullah Aleyhisselamın başını tıraş ettim." [500]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Kesilen Saçının Müslümanlar Arasında Bölüştürülüşü

Müslümanlar Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçından almak için hazırlanmışlardı. [501]
Peygamberimiz Aleyhisselam, eliyle sağ tarafına işaret ederek, berbere:
"Şurayı al!" buyurdu. [502]
Berber, Peygamberimiz Aleyhisselamın başının sağ tarafının saçını kesti. [503] Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Talhatü'l-Ensârî'yi çağırdı. [504] Kesilen saçları ona verdi. [505]
Sonra, berbere sol tarafını uzatarak, "Tıraş et!" buyurdu.
Berber orayı da tıraş edince, Peygamberimiz Aleyhisselam Ebu Talha'ya sol tarafının kesilen saçını da verip:
"Halk arasında bölüştür!" buyurdu. [506]
Peygamberimiz Aleyhisselam başını tıraş ettirdiği zaman saçından ilk alan, Ebu Talha oldu. [507]
Sahabiler, Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçını yere düşürmemek için çevresini sardılar. [508] Saçının bir tek telini bile ellerinin içinden başka bir yere düşürmediler. [509]
Peygamberimiz Aleyhisselamın kesilen saçından zevcelerine de herkesin payı kadar düştü.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bıyık ve yanaklarından kesilenlerle, kesilen tırnaklarının yere gömülmesini emretti. [510]
Müslümanlardan bir kısmı tıraş oldular, bir kısımları da saçlarını kırptırdılar. [511]

Halid b. Velid'in Başında Taşıdığı Şa'r-ı Nebevî ile Zaferler Kazanışı

Peygamberimiz Aleyhisselamın alnının saçı kesildiği zaman, Halici b. Velid:
"Yâ Rasûlallah! Alnının saçını bana ver! Hiç kimseyi bu hususta bana tercih etme! Anam, babam sana feda olsun!" diyerek yalvardı.
Saçlar kendisine verilince, Halid b. Velid, onu gözlerine sürdü ve kalensüvasının (külahının) içinden önüne yerleştirdi. Bu sayede onun karşılaşıp da yenilgiye uğratmadığı bir topluluk yoktu. [512]
Nitekim, Halid b. Velid:
"Ben onu hangi tarafa yöne İttim se, orası fetholundu!" demiştir. [513]
Hz. Ebu Bekir; Uhud'da, Hendek'te, Hudeybiye'de ve karşılaştıkları savaş yerlerinde onun yaptık¬larına, bir de şimdiki haline bakarak şaşmakta idi. [514]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hac Hakkında Sorulan Soruları Cevaplayışı

Peygamberimiz Aleyhisselam, tıraş olduktan sonra güzel koku süründü, gömleğini giyip halk ile oturdu.
Kendisine hac amelleri hakkında sorular sormaya başladılar. [515]
O gün, yapılan hac amellerinin takdim ve tehiriyle ilgili hiçbir soru sorulmadı ki, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yapınız! Sakınca yok!" buyurmuş olmasın. [516]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Kadınlara tıraş değil, ancak saçlarından kırpmak vardır!" buyurup, [517] kadınların başlarını tıraş ettirmelerini yasakladı. [518]


İfâza Tavafının Yapılışı

Peygamberimiz Aleyhisselam, Kurban Bayramının birinci günü [519] güneşin zevalinden, [520] öğle vaktinden önce [521] hayvanına binerek ifâza tavafını yapmak üzere Beytullah'a gitti. [522]
Müslümanlara da, ifâza tavafına gitmelerini emretti. [523]
Peygamberimiz Aleyhisselam, ifâza tavafını yaptıktan sonra öğle namazını kıldı.
Zemzem kuyusundan zemzem çekip hacılara içirme hizmetinde bulunan Abdulmuttalib oğullarının yanına vardı ve:
"Ey Abdulmuttalib oğulları! Kovalarla su çekiniz!
Eğersikâye hizmetiniz hususunda halkın üşüşüp size galebe çalmayacağından emin olsaydım, ben de sizinle birlikte kovalarla Zemzem suyu çekerdim! [524]
Bana da bir kova su uzatınız!" buyurdu. [525]
Abdulmuttalib oğulları, Peygamberimiz Aleyhisselama hemen bir kova zemzem sundular. Peygamberimiz Aleyhisselam ondan içti. [526]
Başına da döktü. [527]
Ağzına zemzem alıp kovanın içine püskürdü.
Kovadaki zemzemi kuyuya boşaltın alarmı emretti, boşalttırdı. [528]
Sonra, kendisi devesinin üzerinde, Üsâme b. Zeyd de terkisinde olduğu, [529] Muhacir ve Ensar sahabileri de yanında bulunduğu halde üzüm şerbeti içmeye gitti. [530]
Hz. Abbas'la Abdullah b. Abbas, bir kap içinde üzüm şerbeti sundular.
Peygamberimiz Aleyhisselam ondan içti, artanını da Üsâme'ye verip içirdi. [531]
Üzüm şerbeti hakkında:
"Pek güzel yapmışsınız! Hep böyle yapınız!" buyurdu. [532]
O gün, akşama doğru Minaya döndü.
Teşrik günleri gecelerini Mina'da geçirdi. [533]
Mina gecelerinde gelip Beytullah'ı ziyaret etmekten de geri durmadı. [534]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Mina'da geçirilmesi gereken gecelerin Mina dışında geçirilmesini yasakladı, [535] ancakhayvan güdücülerinin Mina dışında gecelemelerine, [536] cemrelerini de bir gün atıp bir gün bırakarak hayvanların başında kalmalarına izin verdi. [537]
Buna göre; hayvan güdücüleri, kurban kesme günü taşlarını atacaklar, o günden sonraki iki günün taşlamasını da biraraya getirerek o iki günün birinde, yani iki günün birincisinde birini, Mina'dan ayrılma gününde de ikincisini yapabileceklerdi. [538]
Hz. Abbas, hacıların zemzem suyu ihtiyaçlarını karşılama hizmeti dolayısıyla Mina gecelerinde Mekke'de kalmak üzere Peygamberimiz Aleyhisselamdan izin istemişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona da izin verdi. [539]
Hz. Abbas'tan başkasına izin vermedi. [540]

Peygamberimiz Aleyhisselamın İkinci ve Üçüncü Gün Cemrelerini Atışı

Peygamberimiz Aleyhisselam, kurban gününü takip eden birinci ve ikinci teşrik günlerinde güneş batıya doğru eğildiği zaman, [541] yürüyerek, [542] Mina mescidinden sonraki [543] ilk cemrenin [544] yanına vardı.
Oraya birer birer yedi tane fiske taşı attı ve her birini atarken:
"Allahuekber" diyerek tekbir getirdi.
Sonra, biraz ileri gidip kıbleye yöneldi ve ellerini kaldırarak dua etti, ayakta duruşunu uzattı.
Sonra, ikinci cemrenin yanına vardı. Oraya da birer bireryedi fiske taşı attı ve her birini atarken tek¬bir getirdikten sonra vadiyi takip eden sol tarafa inip durdu.
Kıbleye döndü, ellerini kaldırıp dua etti.
Bundan sonra Akabe yanındaki üçüncü cemreye vardı. Oraya da birer bireryedi tane fiske taşı attı ve her birini atarken tekbir getirdi.
Orada durmadı, geri döndü. [545]

Allah Katında En Makbul Cihad

Peygamberimiz Aleyhisselamın cemreleri atmakta olduğu sırada bir adam gelip: "Yâ Rasûlallah! Yüce Allah katında cihadın hangisi daha sevgili, daha makbuldür?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam sustu, cevap vermedi. Adam, üçüncü cemrede Peygamberimiz Aleyhisselamın önünü kesti ve:
"Yâ Rasûlallah! Yüce Allah katında cihadın hangisi daha sevgili, daha makbuldür?" diye tekrar sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Zalim bir âmire karşı hak sözünü söylemendir!" buyurdu. [546]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Allah'tan Mağfiret, Rahmet ve Kalb Zenginliği İsteyen Genci Ebzâ Oğullarından Soruşu

Benî Tücîb kabilesi halkından bir cemaat, Mina'da Peygamberimiz Aleyhisselamla buluştular. [547]
"Biz, Ebzâ oğullarıyız!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Sizinle birlikte bana gelmiş olan genç ne yapıyor?" diye sordu.
"Yâ Rasûlallah! [548] Allah'ın verdiği rızka onun kadar kanaatli ve razı olanını görmemişizdir! [549]
İnsanlar dünyayı aralarında bölüşecek olsalar, o genç ona gözucuyla bile bakmaz!" dediler. [550]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'a hamd eder, onun hep o hal üzere ölüp gitmesini dilerim!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu gencin dileği üzerine:
"Ey Allah'ım! Onu yarlığa, rahmetinle esirge! Onun kalbine de zenginlik ver!" diye dua etmişti. [551]
Tücîb oğullarının bildirdiklerine göre; o genç, aralarında, en iyi bir halde, dünyadan çekingen, Allah'ın kendisine verdiği rızka en razı bir kul olarak yaşamakta devam etmiş; Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat üzerine Yemen halkının İslâmiyetten döndükleri sırada ise, Tücîb oğulları içinde kalkıp onlara Allah'ı ve İslâmiyet] anlatmaktan geri durmamış, onun sayesinde kavminden hiçbir kimse İslâmiyetten dönmemiştir. [552]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Mina'daki İkinci Hutbesi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Mina'da ilk hutbesini 10 Zilhicce kurban günü irad buyurmuştu. [553]
İkinci hutbesini ise, kurban kellelerinin yenildiği [554] teşrik günlerinin ortasında ve arasında irad buy urdu. [555]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Zilhicce'nin 12. günü teşrik günlerinin ortasına rastlayan Pazartesi günü, kaba kuşluk vaktinde [556] Kasvâ'nın semerlenmesini emretti.
Üzerine binip cemreler arasına gitti ve orada durdu. [557]
Müslümanlardan, Allah'ın dilediği kadarı da orada toplandı. [558]
Kasvâ'nın yularını Ebu Harretü'r-Rakkâşî'nin amcası tutuyor, halkı Peygamberimiz Aleyhisselam m yanından uzaklaştırıyordu. [559]
Halkın kimisi oturmakta, kimisi ayakta durmakta idi.
Hz. Ali, Peygamberimiz Aleyhisselamın hutbesini halka ulaştırmak için, önünde duruyordu. [560]
O sırada, Haris b. Amr, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına yaklaşıp:
"Yâ Rasûlallan! Babam, anam sana feda olsun! Benim için Allah'tan mağfiret dile!" diye rica etti.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah sizi yarlıgasın!" buyurdu. [561]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra: [562]
"Bugün hangi gündür?" diye sordu.
"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Teşrik günlerinin ortası değil midir?" diye sordu [563] ve:
"Ey insanlar! Biliyor musunuz, siz hangi aydasınız? Hangi gündesiniz? Hangi beldedesiniz?" diye sordu.
"Haram olan ayda, haram olan günde, haram olan beldedeyiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İşte, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız da-Rabbinize kavuşacağınız güne kadar-şu ayınızda, şu beldenizde, şu gününüzün haramlığı gibi birbirinize haramdır!
Beni iyi dinleyiniz! Dikkat ediniz!
Sakın zulüm yapmayınız!
Müslüman bir kimsenin malı-kendisi gönlünden koparak vermiş olmadıkça-başkasına helâl olmaz!
Biliniz ki, Cahiliye çağına ait bütün kan, mal davaları ve öğünmeye vesile olan şeyler.. Kıyamet gününe kadar şu ayaklarımın altındadır, hükümsüzdür!
Kaldırdığım ilk kan davası da, Rebia b. Haris b. Abdulmuttalib'in oğlunun davasıdır.
Haberiniz olsun ki, Cahiliye çağına ait bütün ribâ (faiz) alacakları kaldırılmıştır.
Yüce Allah ilk olarak Abbas b. Abdulmuttalib'in riba alacağını kaldırmaya hükmetmiştir.
Re'sü'l-mallarınız (anaparalarınız) sizindir.
Ne bundan fazlasını isteyip zulüm ve haksızlık ediniz, ne de hakkınızdan aşağı alıp mazlum duru¬ma düşünüz. [564]
Biliniz ki; zaman, Allah'ın göklerle yeri yarattığı gündekine benzeyen şekline, eski haline dön¬müştür!" buyurdu [565] ve:
"Aslında ayların sayısı Allah katında, Allah'ın Kitabında, tâ gökleri ve yeri yarattığı günden beri oniki aydır.
Onların dördü haram olanlardır. İşte bu, en doğru hesaptır.
O haram olan aylarda kendinize zulmetmeyiniz" (Tevbe: 36) mealli âyeti okudu ve hutbesini şöyle sürdürdü:
"Dikkat ediniz! Benden sonra kâfirlik devrine dönmeyiniz, birbirinizin boynunu vurmayınız!
Haberiniz olsun ki; şeytan, kendisine tapılmaktan umudunu kesmiştir. Fakat o sizi kandırıp azdır¬mak için aranızda bulunacaktır.
Kadınlar hakkında Yüce Allah'tan korkunuz.
Onlar sizin yanınızda zayıftırlar, kendileri için hiçbir şeye malik değildir!er.
Onların sizin üzerinizde hakkı, sizin de onların üzerinde hakkınız vardır.
Sizin onlar üzerindeki hakkınız, döşeğinize sizden başkasına ayak bastırmamaları, istemediğiniz kimsenin evlerinize girmesine izin vermemeleridir.
Eğer şerlerinden, serkeşliklerinden yılarsanız, onları önce öğütieyiniz.
Vazgeçmezlerse, kendilerini yatakta yalnız bırakınız.
Yine kâr etmezse, fazla incitmeyecek derecede dövünüz!
Onların sizin üzerinizdeki hakkı da, kendilerinin mâruf veçhile (memleket âdet ve geleneğine göre) yiyeceklerini ve giyeceklerini sağlamaktır.
Siz onları ancak Allah'ın bir emaneti olarak aldınız ve kendileriyle evlenmeyi de Yüce Allah'ın kelimesi ve müsaadesiyle helâl edindiniz.
Kimin yanında bir emanet varsa, onu emanet edene teslim etsin!
Tebliğ ettim mi?
Tebliğ ettim mi?
Tebliğ ettim mi?
Bunları, burada bulunan, bulunmayana da ulaştırsın!
Olabilir ki, ulaştırılan, işitenden daha çokyararlanır. [566]
Ey insanlar!
Dikkat ediniz! Sizin Rabbiniz birdir, babanız da birdir.
Şunu da iyi biliniz ki; Arap Arap olmayana, Arap olmayan Araba, beyaz karaya, kara da beyaza-takva hasletinden başka birşeyle-üstün tutulamaz!" buyurdu. [567]
Abdullah b. Abbas'a göre; bunlar, Peygamberimiz Aleyhisselamın ümmetine vasiyeti idi. [568]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah aşkına! Tebliğ ettim mi?
Allah aşkına! Tebliğ ettim mi?" diye tekrar tekrar sorduktan [569] ve tebligatına Yüce Allah'ı da şahit tuttuktan ve bunları burada bulunanların bulunmayanlara da ulaştırmalarını tenbih buyurduktan sonra halk ile vedalaşınca, halk:
"Bu. veda haccıdır!" dediler. [570]

Mina'dan Muhassab'a Gidiş

Peygamberimiz Aleyhisselam, Zilhicce'nin 13., teşrik günlerinin sonuncu günü olan Salı günü, [571] üçüncü gün cemresini atıp, öğleden sonra, [572] Mina'dan Muhassab'a* Ebtah'a hareket etti. [573]
Peygamberimiz Aleyhisselamın azadlısı Ebu Râfi1, Peygamberimiz Aleyhisselam ve ev halkının yiyecekleri ve eşyalarıyla görevli bulunuyordu. [574]
Peygamberimiz Aleyhisselam emretmediği halde, Ebu Râfi1, Allahtan olacak ki kendiliğinden gidip Peygamberimiz Aleyhisselamın çadırını Ebtahta kurmuştu. [575]
Orası Mekke'den çıkışa elverişli, kolay bir yerdi. [576]
Peygamberimiz Aleyhisselam gelip oraya indi. [577]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanlara Öğüt ve Tavsiyeleri

Peygamberimiz Aleyhisselam, Hayf'ta, Muhassab'da bulunduğu sırada Müslümanlara şöyle buyur¬du:
"Allah yüzünü aydınlatsın, neşelendirsin o kişinin ki, sözlerimi [578] ezberler, sonra da onu işitmemiş olanlara [579] ulaştırır. [580]
Olabilir ki; onu anlayan, anlamayana taşır.
Olabilir ki; onu anlayan, kendisinden daha iyi anlayana taşır. [581]
İyi biliniz ki; üç şey mü'min ve Müslümanların kalblerine kin ve kıskançlık sokmaz:
1. Allah'a ihlas üzere amelde bulunmak,
2. Müslüman olan [582] âmirlere nasihat [583] ve itaat etmek, [584]
3. Müslümanların cemaatine-ki onlar dua ederlerse duaları makbul ve aralarındakine de şamildir-itikad ve salih amelde tâbi olmak." [585]

Muhassab'da Kılınan Namazlar

Peygamberimiz Aleyhisselam, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını Muhassab'da kıldıktan ve gecenin başlangıcında yatıp biraz kestirdikten sonra kalktı. [586]

Hz. Âişe'nin Mazereti Yüzünden Yapamadığı Umreyi Yapışı

Hz. Aişe, Medine'den gelirken, Şerifte namazsız hale gelmişti. [587]
Muhassab'da bulunulduğu gece:
"Yâ Rasûlallan! Halk umre ve hac ile dönüyor, ben ise yalnız hac ile dönüyorum!?" dedi. [588]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sen Mekke'ye geldiğimiz gecelerde tavaf yapmamış miydin?" diye sorunca, Hz. Âişe:
"Hayır!" dedi. [589]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Öyle ise kardeşinle Ten'im'e git de umreye niyetlen! [590]
Yapacağınız tavaflardan boşaldıktan sonra sizi şurada beklerim!" buyurdu. [591]
Abdurrahman b. Ebu Bekir, Hz. Âişe'yi devesinin terkisine bindirip Ten'im'e götürdü.
Hz. Âişe orada umreye niyetlendi. [592]
Muhassab'da bulunduğu sırada, dönüp Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gel di. [593]

Veda Tavafının Yapılışı

Müslümanlar, Muhassab'dan her tarafa dağılıp gitmeye yeltenince, Peygam berim iz Aleyhisselam: "Sakın, son varacağı yer Beytullah olmadıkça, hiçbir kimse bir yere gitmesin!" buyurdu. [594] Yalnız namazsız halde bulunan kadına müsaade etti. [595]
Peygamberimiz Aleyhisselam 14 Zilhicce Çarşamba günü [596] sabah namazından önce Beytullah'ı tavafa gidileceğini ashabına ilan etti. [597] Hayvanına bindi. [598] Beytullah'a gidip veda tavafını yaptı. [599]

Mekke'de Üç Günden Fazla Kalınamayacağı

Peygamberimiz Aleyhisselama bir zât, Mekke'de kalmak için sormuştu. Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Mekke, kalma yeri değildir. [600]
Muhacirin hac ibadetlerini yerine getirdikten sonra Mekke'de kalacağı müddet üç gecedir!" buyurdu. [601]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Sa'd b. Ebi Vakkas'ı Ziyaret ve Teselli Edişi

Sa'd b. Ebi Vakkas, Veda Haccında Peygamberimiz Aleyhisselamla birlikte bulunuyordu.
Öyle bir hastalığa, [602] ağnya [603] tutuldu ki, ondan ancak ölmekle kurtulabileceğini sanıyordu. [604]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onun ziyaretine gitti. [605]
Sa'd b. Ebi Vakkas, Peygamberimiz Aleyhisselamı görünce ağladı ve:
"Yâ Rasûl allan! Hicret edip ayrılmış bulunduğum bir yerde öleceğim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! İnşaallah ölmeyeceksin!" buyurdu. [606]
Elini onun alnına koydu; yüzünü, göğsünü ve kamını sığadı. [607]
Sa'd b. Ebi Vakkas, Peygamberimiz Aleyhisselamın elinin serinliğini kalbinde hemen hissetti. [608]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sa'd b. Ebi Vakkas'a:
"Sen kalbinden hasta bir adamsın.
Sakîflerin kardeşi Haris b. Kelede doktorluk yapan bir adamdır.
Medine'nin Acve hurmasından yedi tane alıp onları çekirdekleriyle birlikte ezerek macun yapsın. Sonra da, onu sana içirsin!" buyurdu. [609]
Sa'd b. Ebi Vakkas:
"Yâ Rasûlallah! Hicret edip ayrılmış bulunduğum biryerde, ben de Sa'd b. Havle'nin öldüğü gibi öle¬ceğim diye korkuyorum!
Benim şifa bulmam için Allah'a dua et! [610]
İnsan hicret edip ayrılmış bulunduğu biryerde ölmeyi istemez, değil mi?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet!" buyurdu [611] ve:
"Allah'ım! Sa'd'a şifa ver!" diyerek dua etti. [612]
Sa'd b. Ebi Vakkas:
"Yâ Rasûlallah! Arkadaşlarım buradan gidecekler de, [613] ben hicret edip çıkmış olduğum bir yurtta ölüp [614] onlardan geride mi kalacağım?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır! Sen geride kalmayacaksın! Allah'ın nzasını umduğun dereceni arttıracak ve yükseltecek bir¬takım ameller işleyeceksin! [615]
Umarım ki; sen, ölmeyip geride kalacak, çok yaşayacaksın!
Müslüman topluluklarına yararın, başkalarına ise zararın dokunacaktır!" buyurdu. [616]
"Allah'ım! Sa'd'a şifa ver ve onun hicretini tamamla! [617]
Allah'ım! Ashabımın hicretlerini tamamla! Onlan izleri sıra geri çevirme!" diyerek yalvardı.
Sa'd b. Havle'nin ölümüne de üzüldü. [618]
Sa'd b. Ebi Vakkas:
"Yâ Rasûlallah! Hastalığım, gördüğünüz ağır dereceye varmış bulunuyor!
Ben ise servet sahibiyimdir. [619] Pek çok servetim vardır. [620]
Bir kızımdan başka vârisim de yoktur. [621]
Servetimin tümünü tasadduk edip yoksullara dağıtayım mı?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır!" buyurdu. [622]
Sa'd b. Ebi Vakkas:
"Üçte ikisini tasadduk edeyim mi?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Hayır!" buyurdu.
Sa'd b. Ebi Vakkas:
"Üçte birini?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Üçte bir! Eh, üçte bir de epeyce şeydir!
Senin vârislerini zengin bırakman, onları aç bırakıp halka avuç açtırmandan hayırlıdır! [623]
Muhakkak ki, sen Allah'ın hoşnutluğunu arayarak yapacağın bir tasaddukla da ecir ve sevaba erersin. [624]
Servetinden harcadığın şey senin için sadaka olur. [625]
Aileni geçindirmen, senin için sadaka olur.
Ev halkını geçindirmen, senin için sadaka olur. [626]
Hatta kadınının ağzına verdiğin lokmada bile sana ecir vardır!" buyurdu. [627]

Sa'd b. Ebi Vakkas'ın Hastalıktan Kurtulup Uzun Müddet Yaşaması

Peygamberimiz Aleyhisselam tabib Haris b. Kelede'ye:
"Sa'd'ı hurmalarla tedavi et! Vallahi, ben onun bunlarla iyileşeceğini umuyorum!" buyurdu ve: "Senin yanında şu Acve hurmalarından biraz var mı?" diye sordu. Haris b. Kelede: "Evet!" dedi.
Sa'd b. Ebi Vakkas için hurmayı şöyle karıştırıp pişirdi.
Onu tereyağı ile bollaşürdıktan sonra Sa'd b. Ebi Vakkas'a içirince, Sa'd b. Ebi Vakkas, bağından boşanır gibi, hastalığından kurtuluverdi. [628]
Sa'd b. Ebi Vakkas, Hicretin 55. yılına kadar yaşadı.
Her yıl servetinin zekatını verirdi. Vefat ettiği zaman vârislerine 250.000 dirhem bırakmıştı . [629]
Yüce Allah ondan razı olsun! [630]

Peygamberimiz Aleyhisselamla Müslümanların Medine Yolunu Tutmaları

Peygamberimiz Aleyhisselam ve Müslümanlar, veda tavafını yaptıktan sonra, hep birlikte Medine yolunu tuttular. [631]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Culte Gadîr-i Humm mevkiinde konakladı. [632] Oradaki iki ağacın altlan süpürülüp temizlendi. [633]
Semüre ağacının üzerine bir elbise gerilerek güneşin sıcağından korunmak üzere Peygamberimiz Aleyhisselam için gölgelik yapıldı. [634] Peygamberimiz Aleyhisselam, orada öğle namazını kıldı. [635] Müslümanlara hitap etmek üzere ayağa kalktı.
Allah'a hamd ü senada bulundu. [636]
O gün Kıyamet gününe kadar olup bitecek şeyleri hiçbirini bırakmaksızın haber verdi. [637] Va'z ve nasihatta bulundu.
Sonra da:
"Ey insanlar! Bilesiniz ki, ben de ancak bir insanımdır.
Çok sürmez, Yüce Rabbimin elçisi bana gelecek ve ben de onun davetine icabet edeceğim!
Ben size iki ağır emanet bırakıyorum: Onların birincisi Yüce Allah'ın Kitabıdır ki, onun içinde hidayet ve nur vardır.
Yüce Allah'ın Kitabını tutunuz ve ona sımsıkı sarılınız!
İkincisi de Ehl-i Beytim dir, ev halkı m dır.
Ehl-i Beytim hakkında size Allah'ı hatırlatın m.
Ehl-i Beytim hakkında size Allah'ı haürlatınm.
Ehl-i Beytim hakkında size Allah'ı haürlatınm!" buyurdu. [638]
"Ey insanlar! Siz ne üzerine şehadet edersiniz?" diye sordu.
"Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet ederiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sonra?" diye sordu.
"Muhammed Aleyhisselamın da Allah'ın kulu ve resûlü olduğuna şehadet ederiz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sizin velîniz kimdir?" diye sordu.
Müslümanlar
"Bizim velîlerimiz, Allah ve Allah'ın Resûlüdür!" dediler. [639]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey insanlar! [640] Benim mü'minlere öz nefislerinden önce geldiğimi biliyorsunuz, değil mi?" diye sordu.
"Evet [641] yâ Rasûlallah!" dediler. [642]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Benim mü'minlere öz nefislerinden önce geldiğimi biliyorsunuz, değil mi?" diye tekrar sordu.
Müslümanlar
"Evet!" dediler. [643]
Bunun üzerine, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ali'nin elinden tutup:
"Ben kimin mevlâsı* isem, Ali de onun mevlâsıdır! [644] Allah'ım! Ona dost olana dost ol! Düşman olana düşman ol! [645] Ona yardım edene yardım et!" diyerek Allah'a yalvardı. [646]
Hz. Ömer, Hz. Ali'yle karşılaşınca:
"Ey Ebu Talib'in oğlu! Ne mutlu sana!
Sen, sabahladığında da, akşamladığında da, erkek kadın bütün mü'minlerin mevlâsısındır!" diyerek onu tebrik etti. kutladı. [647]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Zülhuleyfe'de Konaklayışı ve Medine'ye Girerken Dua Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Zülhuleyfe'ye gelip Muames'te konakladı. [648]
Zaten Peygamberimiz Aleyhisselam Medine'den Mekke'ye giderken Şecere yolunu tutar, [649] Şecere mescidinde namaz kılardı. [650]
Mekke'den dönüp Medine'ye girerken de [651] Muarres yoluyla girer, geceyi vadinin ortasındaki Zülhuleyfe'de geçirir, [652] sabah namazını kılar, sabahleyin Medine'ye hareket ederdi. [653]
Peygamberimiz Aleyhisselam hacdan veya umreden ya da bir gazadan dönerken yüksek bir yere, bir dağ eteğine veya bir bayıra çıktıkça üç kere tekbir getirir, sonra da:
"Bir olan Allah'tan başka ilah yoktur. O'nun eşi ortağı yoktur! Mülk O'nundur! Hamd O'na mahsus-tur! [654] O, diriltir, öldürür. O, hiç ölmeyen diridir. Hayır, yalnız O'nun elindedir. O herşeye kadirdir.
Biz dönenleriz, tevbe edenleriz, ibadet edenleriz, Rabbimize hamd edenleriz.
Yüce Allah va'dini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Toplanmış olan kabileleri tek başına bozguna uğratıp dağıttı!" diyerek dua eder [655] ve bunu Medine'ye girinceye kadar tekrarlar dururdu. [656]
Peygamberimiz Aleyhisselam Muarres yoluyla bu dönüşünde de böyle yaptı.
Medine'yi görünce, üç kere tekbir getirip duasını tekrarladı . [657]
Peygamberimiz Aleyhisselam ev halkının yanına geceleyin ansızın girmezdi.
Ya akşam üzeri, ya da sabahleyin girmeyi âdet edinmişti. [658]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Medine'ye girince, devesini Mescidin kapısında ıhdırdıktan sonra, Mescide girdi. Mescidde iki rekat namaz kılıp evine döndü. [659]


________________________________________
AYRILIK GÜNÜNE DOĞRU

Benî Muhârib Temsilcilerinin Medine'ye Gelip Müslüman Oluşu

Benî Muhâriblerin Kimlikleri, Temsilcilerinin Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Medine'ye Gelip Nasıf Müslüman Oldukları

Benî Muhâriblerin ata saylan şöyle sıralanır Benî Muhârib b. Hasafa, b. Kays b. Aylan, b. Mudar, b. Nizar, b. Maadd, b. Adnan. [1]
Hicretin 10. yılında Veda Haccı sırasında Medine'ye Benî Muhâriblerden on kişilik bir temsil ci heyeti geldi . [2]
İçlerinde Sevâ b. Haris ile oğlu Huzeyme b. Sevâ da bulunuyordu.
Benî Muhârib temsilcileri, Remle binti Hâris'in konağına indirildiler. [3]
Bilal-i Habeşî onlara sabah akşam yemeklerini götürdü. [4]
Benî Muhârib temsilcileri Müslüman oldular ve:
"Biz arkamızdakilerin de temsilcileriyiz!" dediler. [5]
Öğleden ikindiye kadar Peygamberimiz Aleyhisselamla oturdular.
Peygamberimiz Aleyhisselam, içlerinden birisini (Sevâ b. Hâris'i) tanıdı . [6] Ona baktı durdu.
Sevâ b. Haris, Peygamberimiz Aleyhisselamın kendisine dikkatli dikkatli baktığını görünce:
"Yâ Rasûlallah! Galiba beni tanımış gibisin!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Herhalde ben seni görmüştüm!" buyurdu.
Sevâ b. Haris:
"Vallahi, sen beni görmüş ve benimle konuşmuştun. Ben ise sana karşı çirkin sözler söylemiş, seni Ukâz panayırında en çirkin bir şekilde reddetmiştim. Sen o zaman kabileleri dolaşıyordun" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Evet!" buyurdu.
Sevâ b. Haris:
"Yâ Rasûlallah! O zaman arkadaşlarım içinde sana karşı benden daha katı ve kötü davrananı, İslâmiyete benden daha uzak olanı yoktu! [7]
Hamd olsun Allah'a ki, seni tasdik edinceye kadar beni sağ bıraktı! [8] Halbuki, o zaman yanımda bulunmuş olan o kişiler kendi dinleri üzerinde ölüp gittiler" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Şüphe yok ki, şu kalbler Yüce Allah'ın elindedir!" buyurdu.
Sevâ b. Haris:
"Yâ Rasûlallah! Benim için Allahtan mağfiret dile!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Muhakkak ki, İslâmiyet kendisinden önceki küfürlerin kökünü kazır!" buyurdu. [9]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Sevâ'ın oğlu Huzeyme'nin başını sığadı, sığayınca saçı güzelleşti ve beyazlaştı. [10]
Sair kabile temsilcilerine bahşişler verildiği gibi, Benî Muhârib temsilcilerine de bahşişleri verildi. [11]
Temsilciler, Medine'den ayrılıp yurtlarına, ev halklarına döndüler. [12]
Allah onlardan razı olsun! [13]

Zü'l-Kela' ile Zû Amr'ın İslâmiyete Davet Edilmeleri ve Müslüman Olmaları

Zü'l-Kela'ın Kimliği

Zü'l-Kela', Yemen Himyer krallarından olup, [14] ata soyu şöyledir: Zü'l-Kela1 b. Nâkür, b. Habib, b. Malik, b. Hassan, b. Tübba'. [15]
Asıl ismi Eyfa' [16] veya Esmeyfâ ya da Semeyfâ olup, Ebu Şurahbii veya Şerâhil künyesini taşırdı. [17] Ka'bu'l-Ahbâr'ın amcasının oğluydu. [18]

Zû Amr'ın Kimliği

Zû Amr da, Zü'l-Kela1 gibi, Yemen krallarındandı . [19]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Veda Haccından döndükten sonra, [20] Cerir b. Abdullah'ı, Zü'l-Kela' ile Zû Amr'ı İslâmiyete davet etmek üzere Yemen'e gönderdi. [21]
Cerir b. Abdullah, Yemen'de Zü'l-Kela1 ve Zû Amr ile buluşup konuştu. [22]
İkisi de Müslüman oldular.
Zü'l-Kela'ın zevcesi Duraybe binti Ebrehe b. Sabbah da Müslüman oldu. [23]
Zü'l-Kela' ile Zû Amr, Peygamberimiz Aleyhisselamla görüşmek üzere Cerir b. Abdullah [24] ile birlik¬te yola çıkıp gelirlerken, [25] Zû Amr yolda ya bir rüya veya başka birşey görmüş, [26] yahut eski semavî kitablardan öğrenmiş, ya da Yemen'de Yahudi bilginlerinden işitmiş olacak ki: [27]
"Ey Cerir! Sen ona (Peygamberimiz Aleyhisselam a) uğrayacaksın ama, onun eceli gelmiş, hakkın¬daki ilâhî takdir yerini bulmuştur!" dedi. [28]
Yolun bir kısmında bulundukları sırada, [29] Medine tarafından gelen [30] birkaç süvari ile karşılaştılar. [31]
Onlara:
"Ne haber var?" diye sordular. [32]
Süvariler:
"Resûlullah Aleyhisselam, ebediyet âlemine alındı! Ebu Bekir de halife seçildi! [33] Halk bu seçimi iyi karşıladılar!" dediler. [34]

Zü'l-Kela' ile Zû Amr'ın Yoldan Geri Dönmeleri

Bunun üzerine, Zû Amr, Cerirb. Abdullah'a:
"Ey Cerir! Siz muhakkak ki iyi bir kavimsiniz, şerefli bir mevkidesiniz! [35]
Sana şunu haber vereyim ki; [36] siz Arap cemaati, [37] bir emîr öldüğü zaman yerine geçecek başka biri hakkında müşavere yapar oldukça, daima hayır içinde bulunursunuz!
İş kılıç zoruyla, kahrve galebeyle olunca, kral olursunuz!
Siz de kralların kızdığı gibi kızar, kralların hoşnut olduğu gibi hoşnut olursunuz! [38]
Sahibine selam söyle! [39] Bizim buraya kadar geldiğimizi haber ver! Allah dönmemizi dilerse, [40] belki döneriz" dedi. [41]
Cerir b. Abdullah'a selam verdiler, [42] Yemen'e [43] geri dönüp gittiler. [44] Cerir b. Abdullah da Medine'ye gitti. [45]

Esvedü'l-Ansî'nin Peygamberlik İddiasıyla Ortaya Çıkışı

Benî Anslerin Benî Malik b. Ans oymağından olan Esved'in asıl adı Abhele olup, ata soyu şöyle sıralanır: Abhele b. Ka'b, b. Gavs, b. Sa'b, b. Malik, b. Ans, b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe', [46]
Ans, Murad b. Malik ve Halid b. Malik ve Sa'dü'l-Âşire b. Malik'in kardeşi idi . [47]
Esved'e "Zü'l-Himâr" denirdi [48] Müseylime'ye "Rahmânü'l-Yemâme" denildiği gibi, Esved'e de "Rahmânü'l-Yemen" adı takılmıştı. [49]
Esved, Kehf-i Hubban'da doğmuş ve orada yetişmişti. [50]
Esved, kâhin ve hokkabaz bir adamdı, şeytanlardan tabii vardı.
Halka birtakım acayip şeyler gösterir, sözleri dinleyenleri etkilerdi. [51]
Peygamberimiz Aleyhisselam, Cerir b. Abdullah'ı Yemen'e gönderdiği zaman, Esvedü'l-Ansî'yi de İslâmiyete davet ettirmiş, fakat Esved kabul etmemişti. [52]
Peygamberimiz Aleyhisselamın Veda Haccından sonra hastalanması üzerine, casuslar tarafından her yana haberler uçurulmuştu. [53]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
haydarı kerrar
Administrator

Administrator
haydarı kerrar


Mesaj Sayısı : 2630
Kayıt tarihi : 24/05/09
Nerden : ANKARA

İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI Empty
MesajKonu: Geri: İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI   İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI Icon_minitimeC.tesi Mart 06, 2010 7:06 pm

İlk irtidad hareketi, Yemen'de, Esvedü'l-Ansî ta rafın dan başlattın İdi. [54]
Esved, peygamber olduğunu, [55] Sâhık ve Şerik adında iki meleğin kendisine vahiy getirdiğini, [56] halka ait her hadiseyi kendisine haberverdiğini iddia etmeye başladı. [57]
Esvedü'l-Ansîye önce Ans kabilesi tâbi oldu.
Ans kabilesinden başka kabileler, [58] Mezhic ve Yemen kabileleri de ona tâbi oldular. [59]
Esved'in yediyüz süvarisi ve bir o kadar da piyadesi vardı. [60]
Kays b. Abdi Yağus, Muaviye b. Kays, Yezid b. Mahrem, Yezid b. Husayn, Yezid b. Efkel, Esved'in başlıca kumandanlarıydı. [61]
Esvedü'l-Ansî, Peygamberimiz Aleyhisselamın Yemen'deki valilerine şöyle yazı yazıp gönderdi:
"Ey üzerimize gelenler ve üzerimizde yerleşenler!
Artık topraklarımızdan birşey alamayacaksınız ve toplamakta olduğunuz şeyleri artık top I ay a m aya¬caksınız!
Onlara biz sizden daha lâyık ve müstahakız!
Şimdiye kadar üzerinde bulunduğunuz şeyin, bundan sonra üzerinde bulunamayacaksınız!" [62]
İslâm valileri, Esved'in elçisine:
"Sen nereden geliyorsun?" diye sordular.
Elçi:
"Kehf-i Hubban'dan geliyorum!" dedi. [63]
Mezhicler, Esvedü'l-Ansî ile yazışma yaptılar.
Necranlılar da onunla sözleştiler.
Mezhiclerie Necranlılar ayaklanarak Amr b. Hazm ile Halid b. Saîd b. Âs'ı illerinden çıkardılar. [64]
Esvedü'l-Ansî, Necran'a doğru hareket etti. On gece içinde Necran'ı ele geçirdi.
Sonra, San'â üzerine yürüdü. [65]
Şehr b. Bâzân (Bârâh) ona karşı koydu.
Şehr öldürülünce, Ebnâlartutunamadılar, bozguna uğradılar.
Esvedü'l-Ansî, çıkışının yirmibeşinci gecesinde San'â'yı da ele geçirdi.
Muaz b. Cebel, oradan kaçarak Me'rib'de bulunan Ebu Musa el-Eş'arîye uğradı.
İkisi birlikte acele Hadramevt yolunu tuttular.
Muaz b. Cebel Sekûn'e, Ebu Musa el-Eş'arî de Sekâsik'e indi.
Diğer valiler de, Âk ve Eş'arîlerin valisi Tâhir b. Hâle'nin yanına gittiler.
Amr ile Halid Medine'ye döndüler. [66]
Peygamberimiz Aleyhisselam tarafından Muradlar üzerine vali tayin edilmiş bulunan Ferve b. Müseyk, Esved'in yaptıklarını ve San'â'yı ele geçirdiğini Peygamberimiz Aleyhisselama yazı ile bildirdi. Esved hakkında ilk haber, böylece Ferve b. Müseyk tarafından verilmiş oldu.
Ferve b. Müseyk, Ahşiyyeye indi. Mezhiclerden Müslümanlıklarında sebat edenler, Ferve b. Müseyk ile birieştiler. [67]
Esvedü'l-Ansî, Ferve ile ne yazışma yaptı, ne de ona elçi saldı. Ferve'nin yanında kendisine karşı koyacak kimse bulunmadığı için, Yemen'de tek başına hüküm sürmeye başladı . [68]
Esved hâkimiyetini sağlamlaştırdı, işini büyüttü. Amrb. Ma'dikerib'i Mezhicler üzerine halife yaptı. Ordu kumandanlığını Kays b. Abdi Yağus'a, Ebnâlara ait işleri Feyruz ve Dâzeveyh'e havale etti. Şehr b. Bâzân'ı öldürdükten sonra karısı Azad'la-ki, Feyruz'un amcasının kızıdır-evlendi. [69]
Bu kadın, Allah'a ve Resûlullaha iman etmiş, iyi halli kadınlardandı. [70]
Sebe' halkından Numan adında birYahudi, Medine'ye, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip Müslüman olmuştu.
Yurduna, kavminin yanına döndüğü zaman, [71] Esvedü'l-Ansî adam salıp onu yakalattı ve azalarını parça parça kestirerek [72] öldürttü. [73]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Rüyası

Peygamberimiz Aleyhisselam rüyasında kollarında altından iki bilezik görüp onlardan hiç hoşlan¬madığını, onlara üfleyince ikisinin de uçup gittiğini, bunları iki yalancıya, Yemen sahibi ile Yemâme sahibine yorduğunu haber verdi. [74]
"Onlardan birisi Ansîdir, diğeri Müseylime'dir!" buyurdu. [75]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Yemen'deki Valilerine ve Müslümanlara Direktifleri

Peygamberimiz Aleyhisselam Esvedü'l-Ansî'nin haberini alır almaz [76] Yemen'deki İslâm valilerine ve oradaki Müslümanlara [77] yazdırdığı yazıyı Vebr b. Yuhannis'le gönderdi.
Esvedü'l-Ansî ile savaşılmasını, [78] Esved'in işi üzerinde-i ster kendisini tuzağa düşürmek, ister ken¬disiyle çarpışmak suretiyle olsun-önemle durulmasını ve herkesten bu husustaki görüşünün Peygamber Aleyhisselamca istendiğinin kendisine duyurulmasını emir ve tavsiye buyurdu. [79]
Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı kendisini oyalamadı, Allah'ın emrini yerine getirmekten ve dinini savunmaktan alıkoymadı. [80]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu hususta Amir b. Şehr, ZÎZûd, Zf Mürran, Zü'l-Kela'.ZÎZuleym ile Necran'da oturan Müslüman Arap ve Arap olmayanlara da yazılar yazdırdı. [81]
Vebr b. Yuhannis'in evi, Dâzeveyh'in evinin üzerindeydi.
Feyruz, Dâzeveyh ve Kays b. Mekşuh, Vebr'in yanında toplandılar. Esvedü'l-Ans?nin öldürülmesi işini aralarında konuştular. [82]
Konuşma sonunda, bunun ordu kumandanı Kays b. Abdi Yağus (Mekşuh)'a yaptırılması üzerinde görüş birliğine vardılar.
Kays, kendisinden istenilen şeyi hiç itiraz etmeden kabullenmişti. Çünkü, Esved'in kendisini öldüre¬ceğinden korkuyordu.
Esvedü'l-Ansî'nin işi hakkında Yemen'deki diğer Müslümanlarla da yazışma yaptılar, onları kendi¬lerine yardıma çağırdılar. [83]

Esvedü'l-Ansî'nin Kays'la Feyruz'u Korkutucu Gösterisi ve Konuşması

Esvedü'l-Ansî, halkın San'â meydanında toplanmasını emretmişti.
Halk toplanınca, gidip ortalarına dikildi.
Kendisinin elinde hükümdarlık harbesi (süngüsü) vardı. Bir at getirtti. Harbeyi ona sapladı. Attan kan fışkırmaya başladı, at yıkılıp öldü.
Esved, bundan sonra bir deve getirtti. Onun karşısına geçip harbeyi ona sapladı, deve de yere yıkıldı. Harbe elinde olduğu halde yere kapandı. Sonra, başını kaldırdı:
"O, bana: 'Yanındaki İbn Mekşuh sana boyun eğenlerdendir. Ey Esved! Sen onun başını kes!1 diyor" dedi.
Esved, başını tekrar yere koyduktan sonra, kaldırıp:
"O, bana: İbn Deylemî sana boyun eğenlerdendir. Ey Esved! Onun sağ elini ve sağ bacağını kes!1 diyor" dedi.
Feyruz b. Deylemî, Esved'in bu sözünü işitince, kendi kendine:
"Vallahi onun beni çağırıp harbesiyle şu deveyi boğazladığı gibi beni de boğazlamayacağından emin değilim!" deyip, kalabalık arasında gizlene gizlene evinin yolunu tuttu.
Evine yaklaştığı sırada, Esved'in kavminden bir adam arkasından gelip kavuştu, eliyle Feyruz'un boynuna vurarak:
"Hükümdar seni çağırıyor, hemen dön!" dedi, döndürdü.
Feyruz, Esved'in kendisini öldüreceğinden korktu. Hançeri yanında olduğu halde Esved'in yanına vardı.
Önce, hemen üzerine atılıp onu, sonra da yanındakileri öldürmeyi tasarladı.
Esved, Feyruz'un yüzünden maksadını sezdi ve ona:
"Olduğun yerde dur!
Sen buradakilerin en büyüğü ve halkın eşrafını en iyi bilenisin!
Şu devenin etini onların aralarında bölüştür!" dedi ve hayvanına binip gitti. [84]
Bundan sonra, Esved, Kays'ı çağırdı. Ona da:
"Ey Kays, bak! O bana ne diyor?" dedi.
Kays:
"Ne diyor?" diye sordu.
Esved:
"Diyor ki: 'Sen Kays'a o kadar itimad ve ikram ettin ki, her zaman her yerde yanına serbestçe girdi. Senin kadar izzet ve saltanat içinde bulundu.
Fakat o senin düşmanına meyledip saltanatını değiştirmeyi ve sana suikast yapmayı kurmaktadır!
Ey Esved! Ey Esved! Kasd var! Kasd var! Sen onun ipini kes! Kays'ın başını al! Aksi takdirde o senin başını kesecek!' diyor" dedi.
Kays, ona yalan yere yemin etti ve:
"Sen bana göre en büyüksün ve nazarımda sana karşı içimden geçirdiklerimden de yücesin!" dedi.
Esved:
"Melek yalan söyler mi? Doğru söyler! Yalan söyleyip senin başını koparttırmaz! Fakat şu anda anladım ki; sen hakkında öğrendiğim şeylerden kesin olarak tevbe ve nedamet etmişsindir!" dedi.
Kays b. Abdi Yağus, Esved'in huzurundan çıkıp arkadaşları Cüşeyş (Cişnes), Feyruz ve Dâzeveyh'in yanlarına vardı. Esved'in söylediklerini onlara haber verdi.
Korkup durdukları sırada, Esvedü'l-Ansî onlara:
"Ben sizleri kavminize karşı şerefli bir mevkide bulundurmadım mı?" diye sordu. [85]
"Evet! Şerefli bir mevkide bulundurdun!" dediler. [86]
Esved:
"O halde, sizden bana erişen bu şeyler nedir?" diye sordu.
"Bu sefer bizi affet!" dediler. [87]
Özür dilediler. [88]
Esved:
"Bana bir daha sizden böyle haberler erişmesin! Sizi affediyorum!" dedi.
Kurtuldular, ama Esvedü'l-Ansî de Kays ve arkadaşlarının yapmak istedikleri işten hep kuşkulandı durdu.
Kays da, arkadaşları da, büyük korku ve kuşku içindeydiler.
O sırada, Hemdan valisi Âmirb. Şehr, ZÎZûd.ZÎMuran veZü'l-Kela'dan [89] Esvedü'l-Ansî'ye karşı [90] bol bol yardım edecekleri hakkında yazılar geldi.
İşi açığa vuruncaya kadar hiçbir hareket yapmamalarını kendilerine bildirdiler.
Bunun üzerine, ıssız bir yerde toplanmaya başladılar.
Esvedü'l-Ansî, bunu haber alınca, öldürüleceğini sezdi.
Esvedü'l-Ansî'nin öldürülmesi üzerinde Müslümanlar arasında görüş ayrılığı vardı.
Cişnes, Esvedü'l-AnsPnin zevcesi Azad'ın yanına vardı. Ona:
"Ey amcamın kızı! Şu adamın kavminin yanında nasıl bir bela olduğunu biliyorsundur!
O, senin kocanı öldürdü. Senin kavmini tepeleyip öldürdü. Kavminden sağ kalanları sefil ve kadın¬larını rezil etti. [91]
Sence, onun yanına girilebilecek müsait bir vakit var mıdır?" diye sordu.
Az ad:
"Hangi iş için?" diye sordu.
Cişnes:
"Onu dışan çıkarmak için!" dedi.
Az ad:
"Onu öldürmek için mi?" diye sordu.
Cişnes:
"Öldürmek için!" dedi.
Az ad:
"Olur! Vallahi, Allah'ın yarattıklarından, benim katımda ondan daha çok kin tuttuğum bir şahıs yok¬tur!
O, Allah için ne bir hak üzerinde durur, ne de bir haramdan men eder!
Siz, bu işe karar verdiğiniz zaman bana bildiriniz!
Ben de bu işin gelinecek zamanını size haber vereyim!" dedi.
Cişnes, Azad'ın yanından ayrılıp Feyruz ve Dâzeveyh'in yanına vardı.
Onlar haber bekliyorlardı. Yanlarına Kays b. Abdi Yağus da geldi.
Esved'i öldürmeye Kays'ı hazırlamak istedikleri sırada, bir adam gelip, Kays'a:
"Seni hükümdar çağırıyor!" dedi.
Kays, yanında Mezhic ve Hemdanlardan on kişi bulunduğu sırada Esved'in yanına girmiş olduğun¬dan, onların yanında Esved'i öldürmeye kadir olamadı. [92]
Esved, Kays'a:
"O, bana: 'Ey Abhele b. Ka'b b. Gavs! Kendin için adamlarınla korunma ve güven tedbiri al!' diyor! [93]
Sana haber verdiğim gerçek değil midir? Meleğim bana yalan mı haber veriyor?
Kasd var! Kasd var! Sen Kays'ın elini kesmezsen, o senin başını kesecek!' diyor!" dedi.
Kays:
"Benim seni öldürmekliğim asla doğru bir haber değildir!
Sen resûlullahsın! Sen hakkımda ne istiyorsan emret! İstersen beni öldür!
İnsanların ölümleri gibi bir defa ölmek, bana her gün ölmemden daha kolaydır!" dedi.
Esved, Kays'ın bu sözünden yumuşadı ve onu bıraktı.
Kays, Esved'in yanından çıkıp arkadaşlarının yanına uğradı. Olan bitenleri onlara haber verdikten sonra:
"İşinizi işleyiniz!" dedi, yanlarında oturma di.
Onlar bir cemaat içerisinde bulundukları sırada Esved oraya geldi, ayağa kalktılar.
Kapıda yüz kadar deve, sığır vardı.
Esved, develeri bir yere hapsetmeden, dizlerini bağlamadan, olduğu yerde adım attırmadan boğa¬zlayıp boşaldıktan sonra, Feyruz'un yanına geldi, ona:
"Senin hakkında bana verilen haber doğru değil midir?" dedi ve elindeki harbeyi göstererek:
"Seni de boğazlayıp şu hayvanların ardına katayım diye düşünmüştüm!" dedi.
Feyruz:
"Biz, senin akrabalığını tercih etmiş, Ebnâlara üstün tutmuştuk!
Eğer sen bir peygamber olmamış olsaydın, biz senden nasibimizi nasıl alabilirdik ve bizim için dünya ve ahiret işi nasıl birleşebilirdi?" dedi.
Esved:
"Bu sözünde samimi olduğuna yemin et!" dedi. [94]
Feyruz yemin etti. [95]
Esved:
"Sen de biliyorsun ki, San'â halkı benim yanımda toplandılar.
Her cemaat için develer, ev halkı için sığır ve nahiye halkı için de yeteri kadar elbise ve eşya hazır¬lattım!" dedi.
Esved, evine varıp kavuşmadan önce, ayak üzerinde dikildiği sırada:
"Ben yarın onu ve arkadaşlarını öldüreceğim!" dedikten sonra dönüp gitti.
Feyruz, dönüp işi arkadaşlarına haber verdi, hemen haber salıp Kays'ı getirttiler. Azad'ın yanına varıp kararlarını haber vermek ve kendisinin görüşünü almak hususunda sözbirliği ettiler.
Feyruz, Azad'ın yanına vardı, kararlarını ona haberverdi [96] ve:
"Sende ne haber var?" diye sordu. [97]
Az ad:
"O, korunur bir durumdadır. Şu konaktan ayrı köşkte ve köşkün çevresinde dolaşan muhafızdan başka birşey yoktur!
Şu, şu ve şu yoldan gidilerek onun bulunduğu yere, üzerine varılır. Akşamladığınız zaman, yanınız¬da onu öldürecek birşey bulunmaksızın yanına girin! Orada kandil ve silah bulacaksınız!" dedi.
Feyruz, Azad'ın yanından çıkıp giderken, Esved'le karşılaşmıştı.
Esved:
"Seni benim yanıma kim soktu?" dedi.
Feyruz'un başına şiddetle vurdu ve kendisini yere düşürdü.
Esved çok güçlü bir adamdı.
Azad, birden feryad kopardı. [98]
Eğer böyle yapmasa, Esved belki Feyruz'u öldürürdü. [99]
Azad:
"Amcamın oğlu beni ziyarete gelmişti. [100] Sen onu değil, beni dövdün!" dedi. [101]
Esved:
"Sus! Onu senin için bağışladım!" dedi [102]
Feyruz, arkadaşlarının yanına vardı ve:
"Kurtuluş, kaçmaktır!" dedi ve onlara olan bitenleri haber verdi. [103]
Feyruz ve arkadaşları, seher vakti Esved'in yattığı evin duvarını deldiler. [104]
Feyruz, Dâzeveyh ve Kays, üçü içeri gireceklerdi.
Feyruz:
"Ey Kays! Sen Arapların süvarisisin! İçeri gir, öldür şu adamı!" dedi.
Kays:
"Beni tehlike zamanında son derece titreme tutar! Adama darbeyi indirdiğim zaman, darbemin hiçbir tesiri olamayacağından korkarım!
Ey Feyruz! İçeri sen gir! Çünkü, sen bizim hem en genç, hem de en güçlü olanımızsın!" dedi.
Bunun üzerine, Feyruz, kılıcını arkadaşlarının yanında bırakıp içeri girdi. [105]
Yatak odasının kapısına yaklaştığı zaman, Esved'in horladığını işitti. [106]
O sırada kandil parıldıyor; Esved yatağına gömülmüş, derin bir uykuya dalmış bulunuyordu.
Azad ise uyuyuncaya kadar ona nar yedirmek için yanında oturuyordu.
Feyruz, Esved'in başının nerede, ayaklarının nerede olduğunu bilemiyordu.
Azad'a işaretle:
"Başı nerede?" diye sordu.
O da, başının nerede olduğunu işaret edip gösterdi.
Feyruz, yavaş yavaş yürüyüp Esved'in başucuna dikildi. [107]
Esved, sarhoş olarak uykuya dalmış ve kendisinin sarhoşluğu daha geçmemişti. [108]
Feyruz yüzünü açınca, Esved gözlerini açtı ve Feyruz'a baktı.
Feyruz, kendi kendine:
"Dönüp kılıcımı alayım!" dedi, fakat vakit geçirmekten, [109] dönüp de bu fırsatı kaçırırsa hem ken¬disinin, hem de Azad'ın öldürüleceğinden korktu.
O sırada, Esved:
"Bana ne, sana ne ey Feyruz!" diyerek kendi kendine söyleniyor, mırıldanıyordu. [110]
Feyruz hemen bir eliyle Esved'in başını, diğer eliyle de sakalını tutarak boynuna doğru kıvırıp boy¬nunu kırdı. [111] Bacaklarını da sırtına doğru kıvırıp kırdı. Sonra, gitmek için davranınca, Azad Feyruz'un eteğinden tuttu ve:
"Sen ne sanıyorsun, daha o ölmemiştir! [112] Sen beni nereye bırakıyorsun?!" dedi. [113]
Feyruz:
"Vallahi onu öldürdüm ve ondan seni rahata erdirdim!" dedi. [114]
Arkadaşlarının yanına vardı, Esved'e yaptıklarını onlara haber verdi.
Arkadaşları:
"Geri dön! Onun başını da kes!" dediler, birlikte döndüler.
Feyruz Esved'in başını kesmek istediği zaman Esved öyle bir titredi ki, titremesini durduramadılar!
Feyruz, arkadaşlarına:
"Siz onun göğsüne oturunuz!" dedi.
İki kişi Esved'in göğsüne oturdu.
Azad, saçından tuttu.
Esved'in tepesinden homurdanmalar işitiliyordu. Boğazı bıçakla kesilince, hiç işitilmemiş bir öküz böğürtüsü gibi böğürdü ve sesi kesildi.
Çevrede bulunan muhafızlar kapıya koşuştular ve:
"Ne var! Ne var! [115] Rahmânü'l-Yemen'in başında ne hal var?" diye sordular. [116]
Azad:
"Ona vahiy geliyor!" dedi. [117]
Muhafızlar sustular ve geri döndüler. [118]
Feyruz'la arkadaşları evlerine dönüp: [119]
"Bunu kavim ve kabilelerimize ve başkalarına nasıl haber verip duyuralım?" diye konuştular.
Sonunda parolalanyla seslenip kabilelerini toplamak, arkasından da ezan okumak hususunda görüş birliğine vardılar. [120]
Yanlarında Vebr b. Yuhannis de olduğu halde kalelerden yüksek bir kalenin üstüne çıktılar. [121]
Tan yeri ağarmaya başladığı zaman, ilk önce Dâzeveyh, kendi parolalanyla kabilesine seslendi. [122]
Müslümanlar da, müşrikler de korktular.
Muhafızlar, kalenin çevresini sardılar.
Süvarilerde gelip muhafızlara katıldılar. [123]
Vebr b. Yuhannis, namaz için ezan okudu. Birçok halk gelip oraya toplandı.
Toplanan halka:
"Haberiniz olsun ki, Yüce Allah Esvedü'l-Kezzab'ı öldürdü! [124]
Muhammed'in Resûlullah olduğuna, Abhele'nin ise yalancı olduğuna şehadet ederim!" diye seslendiler.
Esvedü'l-Kezzab'ın kesilen başını da halkın önüne attılar. [125] Süvarilerin yanlarında kandiller bulunuyordu. Halk, atılan başın Esvedü'l-Kezzab'ın başı olduğunu gördü. [126]
Vebr b. Yuhannis, namaz için kamet getirdi. [127]
Toplanmış olan halktan müşrik olanlar hemen yağma için dağılmaya [128] ve her biri Ebnâların ev halkından gece karanlığında görebildikleri çoluk çocukları yakalamaya başlayınca, Ebnâlar da kalenin üzerinden, aşağıda halk arasında bulunan kardeşlerine:
"Bunların neler yaptıklarını görmüyor musunuz? Siz de onlardan gücünüzün yettiğini yakalayınız!" diyerek seslendiler.
Bunun üzerine onlardan yetmiş kişi yakaladılar. [129]
Müşrikler de, Ebnâların çocuklarından ve ev halklarından yetmiş kişi yakalayıp götürmüşIerdi. [130]
San'â halkına:
"Herkes onlardan yanında bulunanı tutsun, salmasın!" diyerek seslendiler.
San'âlılar da öyle yaptılar. [131]
Esved'in müşrik askerleri, kendilerinden yetmiş kişinin eksik olduğunu görünce, Ebnâlara gelip:
"Adamlarımızı bize gönderiniz!" dediler.
Ebnâlar da:
"Siz çoluk çocuklarımızı bize gönderiniz, biz de size adamlarınızı gönderelim!" dediler.
Müşrikler, Ebnâların çoluk çocuklarını bıraktılar, Ebnâlar da onların adamlarını bıraktılar. [132]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Esved'in Öldürüldüğünü Ashabına Müjdelemesi

Esvedü'l-Kezzab'ın öldürüldüğü gece, Peygamberimiz Aleyhisselama vahiy geldi.
Ertesi gün, ashabına:
"Dün gece Esved, [133] yalancı Ansî, kardeşlerinizden birisinin eliyle öldürüldü!" buyurdu. [134]
"Yâ Rasûlallah! Onu kim öldürdü?" diye sordular. [135]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onu salih, [136] mübarek bir ev halkından, mübarek bir kişi; [137] Feyruz ed-Deylemî öldürdü!" buyur¬du. [138]
Esvedü'l-Kezzab öldürülüp San'â ve Cened kurtulunca, [139] İslâm valileri işlerinin başına döndüler. Muaz b. Cebel yine namaz kıldırmaya başladı. Peygamberimiz Aleyhisselama bir yazı yazıp durumu bildirdiler. [140] Esvedü'l-Kezzab'ın Kehf-i Hubban'dan çıkışıyla öldürülüşü üç ay veya dört aya yakın sürdü. [141]

Müseylimetü'l-Kezzab'ın İrtidad Etmesi ve Peygamberlik İddiasına Kalkışması

Müseylime'nin Kimliği

Benî Hanîfe kabilesinden olan Müseylime'nin ataları şöyle sıralanır: Müseylime b. Sümâme, [142] b. Kebir, b. Cübeyr, b. Haris, b. Abdülhâris, b. Hıffan, b. Zühl, b. Dü'l, b. Hanîfe.
Müseylime'nin künyesi, Ebu Sümâme veya Ebu Harun'dur. Kendisi Rahmân, Rahmânü'l-Yemâme diye anılırdı. [143] Çirkin suratlı, kısa boylu bir adamdı. [144]
Müseylime, Basra'daki Übülle, Hîre yakınında Bekkâ, Belh yakınındaki Enbâr, Küfe yakınındaki Hîre gibi Arap ve Acem pazarlarını, çarşılarını dolaşarak hokkabazlık, gözbağcılık bilgilerini elde etm¬eye, üfürükçüleri ve falcıları bulup onlardan birşeyler öğrenmeye çalışmıştı. [145]
Müseylime Hicretin 10. yılında [146] Benî Hanîfe temsilcileriyle birlikte gelerek Peygamberimiz Aleyhisselamla görüşüp Müslüman olduktan ve Yemâme'ye döndükten sonra [147] irtidad etti. [148]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Müseylime ile Esved Hakkındaki Rüyası

Peygamberimiz Aleyhisselam bir gün minberinde:
"Ey insanlar! Ben Kadir gecesini görmüştüm, sonra unutturuldum. [149]
Kollarımda da altından iki bilezik görmüş, onlardan hiç hoşlanmamıştım. Üflediğim zaman, her ikisi de uçup gitmişti.
Ben bunları şu iki yalancıya; Yemen sahibi ile Yemâme sahibine yordum [150]
Onlardan biri Ansf'dir, diğeri de Müseylime'dir!" buyurmuştu. [151]
Müseylime, peygamberlik işinde Peygamberimiz Aleyhisselama ortak olduğunu iddia etmeye ve yaymaya başladı. [152]
Temsilciler arasında bulunan birisi Peygamberimiz Aleyhisselamın Müseylime'yi peygamberliğe ortak kıldığına yalan yere tanıklık edince, [153] Benî Hanîfelerona bey'at ettiler. [154]
Müseylime, Peygamberimiz Aleyhisselamın peygamberliğini doğruladığı için, [155] akıl sahibi olan¬lardan Allah'ın hayırlarını murad ettiği kimseler dışında, [156] Benî Hanffelerden [157] ve başkalarından Yemâme'de bulunan [158] birtakım kimseleri kendisine inandırdı, [159] başına topladı, [160] ardına taktı. [161]

Müseylimetü'l-Kezzab'ın Marifetleri

Müseylimetü'l-Kezzab, yumurtayı kırmadan ağzı dar şişeye sokmayı öğrenmişti. [162]
Nişadırı keskin sirke içinde iyice erittikten sonra günlük yumurtayı onun içinde bir gün bir gece bek¬letip yumuşatır, ip gibi uzama haline getirir, [163] onu ağzı dar [164] bir şişenin içine sokar, [165] üzerine soğuk su döküp dondurur, [166] şişenin içinde eski haline gelen yumurtayı kavmine göstererek [167] bunun bir mucize, [168] kendisinin de bir peygamber olduğunu iddia ederdi. [169]
Müseylime'nin kuşun kesilen kanadını yapıştırdığı veya yapışık gösterdiği olmuş, [170] dağdan bir geyiğin kendiliğinden çıkıp geldiğini ve sütünü sağdığını iddia etmiştir. [171]
Müseylime'nin birer mucize gibi göstermek istediği şeyler, mucizenin getirdiği feyiz ve bereketten tamamen mahrumdu; hatta tam tersi idi. [172]
BenîHanîfe kabilesi kadınlarından Ümmü'l-Heysem diye anılan bir kadın, Müseylime'ye gidip:
"Hurmalarımız susuzluktan kuruyup döküldü! Kuyularımızın suyu çekildi!
Muhammed'in kuraklığa uğrayan halk için dua ettiği gibi, sen de sularımız ve hurmalarımız için Allah'a dua et!" dedi.
Müseylime, danışmanına:
"Ey Nehâr! O bunu yapmak için ne diyor?" diye sordu.
Nehâr
"Kuraklığa uğrayan halk Muhammed'e gidiyorlar. Yağmur sularının gecikmesinden, kuyu sularının azalmasından ve hurma ağaçlarının susuzlukyüzünden hurmalarının dökülüşünden şikayet ediyorlar. O da onlar için dua edince, kuyularının suyu kabarıyor, hurma ağaçları gelişip dallarının uçları yerlere kadar eğiliyor!" dedi. [173]
Müseylime:
"O, kuyulara ne yapıyor?" diye sordu.
Nehâr
"Bir kova su getirtiyor. Onun içine, kavmi hakkında dua ediyor. Ağzına su alıp çalkaladıktan sonra onu kovanın içine bırakıyor. Kovayı götürüp o susuz kuyulara boşaltiyorlar. [174] Sonra da hurma ağaçlarını suluyorlar" dedi.
Müseylime hemen bir kova su getirtti, kovanın içine kavmi için dua ettikten sonra, ondan ağzına su alıp çalkaladı ve kovanın içine bıraktı.
Kovayı götürüp kuyulara boşalttılar. [175]
O kuyuların suları büsbütün çekildi ve kayboldu. [176]
Nehâr, Müseylimeye:
"Beni Hanîfelerin çocukları üzerine bereket duası yapsan!" dedi.
Müseylime:
"Bereket duası ne denilerek yapılır?" diye sordu.
Nehâr
"Hicaz halkı, çocukları doğduğu zaman onu Muhammed'e götürüyor. O da, çocuğun damağına birşey sürüyor ve başını sıvazlıyor!" dedi. [177]
Bunun üzerine Müseylime'ye hangi çocuk getirilip damağına birşey sürdürülmüş ve başı sığatılmışsa, muhakkak o çocuğun ya başı bir daha saçı çıkmamasıya temelli kel, ya da dili kekeme olmuştu. [178] Hele bir çocuğun başı, pek fena kel olmuştu. [179]
Benî Hanffe kabilesinden ve Benî Mehriyelerden bir adam Peygamberimiz Aleyhisselamın abdest suyundan alıp Yemâme'ye getirmiş, kuyusuna boşaltmış, sonra su çekerek toprağını sulamış, yeşillikler parlamış, bahçenin yeşilliği hiç geçmemişti.
Nehâr, bir bahçe sahibine:
"Seni Benî Mehriyelerin yaptığı gibi Rahmân'ın abdest suyuyla sulamaktan alıkoyan nedir?" dedi.
Bunun üzerine adam Müseylimeye gidip:
"Sülmâ'nın toprağına Muhammed'in dua ettiği gibi, sen de benim çoraklaşmış, verimsiz hale gelmiş bulunan toprağım için Allah'a dua et!" deyince, Müseylime:
"Ey Nehâr! O ne diyerek dua ediyor?" diye sordu.
Nehâr da:
"Sülmâ, Muhammed'in yanına vardı. Kendisinin toprağı çoraklaşmış ve verimsizdi. Muhammed Sülmâ için bir kova su getirtip dua ettikten ve ağzında çalkaladığı suyu kovanın içine bıraktıktan sonra kendisine verdi. O da bu kovanın içindeki suyu kuyusuna boşalttı ve kuyudan çektiği su güzelleşti, tatlı I aştı" dedi.
Müseylime, Nehâr'ın dediği gibi yaptı.
Adam Müseylime'nin dua ettiği kovayı götürüp Sülmâ'nın yaptığı gibi yapınca, kuyusu kurudu. [180]
BenîHanîfe halkı bir kuyu kazdılar.
Kuyunun bol ve tatlı sulu olması için Müseylime'ye gittiler. Gelmesini [181] ve teberrüken kuyunun içine tükürmesini rica ettiler. [182]
Müseylime içine tükürünce, kuyunun suyu acılaştı ve büsbütün çoraklaştı. [183]
Müseylime'nin abdest suyu da bahçeye döküldüğü zaman, orada birşey bitmez oldu!
Bir adam gelip Müseylimeye:
"Ey Ebu Sümâme! Ben servet sahibi zengin bir kimseyim. Şu on yaşındaki oğlumdan başka hiçbir çocuğum doğmadı ki, iki yaşına varmadan ölmüş olmasın! Hem küçüğünün yaşaması, hem de büyük (on yaşındaki) çocuğumun uzun ömürlü olması için başını sığamanı ve Allah'a bu hususta dua etmeni arzu ediyorum!" dedi.
Müseylime:
"İstediğin şeyi yapacağım!" diyerek küçük oğlanın kırk yıl ömürlü olmasına dua etti.
Adamcağız sevinerek [184] evine döndüğü zaman, oğullarından birisini kuyuya düşmüş, diğerini de kurt yemiş buldu! [185]
Müseylime, Hz. Ali'nin ağrıyan gözüne Peygamberimiz Aleyhisselamın püskürünce iyileştiğini işit-mişti. [186]
Müseylime'nin elini sürmesinden şifa bekleyen adamın gözleri ise, Müseylime el sürer sürmez [187] veya tükürür tükürmez [188] kör oluverdi! [189]
Peygamberimiz Aleyhisselamın sütsüz, arık koyunun memesini sığayınca sütlenmiş olduğunu işiten Müseylime'nin memesini sığadığı süüü davarın sütü çekilmiş, kurumuştu! [190]
Müseylime, kendisine de Cebrail'in geldiğini, Kur'ân indirdiğini iddia eder, [191] Kur'ân-ı Kerîm'i tak¬lide özenir, kendi kendine şöyle gülünç sözler düzüp Kur'ân diye okurdu:
"Allah gebeye lütfetti de, ondan, onun karın yumuşağıyla kıçının arasından, koşan canlılar çıkardı!" [192]
"Fil nedir? Filin ne olduğunu sana ne bildirdi? Onun hurma lifinden ip gibi kuyruğu ve uzun hortumu vardır.
Bu, Rabbim izin yarattıklarından azı çığıdır!" [193]
"Ey kurbağa kızı kurbağa! Ne diye "Nak nak! Vak vak!" edip duruyorsun? [194]
Yukarın suda, altin balçıkta!
Sen ne suyu bulandırabilirsin, ne de içene engel olabilirsin!" [195]
"Yarasa sana ölüm haberini getirinceye kadar yerde bekle!" [196]
Müseylime, Benî Hanîfelerden namazı kaldırmış; içkiyi, zinayı ve benzerlerini onlara helâlleştir-mişti. [197]

Peygamberimiz Aleyhisselamın Müseylime'yi Tekrar İslâmiyete Davet Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselam yazdırıp Amr b. Ümeyyetü'd-Damrî ile gönderdiği bir yazı ile Müseylimetül-Kezzab'ı tekrar İslâmiyete davet etti.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yazısına Müseylime biryazı ile karşılık verdi. [198]
Karşılık yazısında şöyle dedi:
"Allah'ın Resûlü Müseylime'den Allah'ın Resûlü Muhammed'e,
Selam olsun sana!
Bundan sonra derim ki: Ben bu işte (peygamberlikte) seninle ortak oldum.
Yerlerin yarısı bizimdir, yarısı da Kureyşîl erindir.
Fakat Kureyşîler aşın giden, adalet gözetmeyen bir kavimdir. [199]
Bunu Cârudu'l-Hanefîyazdı." [200]
Müseylime'nin bu yazısını Peygamberimiz Aleyhisselama onun iki elçisi getirmişti. [201]
Elçilerden birisi Abdullah b. Nevana, [202] veya İbn Nevâha diye anılan Beni Âmir b. Hanîfelerden Ubâde b. Haris, [203] diğeri de İbn Üsâl idi. [204]
Müseylime'nin yazısı okununca, Peygamberimiz Aleyhisselam iki elçiye:
"Siz ne diyorsunuz? [205]
Siz de onun dediği gibi mi, o da peygamberdir mi diyorsunuz?" diye sordu.
Elçiler
"Evet! [206] Biz de onun dediği gibi deriz!" dediler. [207]
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Siz benim Resûlullah olduğuma şehadet ediyor musunuz?" diye sordu.
Elçiler
"Biz Müseylime'nin Resûlullah olduğuna şehadet ediyoruz!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Siz iman etmezseniz, ben Allah'a ve Resûlüne iman etmişimdir! [208]
Vallahi, elçiler öldürülmez olsaydı, muhakkak ikinizin de boynunu vururdum!" buyurdu. [209]
Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Ali'yi çağırdı ve:
"Yaz!" buyurdu. [210]
"Bismillâhirrahmânirrahîm
Allah'ın Resûlü Muhammed'den çok yalancı Müseylimeye!
Hakka tâbi olan, uyanlara selam olsun!
Bundan sonra bilesin ki: Yer Allah'ındır! O, kullarından kimi dilerse onu ona vâris kılar!
Akibet takvâlıların (Allah'ın buyruklarını yerine getiren, yasakladıklarından da sakınanlarındır." [A'râf: 128] [211]
Peygamberimiz Aleyhisselam, bu yazıyı Müseylime'ye Zübeyr b. Avvam'ın kardeşi Sâib b. Avvam ile gönderdi. [212]
Peygamberimiz Aleyhisselamla Müseylimetü'l-Kezzab arasında cereyan eden bu hadise, Hicretin 10. yılının sonunda, [213] Peygamberimiz Aleyhisselamın Veda Haccından dönüşünden sonra idi. [214]

Benî Naha' Heyetinin Medine'ye Gelişi

Naha'ların Kimlikleri ve Medine'ye Ne Zaman ve Kaç Kişi Olarak Geldikleri

Beni Naha'lar Mezhic kabilelerinden olup, ata soyları şöyle sıralanır Benî Naha1 b. Amr, b. Ule, b. Celd, [215] b. Malik, b. Üded, b. Zeyd, b. Yeşcüb, b. Arib, b. Zeyd, b. Kehlan, b. Sebe'. [216] Naha'ın: 1. Malik, 2.Avf (Mişr),
Cesr,
Cezîme,
Kays,
Harise isimlerinde altı oğlu olup, bunlardan Benî Sa'd b. Malik b. Naha'larve daha birçok oymak¬
lar çıkmıştır.
Amr b. Zürâre de, Benî Sa'd b. Maliklerdendir. [217]
Benî Naha1 heyeti, Hicretin 11. yılında, Muharrem ayının ortasında Yemen'den ikiyüz kişi olarak Medine'ye geldiler.
Konuklar evi olan Remle binti Hâris'in konağına indiler.
Benî Naha' heyeti, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelip Müslüman olduklarını söylediler.
Onlar, Yemen'de Muaz b. Cebel'e bey'at etmişlerdi. [218]
Yüce Allah onların hepsinden razı olsun!
Naha' heyeti, Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına gelen heyetlerin sonuncusu idi. [219]
Heyet içinde Zürâre b. Amr (Kays) b. Haris, b. Adda1 da bulunuyordu. [220]

Zürâre b. Amr'ın Gelirken Yolda Gördüğü Rüyayı Peygamberimiz Aleyhisselama Anlatıp Yordurması

Zürâre b. Amr
"Yâ Rasûlallah! Ben yolda bir rüya gördüm, beni korkuttu!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Nedir o?" diye sordu.
Zürâre b. Amr
"Gördüm ki; evimde bırakmış olduğum dişi merkep, çil, kara kızıl bir oğlak doğurmuş!
Yerde, bir ateşin çıkıp benimle oğlumun arasına gerildiğini de gördüm ki; o ateş, 'Dumanlı ateş! Dumanlı ateş! Gözlüsü, gözsüzü! [221] Bana yiyecek yediriniz! Ben sizin ev halkınızı ve malınızı yerim!' [222] diyordu" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Sen evinde hamile, gizli bir cariye bıraktın mı?" diye sordu.
Zürâre b. Amr
"Evet!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İşte o cariye bir oğlan doğurmuştur. O, senin oğlundur" buyurdu.
Zürâre b. Amr
"Ben onun çil, kara kızıl olmasının sebebini anlayamadım?" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Yakınıma gel!" buyurdu.
Zürâre b. Amr yaklaşınca, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sende gizli tutup kimseye açıklamadığın bir bars (alaca hastalığı) var mı?" diye sordu.
Bunun üzerine, Zürâre b. Amr
"Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki; onu senden önce hiç kimse bilmiy¬ordu!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İşte, rüyada gördüğün çil, kara kızıllık odur! [223]
Gördüğün ateşe gelince; o, benden sonra kopacak fitnedir! [224]
O, ahirzamanda da kopacaktır!" buyurdu. [225]
"Yâ Rasûlallah! Kopacak fitne nedir?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Mü'minlerin kanını dökmek, mü'mine baldan, sudan tatlı gelecek! Kötülük yapan, kendini iyilik yapıyor sanacaktır! [226] Sen ölürsen, bu hali oğlun görecektir. Oğlun senden önce ölürse, sen göre¬ceksin!" buyurdu.
Zürâre b. Amr
"Yâ Rasûlallah! Allah'a dua et de, onu ben görmeyeyim!" dedi. [227]
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah'ım! O fitneyi buna gösterme!" diyerek [228] dua etti. [229]
Zürâre b. Amr
"Yâ Rasûlallah! Numan b. Münzir"i de kulaklarına küpeler, kollarına pazubandlarve bilezikler takın¬mış gördüm!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"O da, dünyadan arta kalandır!" buyurdu. [230]
Zürâre b. Amr oğlundan önce vefat etmiş, oğlu ise Hz. Osman'ı halifelikten hal' edenler arasında bulunmuştur. [231]

Üsâme b. Zeyd'in Şam Taraflarına Gönderilmek Üzere Hazırlanışı

Sefer Ne Zaman, Niçin, Nasıl Hazırlandı ve Nasıl Geri Kaldı?

Hicretin 11. yılında Safer ayının çıkmasına dört gece kala, Pazartesi günü, Peygamberimiz Aleyhisselam Müslümanlara Rumlarla çarpışmak üzere acele hazırlanmalarını emretti.
Müslümanlar, cihad özlemiyle Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından dağıldılar.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ertesi gün sabahleyin, Safer ayının çıkmasına üç gün kala, Salı günü, Üsâme b. Zeyd'i çağırttı ve ona:
"Ey Üsâme! [232] Şam'a, Belka1 sınırına, Filistin'deki Dârum'a, [233] babanın öldürüldüğü yere kadar Allah'ın ismi ve bereketiyle git!
Seni bu orduya başkumandan yaptım!
Übnâ halkının üzerine ansızın var! Üzerlerine şimşek gibi saldır!
Giderken de hızlı git! Haberin önüne geç! (Varacağın yere haber ulaşmadan var!)
Yanına kılavuzlar al, casus ve gözcüleri önünden ilerlet!
Allah seni muzaffer kılarsa, onların içinde az kal!" buyurdu.
Safer ayının çıkmasına iki gece kala, Çarşamba günü olunca, Peygamberimiz Aleyhisselamda şid¬deti i bir başağrısı, humma ve ateş başladı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Safer ayının çıkmasına bir gece kala Perşembe günü sabahleyin biraz iyileşip Üsâme için kendi eliyle sancak bağladı ve:
"Ey Üsâme! Allah yolunda, Allah'ın ismiyle savaşa çık! Allah'ı inkâr edenlerle çarpış! [234]
Savaşın! Fakat ahde vefasızlık etmeyin!
Küçük çocukları ve kadınları öldürmeyin!
Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin! Çünkü siz bilemezsiniz, belki onlar yüzünden ibtilâ ve musibete uğrayabilirsiniz!
Fakat, 'Ey Allah'ım! Bizim imdadımıza yetiş! Onların hakkından gel! Onlan bize zarar vermekten vazgeçir!1 deyin!
Onlar size kavuşurlarsa gürültü çıkaracaklar ve bağıracaklardır!
O zaman siz sükûnet ve vakarınızı muhafaza edin ve susun!
Birbirinizle çekişmeyin!
Sonra korku ile zaTa düşersiniz, rüzgârınız kesilip gider! [Enfal: 46]
'Ey Allah'ım! Biz Senin kullarınız! Onlar da Senin kullarındır!
Bizim perçemlerimiz de, onların perçemleri de Senin elindedir!
Onları ancak Sen yenersin!1 deyin!
İyi bilin ki, Cennet kılıçların parıltısı altındadır!" buyurdu. [235]
Üsâmeye askerlerin Cürüfte karargâh kurmalarını emretti ve:
"Haydi, Allah'ın ismiyle hareket et!" buyurdu.
Üsâme, bağlanmış sancağı götürüp Büreyde b. Husayb'a verdi. [236]
Karargâh Cürüfte, Süleyman Sikâyesi diye anılan yerde kuruldu.
İşinden boşalan, hemen karargâha koştu. [237]
İlk Muhacir1erden [238] ve Ensardan, [239] savaşa katılmaya hazırlanmayan kimse kalmadı. [240]
Hepsi savaşa katılmaya hazırlandı. [241]
Hz. Ebu Bekir, [242] Hz. Ömer, Ebu U beyde b. Cerrah, Sa'd b. Ebi Vakkas, E bu 'I- A' ver S aîd b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, Katâde b. Numan, Seleme b. Eşlem b. Haris., gibi birçok zâtlar bu orduya katılmış bulunuyorlardı.
Muhacirlerden bazı kişiler, [243] söylenmeye başladılar. [244]
Bu hususta en ağır sözü söyleyen de, Ayyaş b. Ebi Rebia idi [245] ve:
"İlk Muhacirlerin üzerine şu genç kumandan tayin olunuyor hâ?!" demişti. [246]
Üsâme b. Zeyd o zaman onsekiz, [247] ondokuz yaşlarında idi. [248]
Bu hususta laf çoğalmaya başladı. Hz. Ömer de, işittiği sözleri gelip Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdi. [249]
Peygamberimiz Aleyhisselam son derecede kızdı, başına bir sarık sarmış ve üzerinde saçaklı bir elbise olduğu halde Rebiülevvel'in 10'unda Cumartesi günü minbere çıktı. Allah'a hamd ü senada bulun¬duktan sonra:
"İmdi ey insanlar! Üsâme'yi kumandan yapışım hakkında bazınızdan bana erişen sözler ne oluy-or?! [250]
Vallahi, siz şimdi Üsâme'nin kumandanlığına nasıl itiraz ediyorsanız, daha önce onun babasının kumandanlığına da öyle itiraz etmiştiniz!?
Vallahi, o kumandanlığa nasıl lâyık ve benim katımda insanların nasıl en sevgilisi idiyse, [251] ondan sonra bu oğlu da kumandanlığa öyle lâyıktır! [252]
Vallahi, [253] ondan sonra bu da benim katımda insanların en sevgililerindendir! [254]
İkisi de her iyiliğe lâyıktır! [255]
Size bunu tavsiye ediyorum. [256] çünkü o sizin hayırlı olanlarınızdan, [257] bu işe elverişli bulunan-larınızdandır!"
buyurdu, [258] minberden inip evine girdi.
Üsâme ile gidecek olan Müslümanlar, gelip Peygamberimiz Aleyhisselamla vedalaşülar. [259]
Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı ağırlaşmıştı. [260]
Fakat, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Üsâmeyi yollama işini yerine getiriniz!" buyuruyordu. [261]
Peygamberimiz Aleyhisselamın dadısı ve Üsâme'nin annesi Ümmü Eymen içeri girip:
"Yâ Rasûlalları! Üsâmeyi bir müddet karargâhta bıraksan olmaz mı?
Çünkü Üsâme bu haliyle giderse kendisine pek yararlı olmaz!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Üsâmeyi yollama işini yerine getiriniz!" buyurdu.
Halk karargâha gitti. Pazar gecesi orada yattılar. [262]
Pazar günü, Üsâme karargâhtan geldi. Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı çok ağırlaşmıştı. Üsâme ağlayarak yanına girdi.
O sırada, Peygamberimiz Aleyhisselamın ağzına ilaç veriliyordu. [263]
Hz. Abbas Peygamberimiz Aleyhisselamın yanında ve kadınlar da çevresinde bulunuyordu.
Üsâme, eğilip Peygamberimiz Aleyhisselamı öptü. [264]
Peygamberimiz Aleyhisselam konuşamıyordu.
Ellerini, semaya kaldırdıktan sonra, Üsâme'nin üzerine indirdi.
Üsâme, bundan, Peygamberimiz Aleyhisselamın kendisine dua ettiğini anladı. [265]
Rebiülevvel'in 12. Pazartesi günü, Üsâme tekrar Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına geldi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ayılmış, kendisine gelmiş bulunuyordu.
Üsâmeye:
"Allah'ın bereketi üzere kuşluk vakti yola çıkınız!" buyurdu.
Üsâme vedalaşarak karargâha döndü. [266]
Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri, Peygamberimiz Aleyhisselamın rahatlaşmasına, açıl¬masına sevinerek saçlarını taramaya başladılar.
O sırada, Hz. Ebu Bekir de içeri girdi ve:
"Yâ Rasûl alları! Allah'a hamd olsun ki, açılmış, ayılmış olarak sabaha çıktın!
Bugün, Hârice'nin kızının günüdür.
Bana izin ver de, onun evine gideyim" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam izin verince, Hz. Ebu Bekir kalkıp Medine'nin Avâlî semtindeki (Sünuh)'a gitti.
Üsâme, yola çıkacakların hemen karargâhta toplanmaları için halka seslendi. [267]
Cürüfte orduya hareket emri verdiği ve kendisi hayvanına binmek istediği sırada, annesi Ümmü Eymen'in gönderdiği elçisi gelip Resûlullah Aleyhisselamın vefat ettiğini haber verdi.
Bunun üzerine Üsâme, Hz. Ömer ve Ebu Ubeyde b. Cerrah ile Medine'ye geldiler.
Peygamberimiz Aleyhisselamı vefat etmiş buldular.
Rebiülevvel ayından oniki gece geçmişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazartesi günü, güneş semanın ortasından batıya doğru kaymaya başladığı sırada vefat etmişti.
Cüruf karargâhındaki Müslümanlar Medine'ye döndüler.
Büreyde b. Husayb da, Üsâme'nin bağlanmış olan sancağı yanında olduğu halde Peygamberimiz Aleyhisselamın kapısına kadar gelip, sancağı kapının yanına dikti.
Hz. Ebu Bekir'e bey'at edildiği zaman, Hz. Ebu Bekir, Büreyde b. Husayb'a sancağı Üsâme'nin evine götürmesini ve gazaya çıkıncaya kadar da açmamasını emretti. [268]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İSLAM TARİHİ 16-VEDA HACCI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» İSLAM TARİHİ 11-HAYBER GAZASI
» İSLAM TARİHİ 19-PEYGAMBERİMİZİN AHLAKI
» İSLAM TARİHİ 6-BEDİR GAZÂSI
» İSLAM TARİHİ 7-UHUD SAVAŞI
» İSLAM TARİHİ 9-HUDEYBİYE SEFERİ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi :: 

Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ( SAV) Hakkında Herşey

 :: Peygamber Efendimizin Soy Agacı Ve Hayatı Ve Mucizeleri
-
Buraya geçin: