iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi
Vakit Namazınızı Kıldınızmı?

Hoş Geldiniz Forumdaki Konulardan Tam Anlamıyla Faydanalabilmek İçin Giriş Yapınız Uye Degılsenız 1 Dakıkanızı Ayırarak Kayıt Olunuz---ByNoKta

iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi

CİNLERE, ŞEYTANLARA, İFRİTLERE ve DİĞERLERİNE, BÜYÜYE VE SİHRE KARŞI İNSANLARIN KALESİ ( SİTEMİZDEKİ HERŞEY ÜCRETSİZ ve KARŞILIKSIZDIR )
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 ITIK (YÂNİ KÖLE VE CARİYEYİ ÂZADLAMA) BÖLÜMÜ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: ITIK (YÂNİ KÖLE VE CARİYEYİ ÂZADLAMA) BÖLÜMÜ   Cuma Mayıs 07, 2010 10:58 pm

19- ITIK (YÂNİ KÖLE VE CARİYEYİ ÂZADLAMA) KİTABI


1- Müdebber (Âzadlanması Sâhîbîntn Ölümüne Bağlanan Köle) Babı





Bu bâbtaki hadîslerin tercemesine geçmeden önce Müdebber ke­limesinin tarifini verelim :

Müdebber kelimesi Tedbir masdanndan alınmadır. Dîn ıstıla­hında Tedbîr akdi şöyledir : Kişi kendi kölesine: Ben öldüğüm za­man sen âzadlısın gibi bir söz söylemek suretiyle onun âzadlanma-sını kendi ölümüne bağlar. îşte bu sözleşme ve akid işine Tedbîr akdi denilir. Tedbir kelimesi de Dübür kökünden alınmadır. Dübür, arka demektir. Kişinin dübürü onun arkası manasınadır. Ölüm de haya­tın arkasında olduğu için hayattan sonraya talik edilen âzadlama işine Tedbîr ismi verilmiştir. Müdebber ise âzadlanması, sahibinin ölümüne bağlanan köledir.

Müdebber'in mânâsı açıklanmış olduğundan hadislerin terceme-sinde bu kelimeyi aynen kullanmakta bir beis görmüyorum.



2512) Câbir (bin Abdillah) (Radtyallâhü anhümâ)'dan rivayet edil­diğine göre :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) müdcbber (Yâni âzad-lanması sahibinin ölümüne talik edilen) köleyi sattı."



2513) Câbir bin Abdîllah (Radtyallâhü onhümâ)'âar\; Şöyle demiştir:

Bizden (Ebû Mezkûr isimli) bir adam (Ben öldükden sonra sen âzadlısm diye) tedbîr akdi suretiyle (Yâkub isminde) bir köleyi âzad-ladi. Adamın bu köleden başka malı da yoktu. Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) (âzadlanması sahibinin ölümüne talik edi­len) bu köleyi (sahibi hayatta iken) sattı. Benî Adî kabilesinden İb-nü'n-Nehhâm (Nuaym) isminde bir adam bu köleyi satın aldı. (Re-sûl-i Ekrem kölenin bedelini sahibine verdi.)" [1]



İzahı





Müellifin Câbir (Radıyallâhü anhVden rivayet ettiği, biri kısa diğeri uzunca olan bu hadîsi Buharı, Müslim, Ebû D â v û d ve Ne-sâi de kısa ve uzunca metinler hâlinde riva­yet etmişlerdir. Bâzı rivayetlerde köle sahibinin isminin Ebû Mez­kûr ve kölesinin isminin de Yâkub olduğu açıklandığı için bu durumu parantez içinde ifade ettim. Köleyi satın alan zatın N u -aym bin Abdillah bin en-Nahhâm olduğu da diğer rivayetlerde belirtilmektedir.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in sözü edilen müdeb­ber köleyi satmasının sebebi köle sahibinin,maddî sıkmtı içinde ol­ması idi. Nitekim bu durum müellifimizin ikinci rivayetinde ve B u -h â r î' nin rivayetinde belirtilmektedir. [2]



Hadîslerin Fıkıh Yönü





Bu hadîsler âzadlanması sahibinin ölümüne talik edilmiş olan köleyi satmanın câizliğine delâlet eder. Ancak bu mesele ihtilaflı­dır. Avnü'l-Mabûd yazan bu hususta özetle şöyle der:

"Teivîh sahibi: Âlimler müdebber yâni âzadlanması sahibinin ölümüne talik edilen kölenin satılıp satılmıyacağı hususunda ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki:

1. Ebû Hanife, Mâlik ve Küfe' den bir cemâat: Kişi müdebber kölesini satamaz, demişlerdir,

2. Şafiî, Ahmed, Ebû Sevr, İshâk ve Za­hiriye mezhebi mensubları bunu caiz görmüşlerdir. Â i ş e , Mücâhid, el-Hasan ve Tâvûs'un kavli de böyledir.

3. İbn-i Ömer, Zeyd bin Sabit, Muham-med bin Şîrîn, İbnü'l-Müseyyeb, Zührî, Şa'-bi, Nehaî, İbn-i Ebi Leylâ-ve el-Leys bin S a' d bunu mekruh saymışlardır.

4. E v z â î : Müdebber köleyi ancak onu âzadlamak üzere sa­tın almak isteyene satmak caizdir. Başka kimseye satmak caiz de­ğildir, demiştir.

5. A h m e d ' e göre sahibi borçlu ise satabilir, aksi halde sa­tamaz.

Mâlik, müdebber kölenin satılmasının ve hibe edilmesinin câizliği hususunda Medîne-i Münevvere halkının ic-mâ ettiğini anlatır, demiştir,

Aynî de özetle şöyle der: Hanefî âlimlere göre Müdeb­ber iki nevidir. Birincisi âzadlanması sahibinin ölümüne bağlanan köledir. Buna Mutlak müdebber nevi denilir. Bu nevî köle satılmaz, hibe edilmez. Ancak çalıştırılır. Hizmet ve kazancından yararlanılır. Sahibi ölünce terekesinin üçte biri kölenin değerini karşılıyor ise köle âzadlanmış olur. Aksi takdirde kölenin üçte biri âzadlanmış olur. Müdebber'in ikinci nevi de Mukayyed olanıdır. Sahibi kendisi­ne: Ben bu hastalıktan ölürsem sen hürsün, veya şu yolculuğum­da ölürsem sen hürsün, ya da ben beş seneye kadar ölürsem sen hürsün, gibi bir şekilde kölesinin âzadlanmasım belirli bir şarta bağ­larsa, bakılır. Koşulan şart tahakkuk ederse âzadlanmış olur. Ta­hakkuk etmezse onu satmak caizdir.

Avnü'l-Mabûd yazan bu arada başka kitablardan da nakiller ya­parak değişik görüşleri ve taraftarları hakkında genişçe bilgi verir ve sonunda şöyle der :

Hulâsa, Hanefi âlimler bu hadîsi Mukayyed müdebber köleye âit olarak yorumlamışlardır. Bu durumdaki köleyi satmak bunlara göre caizdir. M â 1 i k ' in arkadaşları; Hadîste anılan kö­le sahibi borçlu idi. Borçlu olunca Tedbir akdini bozması caizdir, de­mişlerdir. Şafiî ve taraftarları ise hadîsi zahirine göre mânâ-landırmışlar ve: Müdebber köle her durumda satılabilir, demişler­dir"

Köle müessesesi târihe karışmış olduğundan bu konuda daha ge­niş bilgi vermeye gerek görmüyorum.



2514) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü ankümâyâ&n rivayet edil­diğine göre; Peygamber (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur-

«Müdebber (yâni âzadlanması sahibinin ölümüne bağlanan) kö­le sülüs (yâni sahibinin terekesinin üçte birin) den (olmak üzere ge­çerli)

îbn-i Mâcete dedi ki: Ben Osman'dan yâni İbn-i Ebî Şeybe'den işittim şöyle dedi s Bu, yâni -Müdebber köle sülüstendir- hadîsi ha­tâdır.

Ebû Abdiliah (İbn-i Mâceh) dedi ki: Bu hadîsin aslı yoktur."

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde AH bin Zabyân vardır. Bu râviyi tbn-i Muin, Ebû Hâşim ve başkası zayıf saymışlardır. İbn-i Muin ayni zamanda onu yalanlamıştır. El-Müzzî de : Şafii bu hadîsi AH bin Zabyân'dan, mev­kuf olarak rivayet ederek şöyle demiştir, der :

Ali bin Zebyân dedi ki : Ben bu hadisi merfû olarak rivayet ederdim. Son­ra arkadaşlarımız : Bu hadis merfû değil, bilâkis tbn-i Ömer (R.A.) üzerinde mevkuftur, dediler. Ben de bunu mevkuf ettim.

Şafii dedi ki : Bu hadisi rivayet eden hafızlar bunu İbn-i Ömer (R,A.) üze­rinde durduruyorlar. [3]



İzahı





Zevâid türünden olan bu hadisin sened durumu notta belirtildi. Hadîs'ten çıkarılan hüküm şudur : Bir kimse kölesinin âzadlanması-nı ölümüne talik edip meselâ, ben öldüğüm zaman sen hürsün, der­se ve sonra ölürse bakılır. Eğer adamın geride bıraktığı mahn üç­te birisi bu kölenin değerini karşılıyor ise köle âzadlanmış olur. Sü­lüs yâni terekenin üçte birisi karşılamıyor ise karşıladığı değer nis-betinde âzadlanmış olur. Kalan kısmının âzadlanması için kölenin çalıştırılıp bu meblâğı kazanmasına imkân verilir. Mâlik, $ â -fiî ve cumhurun görüşü budur. El-Leys bin Sa'd ve Z ü f e r'e göre müdebber köle, sahibinin terekesinin tümünden âzadlanmış olur. Yâni terekenin üçte biri bunun değerini karşılamaz da terekenin tamamı karşılarsa yine âzadlanmış olur.

E 1-A y n i1 nin beyânına göre Hanefi mezhebinin gö­rüşü şöyledir:

Köle sahibinin başka malı yok ise kölenin üçte biri âzadîanmış olur ve kalan üçte ikisinin değerini kazanması için çalışmasına im­kân verilir. Şayet köle sahibi borçlu ölüp borcunun tutarı kölenin değerinin tamamına denk veya daha fazla ise köleye değerinin ta­mamını çalışarak kazanması için fırsat verilir ve böylece değeri ka­dar para kazanınca âzadlanır. [4]



2- Ümmehâtü'l-Evlâd (Yâni Sahibinden Çocuğu Olan) Cariyeler Babı





Bu babın başlığında geçen iki kelimenin açıklamasını verelim: Ümmehât: Ümm'ün çoğuludur. "Analar" manasınadır.

Evîâdî Veled'in çoğuludur. Veled, oğlan çocuk anlamına geldi­ği bazen kız olsun oğlan obun genel mânâda yâni çocuk anlamında kullanılır, Evlâd kelimesi de böyledir. Burada "çocuklar" mânâsına kullanılmıştır. Câriye sahibi bununla cinsel ilişkide bulunup bundan çocuğu olunca bu câriye'ye Ümmü'l-Veled denilir. Yâni çocuk anası. Bu durumdaki cariyeler satılır mı, satılmaz mı? Böyle bir cariyenin sahibi ölünce câriye âzadlanmış sayılır mı, sayılmaz mı? Bu bâbta ri­vayet edilen hadîsler bu konuya aittir. Âlimlerin bu konuya ilişkin hüküm ve görüşleri bunların izahı bölümünde verilecektir.



2515) (Abdullah) hin Abhâs (Radıyatiâhk

«Herhangi bir adamın cariyesi kendisinden olma çocuk doğurur­sa o câriye o adamın ölümünden sonra âzadlanmış olur.»"

Not : Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde el-Hüseyn bin bin Abdil-!ah bin ITbeydiIlah bin Abbâs bulunur. tbnü'l-Medinî ve başkası bu râviyi terket-mislerdir. Ebû Hatim ve başkası da bunu zayıf saymışlardır. Buhâri de : Bu râvi ?,mdıkh.k.Ia itham ediliyordu, demiştir.



2516) (Abdullah} hin \h\ms İUuetfvutlâfiii antıiimâ)\\ı\n: Şöyle de­miştir ;

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in huzurunda (oğlu) İbrahim'in anası (ve Resûl-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in cariyesi olan Mâriye) (Radıyallâhü anhâ)'dan söz edildi. ResüM Ekrem (Sallalîahü Aleyhi ve Sellem) ;

-Onu, oğlu (İbrahim) âzadladı» buyurdu."

Not; Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde el-Hüseyn bin AbdUlah vardır. Bu râvi'nin durumu demin anjatıldi.[5]



İzahı





î b n - i Abbâs (Radıyallâhü anh) 'in ilk hadisini A h m e d , Hâkim. Dârimi ve Beyhaki değişik senedlerle riva­yet etmişlerdir. İkinci hadisini D â r e k u t n i de rivayet etmiş­tir, Bu iki hadislerden çıkan hüküm şudur : Adamın cinsel ilişkide bulunduğu cariyesinden çocuğu olunca adam öldükten sonra câriye âzadlanmış olur.

Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-seîâm) 'in M â r i y s (Ra-dıyallâhü anh) isimli cariyesi var idi. ResüM Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâml'in î b r â h i m isimli oğlu bu cariyeden idi. Bu ne­denle Mâriye Ümmül'-Veled sayılır. Yâni Resûl-i Ekrem (Aley­hi's-salâtü ve's-selâm)'in vefatından sonra âzadlanmış sayılırdı. Ha­disin «Onu oğlu âzadladı» cümlesinin mânâsı bu olabilir. Yâni oğlu onun âzadtanmasına sebep oldu. Kanaatime göre hadisin mânâsı böyledir. Çünkü cariyenin sahibinden olma çocuk doğurmasıyla der­hal âzadlandığına hükmeden ilim adamını bilmiyorum. Keza doğan çocuğun babasının cariyesini âzadlama yetkisi de yoktur. Kaldı ki Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selârn) in oğlu İbrahim henüz iki yaşını doldurmadan vefat ettiği rivayet olunmaktadır. î ta­ra h i m ' in doğumundan sonra Mâriye1 nin âzadlandığına dâir bir bilgi de edinemedim. Bu itibarla hadisi yukardaki şekilde yo­rumlama yoluna gittim.

Avnü'l-Mabüd yazarı "Ümmehâtü'l-Evlâd'ın âzadlanmasi babın­da e 1 - H â f ı z ' dan naklen şu bilgiyi verir :

"Ümmü'l-Veled yâni sahibinden olma çocuk doğuran cariyenin âzadlanması ve onun satılmasının câizliği hususunda setef ve halef âlimler ihtilâf etmişlerdir. Şöyle ki :

1. Ömer (Radıyallâhü anh)'m bu nevi cariyeyi satmanın caiz olmadığına hükmettiği sabittir. Osman CR^tİpptih&feû anh)

ile Ömer'bin Abdilaziz'in de böyle hükmettikleri ri­vayet olunmuştur. El-Hasan, Atâ, Mücâhid, Salim, îbn-i Şihâb ve İbrahim gibi zâtlar dâhil, tabiîlerin ek­serisi de böyle hükmetmişlerdir. Ebû Hanîfe, Mâlik, Şafiî, Sevr!, Evzâî ve el-Leys de böyle hüküm ver­mişlerdir. Ebû Hanîfe' nin arkadaşları da böyle demişler­dir. (El-Hâf iz bu arada başka âlimlerin isimlerini de vermek­tedir.)

2. Ebû Bekr-i Sıddik, Ali bin Ebî Tâlib, îbn-i Abbâs, îbn-i Zübeyr, Câbir ve Ebû Saîd-i Hudrî (Radıyallâhü anh) ise bu durumdaki cariyeyi satmayı caiz görmüşlerdir. Yâni sahibi dilerse onu satabilir. D â-vûd-i Zahirî de böyle demiştir.

Îbnü'l-Hünıâm da el-Hidâye'nin şerhinde: Ümmü'l-Veled o cariyeye deniliyor ki, onun tamamına veya bir kısmına mâlik olan adamdan çocuğu vardır. Bu nevî câriye satılamaz, hibe edilemez ve başkasına temlik edilemez. Sahibi onu âzadlamadan ölürse o âzad-lanmış olur. Sahibi öldüğü zaman malı onun borcunu karşılayamaz durumda olsa bile hüküm budur. Ashâb-i Kiram ile Tabiîlerin ve fıkıhçılarm cumhurunun görüşü budur. Bâzıları böyle câriye satıla­bilir diyerek Câbir (Radıyallâhü anh) 'in — 2517 nolu — hadî­sini delil göstermişlerdir. Bu mezheb, Ebû Bekir, Alî, îbn-i Abbâs, Zeyd bin Sabit ve İbn-i Zü­beyr' den de rivayet edilmiştir. Lâkin İbn-i Mes'ûd ile îbn-i Abbâs' tan yapılan sahih bir rivayette bu iki zât: Bu câriye, oğlunun hissesine mahsuben azatlanır, demişlerdir. Bu riva­yet gösteriyor ki eğer bu iki zâtın yukardaki görüşleri sabit olsa bile bundan dönüş yapmışlardır."



2517) Câbir bin Abdillah (Radıyallâhü ankümâ)'dan; Şöyle de­miştir :

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) aramızda, hayatta iken biz, çocuklarımızın anaları olan cariyelerimizi satardık. Bun­da bir sakınca görmezdik."

Not: Biuıun senedinin sahîh ve râvîlerinin sıka zâtlar olduğu, Zevâid'de be­lirtilmiştir. [6]



İzahı



Zevâid türünden olan bu hadîsi A h m e d de rivayet etmiş­tir. Bu hadîse göre kişi, kendisinden çocuğu olan cariyesini satabi­lir. Bundan önceki hadîsin izahı bölümünde bâzı sahâbîlerin bu gö­rüşte olduklarını ve Câbir (Radıyallâhü anh) 'm da bu görüş­te olduğunun rivayet edildiğini belirtmiştir.

Serârî: Sürriyye'nin çoğuludur. Cariyeler manasınadır. Bazıları ev kadım olarak kullanılan câriye mânâsına kullanıldığını ifâde eder­ler. Ümmehâtü'l-Evlâd'ın sahibinden çocuğu olan cariyeler mânâ­sına olduğunu yukarda anlatmıştım. Elde mevcut sünen nüshaların­da Serârî kelimesi ile Ümmehât kelimesi arasmda atıf harfi olan "Ve" vardır. Bu harfin varlığı dikkate alınırsa cümlenin mânâsı "Biz cariyelerimizi ve bizden çocuğu olan cariyelerimizi satardık..." olur. Kişinin kendi cariyesini satabildiği bilinen bir şeydir. Hadîsten kasde-dilen inânâ bu olmayıp sahibinden çocuğu olan cariyenin satılabil-mesidir kanısındayım. Avnü'l-Mabûd'da müellifimiz ile  h m e d tarafından rivayet edildiği bildirilen bu hadîs nakledilirken atıf har­fi olan "Ve" kelimesi yoktur. Bu nakle göre bâzı nüshalarda bu harf yoktur.. O nüshaları dikkate alarak tercemeyi sundum. Çünkü mâ­nâ bakımından daha uygundur.

Ebû Dâvûd da başka bir senedle Câbir (Radıyallâ­hü anh)Jden buna benzer bir hadis rivayet etmektedir. Ordaki me­tin şöyledir:

"Câbir (Radıyallâhü anhümâ)'dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile Ebû Bekir (Radıyallâhü anh) 'in dönemlerinde biz Ümmehâtül-Evlâd (yâni biz­den çocuğu olan cariyeler) i sattık. Ömer (Radıyallâhü anh) (halîfe) olunca bizi (bundan) menetti. Biz de (bundan) sakındık."

El-Mü nzi r i bu hadîsi rivayet ettikten sonra özetle şöyle der:

"Bâzı âlimler şöyle demişlerdir: Sahibinden çocuğu olan cariye­ler muhtemelen Resûl-i Ekrem fAleyhi's-salâtü ve's-selâmî zama­nında çok az satıldığı için O'nun bundan haberi olmamış olabilir. Şu ihtimâl de vardır: Belki ilk zamanlarda bu nevî cariyelerin satılma­sı caiz idi. Sonra yasaklandı. E b û B -e k i r (Radıyallâhü anh) ise konulan yasağı duymamış olabilir veya onun döneminde bu ne­vi olay vuku bulmamış olabilir. Çünkü onun dönemi kısa sürdü. Bu dönemde mürted olanlar olduğu için E b û Bekir bir taraf­tan bunlarla savaşmakla meşguldü. Diğer taraftan îslâmî hizmet­ler konularında yoğun bir çalışma içinde idi. Ömer (Radıyallâ-hü anlı) halîfe iken, bu konu hakkında Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâ-tü ve's-selâm) tarafından buyurulmuş olan sahîh hadîsler kendisine intikal edince bu yasağı koydu."

Avnü'I-Mabûd yazarı İbn-i K u d â m e' nin de şöyle de­diğini nakleder:

"Sahibinden çocuğu olan cariyeyi satmanın caiz olmadığı yolun­da sahâbüerin icmâ'ı vardır. Ali, îbn-i Abbâs ve İbn-i Z ü b e y r' in bunu caiz gördüklerine dâir yapılan rivayet, nak­ledilen icmâ'ı gölgelemez. Çünkü bu zâtların bu görüşten rücû et­tikleri kendilerinden rivayet edilmiştir."

Bu ifâdenin akabinde konuya ilişkin rivayetler nakledilmekte ise de bunları buraya aktarmaya gerek görmüyorum. Çünkü günü­müzde bu nevi meseleler görülmez. Câriye işi târihe karışmıştır. [7]



3- Mükâteb Köle Babı





Mükâteb: Kendisi ile Kitabet akdi yapılan köle manasınadır. Mükâtib ise: Kölesi ile Kitabet akdi yapan kişiye denilir. Kitabet ak­di şöyle olur. Kişi, kölesine : Sen şu kadar para veya bu kadar mal kazanıp bana verdiğin zaman âzadlanmış olursun, der. Köle de bu­nu kabul eder. îşte köle ile sahibi arasında yapılan bu akid Kitabet ismini ahr. î b n ü' t - T i n : Kitabet akdî İslâmiyet'ten önce de uygulanıyordu. Peygamber (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmî da bu işlemi yasaklamadı ve uygulanmasını tasvib buyurdu, demiştir.



2518) Ebü Hüreyre (Radıyallâhü anh)\\çn rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Satlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir;

-Üç kişi vardır ki Allah Teâlâ'mn bunların hepsine yardım va*dl vardır» Allah yolunda savaşan gazi, (âzadlanması için vermesi ge­reken parayı - malı) ödemek isteyen mükâteb köle ve nefsini hara­ma girmekten menetmek isteğiyle evlenen adam.» [8]



İzahı





Bu hadisi Tirmizi, Nesâî, Ahmed, İbn-i Hib-bân ve Hâkim de rivayet etmişlerdir. Hadiste anılan üç zümreye Allah Teâlâ'mn yardım etmesinin Allah üzerine hak olma­sının mânâsı, bu yardımın sabit olmasıdır. Ya da Allah'ın kendi ih­san, ve keremiyle bunlara yardım etmeyi kendi zâtına vâcib kılma­sıdır. Yâni va'd buyurmuş olmakla va'dini gerçekleştirmesidir. Yok­sa Allah Teâlâ hiç bir şeyi yapmak zorunda ve mecburiyetinde değil­dir. Her şeyi dileğiyle yapar. İrâde ve dileği olmaksızın hiç bir şe­yin vuku bulması ve yaratması söz konusu değildir. Hadîs, bu üç zümreye Allah'ın yardımcı olduğunu müjdeler.



2519) Amr bin Şuayb'ın dedesi (Abdullah bin Amr bin ei-Âs) (Ra-dtydUâku ankümâ)'dan rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sotlallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Her hangi bir köle ile yüz okka üzerine kitabet akdi yapılır ve İle bunun hepsini ödeyip de yalnız on okka ödememiş ise köleliği svam eder.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde bulunan Haccâc bin tat, tedlisçidir. [9]



İzahı





Bu hadîsi Ebû Dâvûd. Tirmizi ve Nesâi de vâyet etmişlerdir. T i r m i z î bu hadîsin garîb nevinden oldu-ınu beyân etmiştir. Zevâid sahibinin bunu Zevâid türünden say­asının sebebini bilemedin. Çünkü diğer sünen sâhiblerince de ri-iyet edilmiştir.

Okiyye ; Okka demektir. Bir Okiyye kırk dirhem olarak tarif edil­iştir. Okiyye hakkında geniş bilgi 1793 ve 1794 nolu ve dirhem hak-nda geniş bilgi 1790 -1791 nolu hadislerin izahı bölümünde veril-. Okiyyât: Okiyye'nin çoğuludur. Evâki de Okiyye'nin çoğuludur. Hadîsten çıkarılan hüküm şudur: Sahibi ile kitabet akdini ya-m köle, pazarlık edilen para veya başka bir malın tamamını öde-edikçe kölelik hâli devam eder. Âlimlerin ekserisinin görüşü bu-ar. Selef âlimlerinin bâzısının görüşü değişiktir. Meselâ Ali bin

b î T â 1 i b (Radıyallâhü anh)'den yapılan bir rivayete göre ile anılan meblâğın ne mikdarını ödemiş ise o nisbete göre bir smı âzadlanmış olur. Şu halde köle anılan meblâğın yarısını öder-

onun yarısı âzadlanmış olur. tbn-i Mes'ûd ve İbn-i Ab b â s' tan da başka görüşler rivayet olunmuştur. Fakat Cum-irun görüşü bu hadîsten çıkarılan hükme uygundur. 2521 nolu Ai ş e (Radıyallâhü anhâ) 'nm hadîsi cumhurun görüşüne en kuv-stli delildir.

H a t t â b î şöyle der: "Mükâteb, yâni kendisi ile kitabet ak- yapılan köle henüz borcunun tamamını ödememiş iken satılabi, diyen âlimler için bu ve benzerî hadisler delil durumundadır.

inkü onun kölelik hâli devam ettiğine göre sahibinin mülküdür,

Lni malıdır. Kişi malını satabilir.

Hadîsten çıkarılan ikinci hüküm de mükâteb köle henüz borcu-ın tamamım ödememiş iken ölürse, köle olarak ölmüş olur. Yâni >rç mikdanndan ödemiş olduğu mal onun sahibinin hakkıdır ve ilenin çocukları varsa bunlar da sahibin köleleri sayılır. Köle öl-iğü zaman kalan borcunu karşılıyabilecek kadar bir kazancı olup

bunu sahibine ödememiş ise yine hüküm aynidir. Bu hüküm Ömer bin el-Hattâb, Zeyd bin Sabit, Ömer bin Abdilazîz, Zühri, Katâde, Şafii ve Ahraed'-den de rivayet olunmuştur."

Ebû Hanife'ye göre ise borcunun tamamını ödemeden ölen köle kalan borcunu karşılayabilecek kadar bir mal geride bı­rakmış ise âzadlanmış sayılır. Böyle bir mal bırakmadan ölmüş ise köle olarak ölmüş sayılır.

M â 1 i k' e göre borcunun tamamım ödemeden ölen kölenin çocukları var ise köle âzadlanmış sayılır. Yok ise köle olarak Ölmüş sayılır.



2520) (Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeÜem)'m zevcelerinden) Ümmü Seleme (Radıyallâhü ankâ)'dan rivayet edildiğine göre; Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) (kendisine hitaben) şöyle buyurmuştur :

«Siz (kadınlar) dan birisinin mükâteb bir kölesi olup kölenin Öde­yeceği meblâğı (para - malı) olduğu zaman artık kölenin sahibesi (kadın) ondan saklansın (Yâni köle onun odasına girmesin.)»"

Not: Sindi şöyle demiştir: Beyhaki'nin Şafii'den naklen beyân ettiğime göre bu hadîsin râvîsi Nebhân olduğu için senedde biraz zayıflık vardır. [10]



İzahı





Bu hadîsi Ebû Dâvûd, Tirmizi ve Nesâi de rivayet etmiştir. T i r m i z î hadîsin hasen - sahîh olduğunu söy­lemiştir.

Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) Resûl-i Ekrem (Aİey-hi's-salâtü ve's-selâm) 'in muhterem zevcelerindendir. Nebhân (Radıyallâhü anh) da bu hatunun mükâteb kölesi idi.

Bu hadîsten çıkarılan hüküm şudur •. Bir kadın kendi kölesi ile Kitabet akdi yapar. Yâni ona : Sen şu kadar para veya bu kadar mal kazanıp bana verdiğin zaman âzadlısın, der. îşte kadın ile kö­lesi arasında böylece akid yapıldıktan sonra köle, ödemesi gerekli meblâğı temin edince henüz kadına teslim etmemiş olsa bile âzad-lanmasının gerçekleşmesi yaklaşmış olduğu için artık köle eskisi gi­bi kadının odasına giremez. Kadına bakamaz. Tamamen yabancı bir erkek gibidir.

Avnü'l-Mabüd yazarı bu hadisin izahı bölümünde es-Sübül'den naklen su bilgiyi verir.

Bu hadis şu iki mesele için delildir:

1. Mükâteb köle ödemesi gerekli şeyi temin edince hür adam­lar gibi olur ve sahibi kadın ise henüz ödeme tamamlanmamış ol­sa bile artık o köleye karşı örtünür. Kölenin ona bakması haramdır. Bu hadis Amr bin Şuayb'in (2519 nolu) hadisine mu­haliftir. (Çünkü yukarda görüldüğü gibi o hadise göre köle öde­meyi tamamlamadıkça kölelik hâli devam eder.) Şafiî bu iki ha­dîs arasında zahiren görülen çelişkiyi şöylece kaldırmıştır: Bu ha­dîs, Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâmî'in zevcelerine mah­sustur. Bu zevceler, köleleri ile Kitabet akdini yapıp köleleri; ödeye­cekleri meblâğı temin ettikten sonra henüz bu meblâğı teslim etme­miş olsalar bile artık bu analarımızın odalarına giremezler ve onla­ra bakamazlar.

(Es-Sübül yazarı hadîsler arasında görülen çelişkinin başka şe­kil yorumlarla da kaldırıldığım beyân etmiş ise de o yorumlan bu­raya geçirmeye gerek görmüyorum. Arzu edenler Avnü'l-Mabûd'a bakabilirler.)

2. Köle, sahibesi olan kadınla kitabet akdini yapmadıkça ona bakabilir. Yâni nâmahrem sayılmaz. Fakat Ebû Hanife'ye göre köle anılan akdi yapmamış iken de sahibesi olan kadına baka­maz. Tamamen yabancı erkek hükmündedir. Nitekim âzadlanınca köle ayni kadınla evlenebilir."



2521) Peygamber (SaHallahü Aleyhi ve Selfcmym zevcesi Âişe (Ra-dtyallâhü an/ıâydan rivayet edildiğine göre :

Berire (Radıyaliâhü anhâ), dokuz okka (yâni 360 dirhem) öde­mek üzere âzadlanması için efendileriyle kitabet akdini yapan mü-kâtebe bir câriye iken O'na (yâni Âişe'ye) geldi (Bu meblâğın öden­mesi hususunda ondan yardım diledi.) Âişe, Berîre'ye i Eğer efendi­lerin arzu ederlerse, velâ hakkı (yâni sen öldüğün zaman veraset hakkı) bana ait olmak üzere defaten onlara öderim (Yâni bu meb­lâğla seni onlardan satınalırım ve sonra seni âzadlarım), dedi. Râvî demiştir ki t Berire efendilerinin yanma giderek durumu onlara an­lattı. Fakat onlar (bu teklifi) kabul etmediler, meğer ki Âişe, Beri-re'nin velâ hakkını kendilerine şart koşa. Sonra Âişe, bu durumu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e arz etti. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), (Âişe'ye) :

«Yap (yâni Berireyi onlardan satın al ve sonra âzadla. Çünkü velâ hakkı âzadlayanadır. Onların koştukları şart geçersizdir.)» bu­yurdu. Râvî demiştir ki: Sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kalktı ve (Mescide gidip) halka karşı bir hutbe irâd buyur­du. Allah'a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu :

«Bir takım adamlara ne oluyor ki, onlar Allah'ın kitabında (Yâ­ni hükmünde) olmayan bir takım şartları şart koşuyorlar. Allah'ın kitabında olmayan (ve ona aykırı olan) her şart, yüz adet şart olsa bile o bâtıldır (geçersizdir). Hak olan, Allah'ın kitabıdır ve kuvvetli olan Allah'ın şartıdır. Velâ hakkı da (köleyi - cariyeyi) âzadlayana aittir.»" [11]



İzahı





Bu hadîs Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet edilmiştir. Bu hadîs­te geçen bâzı kelimeleri açıkladıktan sonra ifâde ettiği hükümleri beyân edelim.

Velâ s Âzadlanan köle ve cariyenin ölümü hâlinde onlara miras­çı olma hakkı anlamında kullanılmıştır. Bu kelime başka mânâlara da geliyor ise de burada bu mânâ kasdedilmiştir.

Mükâtebe: Kendisi ile efendisi arasında kitabet akdi yapılan câ­riye demektir. Kitabet akdi bundan önce tarif edildiği için tekrar tarif etmeye gerek yoktur.

Evâkî: Okiyye'nin çoğuludur. Bir okiyye'nin kırk dirhem oldu­ğunu yukarda belirttim.

Hadîsin zahirine göre  i ş e (Radıyallâhü anhâ) B e r i r e (Radıyallâhü anhâ)'mn velâ hakkı kendisine âit olmak üzere kita­bet akdi ile istenen dokuz okkalık parayı vermeyi teklif etmiştir. Yâ­ni, kendisi bu meblâğı Berir e'yi satın alma bedeli olarak de­ğil de bir yardım mâhiyetinde verecek, B e r î r e' nin efendileri B e r î r e ' yi âzadlıyacak, fakat B e r î r e ' nin velâ hakkı on­lara değil de  i ş e' ye âit olacak. Hadis'in zahiri böyle ise de bu mânâ kasdedilmemiştir. Çünkü  i ş e, başkasının âzadlıya-cağı cariyenin velâ hakkını nasıl taleb eder. Hadisin bâzı rivayetle­ri kasdedilen mânâyı açıklığa kavuşturur. Nitekim Hişâm bin U r v e ' nin rivayetinde; «Âişe (Eadıyallâhü anhâ), Berîre'ye : Efen­dilerin dokuz okka parayı defaten ödememi, seni benim âzadlamami ve velân hakkının bana âit olmasını arzu ederlerse, bunu yaparım,» demiştir.

Bu rivayetten anlaşılıyor ki, Âişe (Radıyallâhü anhâ)'nin maksadı B e r î r e' yi anılan meblâğ ile satın almak ve sonra âzadlamaktır. Çünkü kişi ancak mâlik ve sâhib olduğu köle ve ca­riyeyi âzadlayabilir. Başkasının mülkiyetinde olan köle ve cariyeyi âzadlayamaz.

Âişe' nin kasdettiği mânânın bu olduğunun ikinci bir de­lili de Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in Âişe' nin yapmak istediği işlemi tasvib buyurmasıdir. Eğer Âişe' nin mak­sadı anılan meblâğı bağış mâhiyetinde Berir e'ye verip öde­me işinde ona yardımcı olmak ve buna karşılık velâ hakkının ken­disine verilmesi teldifi olsaydı, B e r î r e ' nin efendilerinin bu.

teklifi reddetmeleri meşru olurdu ve Âişe' nin teklifi hatalı olurdu. Çünkü bu takdirde B e r î r e' yi âzadlayanlar Âişe değil, karşı taraf olurdu ve velâ hakkı da onların olurdu. Oysa ha­dîsin son kısmı bu mânânın kasdedilmediğine delâlet eder.

Hulâsa hadîsten kasdedilen mânâ şudur: Âişe, Berire'-yi anılan meblâğ ile satın almayı, sonra âzadlamayı ve velâ hakkı­nın kendisine âit olmasını B e r î r e' nin efendilerine teklif etti. Karşı taraf ise bunu kabul etmeyip, B e r i r e' nin velâ hakkı kendilerine âit olmak şartı ile anılan meblâğ ile satmayı kabullen­diler. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) de  i ş e ' ye . «Yap» buyurdu. Yâni onların bu şartını kabullen ve B e r i r e' yi satın al. Sonra âzadla. Çünkü bu şartın bir değeri yoktur. Velâ hak­kı âzadlayana aittir. Başkası bu hakkı taleb edemez. Etse bile bâ­tıldır ve geçersizdir. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'in makdası ise S i n d î' nin dediği gibi bu tür bâtıl şartların geçer­sizliğini ve hiç bir yarar sağlamadığını açıklamaktır.

Hadîsin «Allah'ın kitabında olmayan şartlar» cümlesinde geçen kitab'tan maksad Allah'ın hükmüdür. Yâni Allah'ın, kulları için koy­muş olduğu Şer-i Şerifte olmayan şartlar...

İbn-i Huzeyme: Yâni Allah'ın hükmünde ve dîn'inde caiz veya vâcib kılınmayan şartlar bâtıl ve geçersizdir. Kur'an-i Ke-rîm'de beyân buyurulmayan her türlü şartın bâtıllığı mânâsı kasde­dilmemiştir. Çünkü alış verişlerde bazen kefil şartı koşuluyor. Bu şart bâtıl değildir. Keza satılan bir malın bedelinde bazen bir ta­kım evsaf ve şartlar koşuluyor. Ödemenin peşin veya taksitli olma­sı şartı koşuluyor. Bu nevî şartlar Kur'an'da beyân edilmediği halde geçerlidir. Hülâsa Şer-i Şerifte meşru kılman şartlar sahihtir. Meş­ru kılınmayan şartlar bâtıldır, demiştir.

Kastalâni de bu hadîsin şerhinde özetle şöyle der: 'Bu hadîsin zahirine göre mükâteb köle ve câriye, âzadlaması için ödemesi gerekli meblâğı temin etmekten âciz olmasa bile Ken­disinin rızasıyla satılması caizdir. B u h â r i bu görüşü seçmiş­tir. A h m e d' in mezhebi de budur. Fakat Ebû Hanîfe, Şafiî ve Mâîikiler'in bir kısmı bunu caiz görmemişler ve B e r î r e' nin olayına şöyle cevap vermişlerdir: B e r i r e anılan meblâğı ödemeden âciz kalmıştı. Nitekim Âişe' den yar­dım dilemişti.

B e y h a k î' nin dediğine göre Şafiî: Mükâteb köle ve câriye ile efendileri satışa muvafakat ettikleri zaman tarafların mu-

vâfakatı, evvelce yapılmış olan kitabet akdini kaldırmak anlamını ta­şır, demiştir.

 işe (Radıyallâhü anhâ), B e r i r e (Radıyallâhü anhâl'yi satın aldıktan sonra âzadladı. Müellifimizin 2074-2078 nolu hadisle­ri B e r i r e ile ilgili bâzı hükümleri ifâde eder. Oraya da bakıla­bilir. [12]



4- (Köle Ve Câriye) Âzadlama (Faziletinin Beyânı) Babı





2522) K;Vh hin Mıırrc (KndıyaUâhu nnh)\\crı; Şöyle rlrmiştiı :

Ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemTclen işittim buyur­du ki :

-(Müslümanlardan) kim, müsiüman bir köleyi âzadlarsa o köle o kimsenin (cehennem) ateş(in)den kurtuluşu (na vesile) olur. Âzad-layanın her kemiği âzadlananın her kemiği yerine geçer. Ve (müs (umanlardan) kim, müslüman iki cariyeyi âzadlarsa o iki câriye o kimsenin (cehennem) ateş(in) den kurtuluşu (na vesile) olur. Âzad-layanın her kemiği âzadlanan iki kadının iki kemiği yerine geçer.» [13]



İzahı





Bu hadisi E b û D â v ü d ve N e s â i de rivayet etmişler­dir. Bunun birer benzerim B u h â r i, E b ü H ü r e y r e (Ra-dıvallâhü anhl'den.' T i r m i z i de E b ü Ü m â m e (Radıyallâhü anhl'den rivayet etmişlerdir. Başka rivayetler de vardır. Ha­dis müslüman köle ve cariyeyi âzadlamanın faziletini beyân eder ve bir köleyi âzadlamanın iki cariyeyi âzadlamak kadar faziletli ol­duğunu ifâde eder. Bu husustaki ilmi görüşleri ve nedenlerini anlat­maya gerek görmüyorum. Hulâsa kişi köleyi âzadlayınca âzadladığı beher kemiği ve beher uzvu yerine kendisinin o kemiği ve o uzvu cehennem ateşinden âzad edilir. Ke/â kişi iki câriyrvi azad edince âzadladığı iki cariyenin iki kemiği ve iki u/y unu Karşılık onun o ke migi ve o uzvu cehennem ateşinden â/adlanır. Böylece bütün viicû du cehennemden kurtulur



2523) F.bû Zat ('Kadıya!!ahit auh)\\cn. Şiiylr firmiştir :

Ben (bir kere Resûi-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)e) ; Yâ Resûlallah kölelerin ve cariyelerin hangisifni âzadlamak) daha faziletli (hayııiı)dır? diye sordum. Buyurdular ki:

«Sahibi yanında en nefis (rağbetli) ve pahası en yüksek olan» dır. [14]



İzahı





Bu hadisi Buharı". Müslim ve N e s â i de rivayet etmişlerdir. Hadis, sahibi yanında en kıymetli ve değeri en yüksek olan köle ve cariyeyi t'ızadlamanın daha çok sevab olduğunu ifâde eder. Â 1 - i î m r â n sûresinin 92. âyetinde de buna işaret var­dır : Âyet-i Celiîenin meali şöylodir:

Kâ'b lıin Mürrr (R.A.)'ın Hâl Tcrcfmpsİ

Kâ'b bin Mürre veysı Mürrc fiin K:ı'b el-Behzi Önce Basra'da, sonra Ürdün'de ikamet eden sahıibfIcrdentlir. Ravis: Şurahbil bin t's-Sımt ve başkalarıdır. Sünen s^hibieri onun İndislerini rivayet etmişlerdir. Hicn^in 57 veyit 59. yılı Ürdün'de \-e-fât otmişHr. f H«!«sft : Sah. 321

-Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcama yapmadıkça hay­rın kemâline eremezsiniz...» Rivayete göre bu âyet-i kerime inince Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anh) çok sevdiği ca­riyesini âzadlamıştır. [15]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: ITIK (YÂNİ KÖLE VE CARİYEYİ ÂZADLAMA) BÖLÜMÜ   Cuma Mayıs 07, 2010 10:58 pm

5- Kîm Mahremi Olan Bir Yakınına Mâlik Olursa O Yakın (Köle - Carîye) Hürdür, Babı





2524) Semûre bin Cündüb (Radıyallâhü anh)'âen rivayet edildiğine Köre; Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

«Kim mahremi olan bir yakınma mâlik olursa o yakın (köle - câ­riye) hürdür.»"



2525) (Abdullah) bin Ömer (Radtyallâhü anhümâ)'âan rivayet edil­diğine göre; ResûluHah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim mahremi olan bir yakınına mâlik olursa o yakm (köle - câ­riye) hürdür.»"

Not: Bunun senedinde, aleyhinde konuşulan râvînin varlığı Zevâid'de bil­dirilmiştir. [16]



İzahı





İlk hadîsi Ebû Dâvûd, Tirmizî ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Zevâid yazan ikinci hadîsi Zevâid türünden say-

mıştır. Fakat Avnü'l-Mabûd'da belirtildiğine göre bu hadisi N e-s â i de rivayet ederek; Bu hadîs münkerdir. Çünkü bunu S ü f -yân' dan yalnız D a m r a' nın rivayet ettiğini biliyoruz, de­miştir. Beyhaki de: Bu senedde büyük yanılgı vardır. Çün­kü bu senedle sabit olan hadis bu değil, falan hadistir, diyerek o ha­disi beyân eder. Buharı ve Müslim, Damra' nın ha­dîslerini rivayet etmemişlerdir. Aslında Yahya bin Muin ve başkası Damra' nın sıka olduğunu beyân etmişler ise de bu râvi bu hadiste hatâya düşmüştür.

Mahrem ve Muharram: Kişinin nesebten akrabası olup evlen­mesi haram olan yakım manasınadır. Ana, baba, evlâd, kardeş, ha­la, teyze, dayı ve amca gibi. En-Nihâye'de belirtildiği gibi Ferâiz yâ­ni miras hükümlerinde ise nikâh düşmeyen kadın akrabalara deni­lir. Ana kız, kız kardeş, teyze ve hala gibi.

Rahim i Ana rahmi manasınadır. Burada rahim sahibinden mak-sad akraba mânâsıdır. Şu halde "Zâ rahmin mahremin veya mu­harremin" ifâdesinin mânâsı nikâh düşmeyen kan akrabasıdır.

Hadîs böyle bir akrabası köle veya câriye iken buna her hangi bir yolla sâhib olan kişi bunu âzadlamış sayıldığına veya bunu âzad-lamak zorunda olduğuna delâlet eder. Âlimlerin bu husustaki görüş­leri ve yukardaki ifâdeyi yorumlamaları farklıdır,

N e v e v i bu hususla ilgili olarak özetle şöyle der: "Mâlik olunan akrabalann âzadlanması hususunda âlimler ara­sında ihtilâf vardır : Şöyle ki:

Zahiriye mezhebine göre baba, ana ve evlâd dâhil hiç bir akraba sırf mülkiyete geçmekle âzadlanmış olmaz. Herhangi bir akraba köle veya câriye iken mülkiyete geçirildikten sonra usûlü dâi­resinde âzadlamrsa hürriyetine kavuşur. Aksi takdirde bu hâl de­vam eder.

Cumhûr'a göre usûl ve furû, yâni baba, ana ve bunların baba ve anaları ile kişinin evlâd ve torunları köle veya câriye iken mül­kiyete geçirilir geçirilmez derhal âzadlanmış sayılır. Usûl ve furû dı­şında kalan akrabalar hakkında cumhur da ihtilâf etmiştir; Ebû H a n i f e' ye göre nikâh düşmeyen bütün akrabalar ayni durum­dadır (Yâni efendi durumunda olan kişi ile mâlik olduğu köle cariyenin yakınlık durumları tetkik edilir. Taraflardan birisi diğeride kadın farz edilip bunların birbiriyle evlenmelerinin haram olup olmadığına bakılır. Evlenmeleri bu takdirde haram ise köle ve­ya câriye durumunda olan kişi âzadlanmış olur. Efendi ile karşı ta­rafın ikisi de erkek veya ikisi de kadın olsa yine bu faraziyyeye göre hüküm çıkarılır.)

Şafiî ve arkadaşları ise: Usûl ve furû kısmı âzadlanmış olur. Diğer akrabalar âzadlanmış sayılmaz, demişlerdir.

M â 1 i k' e göre kardeşler de usûl ve furû gibi âzadlanmış sa­yılır. [17]



6- Bir Köleyi Âzadlayıp Bir Hizmette Bulunmasını Şart Koşanın Babı





2526) Sefine Ebû Abdirrahmân (Radıyallâhü anh)'âen; Şöyle de­miştir :

(Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in zevcelerinden) Ümmü Seleme (Radıyallâhü anhâ) beni âzadladı ve Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellenıî'e yaşadığı sürece hizmet etmemi şart koştu." [18]



İzahı



Bu hadisi Ebû Dâvûd, Ahmed ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Ebû Dâvûd'un rivâyetindeki metin da­ha uzundur. Bir de ordaki rivayette koşulan şart Sefine1 nin hayatı boyunca hizmet etmesi, şeklindedir. Orada şu ziyâde de var­dır : Ümmü Seleme, Sefine1 yi âzadlıyacağı zaman koşmak istediği şartı açıklayınca Sefine:

«Eğer sen benim üzerime şart koşmasan bile ben hayatım boyun­ca Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den aynlmıyacağim» de­miştir."

H a t t â b i : Şart ismi verilen hizmet etme teklifi ve kabulü bir va'd mahiyetindedir. Gerçek mânâda şart mâhiyetinde değildir ve yerine getirilmesi vâcib değildir. (Çünkü âzadlama akdinden son­ra koşulan bir şarttır.) Fıkıhçüarın ekserisi âzadlama akdinden son­ra koşulan şartı geçerli saymamıştır. Zira mülkiyet hakkı kalktık­tan sonra koşulmuştur. Hür bir kimsenin yararları kiralama gibi bir bağlayıcı akid olmaksızın elde edilemez, demiştir.

Şerhü's-Sünne'de ise : Hizmet şartı, âzadlama akdi ile birlikte koşulursa köle kendi değerini ödemekle mükelleftir ve hizmet et­mekle mükellef değildir. Şayet söz konusu şart, âzadlama akdinden sonra koşulu'rsa geçersizdir ve fıkıhçüarın ekserisine göre köle hiç bir şeyle mükellef değildir. Eğer bir kimse kölesine: Bana bir ay hizmet etmek şartı ile seni âzadlıyorum, derse köle derhal âzadlanır ve anılan sürece hizmet etmekle mükelleftir. Fakat hayatın boyun­ca hizmet etmen, şeklinde bir şart koşulursa veya süre tahdidi ko­nulmadan hizmet şartı koşulursa bir kavle göre köle derhal âzad­lanmış olur ve kendi değeri kadar bir malı efendisine ödemekle mü­kelleftir, denilmiştir.

En-Neyl'de de: Bu hadis şartlı âzadlanıanın sahîhliğine delâlet eder, diye bilgi verilmektedir.

Daha geniş bilgi için hadîs şerhlerine baş vurmak gerekir, [19]



7- Bir Kölede Bulunan Hissesini Âzadlayan Kimse (Ye Âit Gelen Hadîsler) Bâbı





2527) Ebû Hüreyre (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Kim bir memlûk (yâni köle) deki hissesini âzadlarsa, (memlû-kün kalan hissesine yetecek kadar) o kimsenin malı olduğu takdir-

de kendi malından onu (kölelikten) kurtarması vâcibtir. Şayet ma­lı yoksa köleye (kalan hissesinin) değerini kazanması için gücü da­hilindeki işlerde çalışma teklifi yapılır."



2528) (Abdullah) bin Ömer (Radıyaltâhü anhümâydnn rivayet edil­diğine gorc; Resulullah (Sallaîlahü Aleyhi ve Sellcm) şöyle buyurdu, demiştir;

«Kim bir köledeki hissesini âzadlar ve kölenin (kalan) hissesine yetecek kadar malı var ise onun adına, kölenin kalan sehmi için ada­letli bir kıymet takdir edilir ve o kimse, ortaklarının hisseleri (nin kıymet)ini verir. Köle de onun adına âzadlamr. Şayet o kimsenin, ortaklarının hisselerini karşılıyacak kadar malı yok ise köleden azar­ladığı hisseyi âzadlamış olur.»" [20]



İzahı





Bu iki hadîs Kütüb-i Sitte'nin hepsinde rivayet olunmuştur.

Birinci hadîse göre bir kimse bir köledeki hissesini âzadladığı zaman durumuna bakılır. Eğer ortaklarının hisselerini normal bir fiatla satın alabilecek kadar malı var ise onların hisselerini de sa­tın almaya ve satın aldıktan sonra köleyi kurtarmaya, yâni hürri­yetine kavuşturmaya mecburdur. Şayet onun bu kadar malı yok ise köle yapabileceği işte çalıştırılmak suretiyle kalan hisselerin bedeli temin edilir ve ortaklara böylece haklan verilmekle kölenin kalan kjsrm da âzadlanmış olur.

Bu hadiste geçen İstîsâ kelimesini N e v e v î ' nin beyânına göre cumhur tarafından şöyle tarif edilmiştir: Diğer ortakların his­selerinin bedelini kazanmak üzere köleye çalışma teklifini yapmak­tır.

İkinci hadîse göre kölenin bir hissesini âzadlayan şahıs ortakla­rının hisselerini satın alacak derecede mal sahibi değil ise İstisâ du-

rumu, yâni köleye çalışıp da kalan hisselerin değerini kazanma tel lifi yapılmaz. Âzadlanan hisse âzadlanmış olur ve kölenin kalan hi; seleri kölelikte bırakılır. Bu iki hadîsin zahiri böyledir ve zahirin göre iki hadîs arasında bir farklılık vardır. B u h â r i bu fark hlığm şöylece bertaraf edildiğine işaret eder: İ b n - i Ö m e (Radıyallâhü anh) 'in hadisinden çıkan sonuç şudur: Köledeki hisse sini âzadlayıp kalan hisseleri satın almaya muktedir olmayan şah sın yapacağı bir şey yoktur. Onun âzadladığı hissenin âzadlanma sı kesinlik kazanmış olur. Diğer ortakların hisseleri olduğu gibi du rur. Şayet köle bu hisselerin değerini kazanmak için çalışmaya muk tedir ise çalışması istenir ve böylece kölelikten kurtarılır. Eğer ça îışmaya muktedir değil ise kalan hisseler olduğu gibi durur.

Hadîsler arasında şeklen ve zahiren görülen farklılığın esâsa âi olmadığı yolunda başka yorumlar da vardır. Ama bunları buraya aktarmaya gerek görmüyorum.

Bâzısı âzadlanan köle ve cariyenin, kalan hisseleri ile ilgili ilm: görüşleri beyân eden N e v e v i özetle şu bilgiyi verir:

Bir kimse başkası ile ortak bulunduğu köledeki hissesini âzad­ladığı zaman kalan hisseleri satın alabilecek durumda zengin ise ka­lan hisseler âdilâne takdir edilir ve takdir edilen bedel kendisine ödettirilir. Bu hususta ne köle, ne kendisi ne de diğer ortaklar mu­hayyer değildir. Bunların hepsi veya bir kısmı muhalif olsa bile hür­riyet hususundaki ilâhî hakka riâyet etmek üzere bu hüküm aynen uygulanır.

Kişinin kendi hissesini âzadlaması ile bu hissenin âzadlanması kesinleşmiş olur. Bu hususta âlimlerin icmâı vardır.

Ortakların hisselerine gelince, kendi hissesini âzadlayan ortak zengin ise, bu husustaki hüküm hakkında değişik mezhebler var­dır:

1. Kalan hisseler de âzadlanmış sayılır. Buna âit bedel de tak­dir edilip hissesini âzadlayan ortağa ödettirilir. Velâ hakkı da onun­dur. Şafiî, Evzâi Sevrî, Ebû Yûsuf, Muham-med bin el-Hasan, Ahmed bin Hanbel ve bir çok âlimin mezhebi .budur.

2. Kalan hisselerin bedeli ödendikten sonra bu hadîsler âzad­lanmış olur. M â 1 i k ' in meşhur kavli budur.

3. Diğer ortaklar serbesttir. İsterlerse kendi hisselerinin değe­rini kazanıncaya kadar köleye çalışma fırsatını verirler. Dilerlerse

kendi hisselerini de âzadlarlar ve velâ hakkı müşterek olur. Şöyle de yapabilirler: Kendi hisselerinin bedelini, âzadlayan ortaktan tahsil ederler. Bu ortak da köleye çalışıp bu meblâğı kendisine ödemesini teklif eder. Bu takdirde velâ hakkının tamamı bu ortağa ait olur. Ebû Hanif e1 nin kavli budur.

Şayet kendi hissesini âzadlayan ortak fakir ise bu meselede de ihtilâf vardır. Şöyle ki:

1. Kölenin âzadlanan hissesinin âzadlığı kesinleşmiş olur. Onu âzadlayana bir görev düşmez. Köleye de çalışıp kalan hisseleri kur­tarma teklifi yapılmaz. Kölenin kalan hisseleri kölelikte kalır. M â -lik, Şafii, Ahmed ve diğer bir kısım ilim ehlinin mez­hebi budur. Hicaz âlimlerinin cumhuru da İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'm hadîsine dayanarak böyle hükmetmişlerdir.

2. Köleye diğer hisseleri kurtarması için çalışma teklifi yapı­lır. Ebû Hanife, îbn-i Ebî Leylâ ve Küfe âlimleri ile Evzâî, Tshâk ve İbn-i Ebî Leylâ' nın mez­hebi budur.

N e v e v î daha sonra bu meselelerin ayrıntıları hakkındaki hükümleri beyân ediyor ise de bunları buraya geçirmiyorum. [21]



8- Kölenin Malı Varken Onu Âzadlayanın Babı





2529) (Abdullab) bin Ömer (Radıyallâkü ankümâ)7d<m rivayet ediî-ine göre; Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«Kim kölenin malı varken onu âzadlarsa kölenin malı o kimse&shy;yedir. Meğer ki efendi (kölesine) malım vere de böylece mal onun ola.»"

(Râvî) İbn-i Lahia, (kendi rivayetinde;«Meğer ki efendi kölenin malını istis&shy;na ede (Yâni kölenin malım köleye bağışlaya)» ifâdesini rivayet et&shy;miştir. [22]



İzahı





Bu hadisi Ebû Dâvûd ve Nesâî de rivayet etmiş&shy;lerdir. Hadiste geçen; «Kölenin malı» ifâdesinin zahirine göre köle mal edinebilir. Fakat efendisi bunu ondan cebren alma hakkına ve yetkisine sahiptir. Bu görüş M â 1 i k' in kavlidir. Cumhura göre köle mal edinemez. Hadîste geçen «Kölenin malı» ifâdesinden mak-sad, "kölenin elinde bulunan veya kölenin çalışarak elde ettiği mal", mânâsıdır. Gerek kölenin elinde bulunan ve gerekse çalışarak elde ettiği mal, efendisinin malıdır, mülkiyetindedir. Bu mal kölenin elin&shy;de olduğu veya kendisi elde ettiği için «Kölenin malı» tâbiri kulla&shy;nılmıştır.

Hadîsin; «Kölenin malı onundur» cümlesindeki zamirin mercii, yâni âit olduğu şahıs konusunda ihtilâf vardır. Âlim&shy;lerin ekserisine göre zamir köleyi âzadlayana râcidir. Bu takdirde cümlenin mânâsı şöyle olur: «...kölenin malı onu âzadlayanadır.» Bir kısım ilim ehli ise zamirin köleye âit olduğunu söylemişlerdir. Bu takdirde cümlenin mânâsı şöyle olur.- «...Kölenin malı köleyedir.»

Hadisi; «Meğer ki efendi (kölesine) malını vere de böylece mal onun ola» diye terceme ettim. Çünkü âlimler böyle açıklamışlardır. İbn-i Lehia'mn rivayetinde bu ifâde yerine benzerî bir ifâde mevcuttur. Netice itibariyle mânâ aynıdır.

Yukarda işaret ettiğim gibi zamirin mercii ya köledir ya da âzad-îayan efendisidir. Buna göre de hadîs iki şekilde terceme edilebilir ve buna göre mânâsının taşıdığı hüküm de farklı olur. Âlimlerin ek&shy;serisinin görüşüne uygun tercemeyi yukarda sundum. Bunun hülâ&shy;sası şudur;

Kölenin elinde efendisinin malı var iken efendisi onu âzadlarsa kölenin elnde bulunan mal efendisine aittir. Ancak efendisi bu ma&shy;lı köleye bağışlarsa o zaman mal köleye ait olur.'

îkinci ihtimâle göre yâni anılan zamir köleye âit olduğu tak&shy;dirde hadisin tercemesi şöyle olur:

«Kim, kölenin malı varken onu âzadlarsa kölenin malı köleye&shy;dir. Meğer ki efendi malın kendisine âit olmasını şart koşa. O zaman mal efendinin olur.»

Bu mânâya göre köle mal sahibi olabilir. Birinci görüş cumhu&shy;run görüşüdür. İkinci görüş ise el-Hasan, Ata, Mahai ve M â 1 i k ' in görüşüdür.



2530) (Abdullah) îbn-i Mes'ûd'un âzadhsı Umeyr (Radıyaîlâhü an-^'dan rivayet edildiğine göre Abdullah (îbn-i Mes'ûd) kendisine:

Yâ Umeyr! Şüphesiz beni seni kolay bir âzadlama ile âzadladin% (Çünkü) ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellemî'i:

-Herhangi bir adam bir köleyi âzadlar da o (köle)nin (elinde bulunan) malına değinmezse o mal o (köle) nindir» buyururken işit&shy;tim. Artık bana söyle, senin (elinde bulunan) malın n©️ (kadar)dır."

Müellif bu hadîsin kısmen değişik ikinci bir senedle de kendisine intikal ettiğini belirtir."

Not ; Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde İshâk bin ibrahim el-Mes'ûdî vardır. Buhâri bunun hakkında : Bu râvînin hadîsini merfü olarak riva&shy;yet etmesi hususunda başka râvî tarafından teyid edilmez, demiştir. İbn-i Adi de : Bunun yalnız iki adet hadisi vardır, demiştir. Mesleme de onun sıka olduğunu Söylemiştir. İbn-i Hibbân da onu sıka zâtlar arasında anmıştır. Bu râvinin şeyhi Umeyr'i İbn-i Hibbân, sıka zâtlar arasında anmıştır. Senedde bulunan el-Muttalib bin Ziyâd'ı Ahmed, İbn-i Muin, el-İcii ve başkaları sıka saymışlardır. Senedin ka-lan râvîleri sıka zâtlardır. [23]



İzahı





Zevâid türünden olan bu hadis kölenin mülkiyet hakkına sahip olmadığına delâlet eder. Ve cumhurun görüşünü teyid eder. Çün&shy;kü kişi köleyi âzadlarken kölenin malına, yâni onun elinde bulunan mala değinirse ve: Elinde bulunan mal ne kadardır? şeklinde bunu dile getirirse mal efendiye âit olur. Ama kişi kölenin elinde bulunan mala değinmez ve bunu dile getirmezse mal köleye kalır. Hadîs bu&shy;nu ifâde eder. Malın köleye kalması efendisinin bir ikram ve iyiliği mahiyetindedir. Bu, köle için bir kolaylık ve müsamaha demektir. Nitekim İbn-i Mes'ûd (Radıyaîlâhü anh) buna işaret etmiş ve kölesini âzadladıktan sonra işin bittiğini belirterek bundan son&shy;ra onun elinde bulunan malın mikdarını sormuştur.

Bundan önceki hadisin izahı bölümünde belirttiğim gibi M â -lik, Hasan-ı Basrî ve İbrahim Nahaî bu ve benzerî hadîslerin zahirini tutarak kölenin mülk edinme hakkına sa&shy;hip olduğunu savunmuşlardır.

Umeyr, İbn-i Mes'ûd {Radıyaîlâhü anh)'in âzadlı kölesi ve onun râvîlerindendir. Râvileri ise oğlu İmrân ve toru&shy;nu îshâk bin İbrahim* dir. İbn-i Hibbân, Um e y r'in sıka olduğunu söylemiştir. [24]



9- Zina Çocuğu (Köle-Câriye) Âzadlama Babı





2531) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Selle?n)'in âzadli cariyesi Meymûne bint-i Sa'd (Radıyallâhü anhâ)'âan rivayet edildiğine göre:

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e zina çocuğu (köleyi âzadlama)nm (sevab) durumu soruldu. Bunun üzerine O, buyurdu&shy;lar ki:

«Savaşta giydiğim bir çift ayakkabı, zina çocuğunu âzadlama&shy;dan hayırlıdır.»"

Not: Zevâid'de şöyle denilmiştir : Bunun senedinde Ebü Yezid ed-Dmni bu&shy;lunur, tbn-i Abdilganî, onun hadîslerinin münker olduğunu, Buhârî de onun meç&shy;hul olduğunu söylemiştir, Zehebî de böyle demiştir. Dârekutnî de onun tanınma&shy;dığını ifâde etmiştir. [25]



İzahı





Zevâid türünden olan bu hadîsi Hâkim ve Ahmed de rivayet etmişlerdir. El-Azizî, Câmiü's-Sağîr'in şerhinde: Zi&shy;na çocuğundan maksad baba ve anası gibi kötü yola düşen, onlar gibi zina ve fuhuşla iştigal eden gayr-i meşru çocuktur. E ş - S e y h demiş ki bu hadisin buyuru İmasının sebebi şudur: Meymûne (Radıyallâhü anhâ) kötü halli köleyi âzadlamanm durumunu Hesûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'a sormuş ve O da böyle cevab buyurmuştur, der.

Hadisin mânâsı şöyle olur : Bir çift ayakkabı ile cihad etmenin sevabı kötü halli zina çocuuğnu âzadlamanm sevabından fazladır.

Bunun sebebide şudur : Kötü halli zina çocuğu kölelikte tutul&shy;duğu takdirde bu halden menedilebilir. Hadîsten kasdedilen mânâ şöyle de olabilir: Cihad için bir çift ayakkabıyı satın almak, zina çocuğu olup kötü halli bir köleyi satın alıp âzadlamaktan daha se-vabtır.

Sindi de: Bana öyle geliyor ki hadîsten maksad zina çocu&shy;ğu köleyi âzadlamanm sevabının azlığıdır. Bunun sebebi şu olabi-

lir: Genellikle zina çocuğu kötü halli olur. Böyle bir kişiye iyilik et&shy;menin sevabı azdır. Bu da liyakatli olmayana iyilik etmek işi gibi&shy;dir, der.

H a t t â b i bu hadîsin bir benzeri hakkında : Bu hadîs muh&shy;telif şekillerde yorumlanmıştır. Bir yoruma göre bu hadîs belirli bir kötü kişi hakkında buyurülmuştur, der. H a t t â b İ diğer yo&shy;rumları da beyân ediyor ise de onları buraya aktarmaya gerek gör&shy;müyorum.

Meymûne (Radıyallâhü anh), Sa'd isimli bir kişinin kızıdır. Resûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm) 'in âzadh câriye-sidir. Bir rivayete göre babasının ismi S a î d ' dir. Bu hâtûn Re&shy;sûl-i Ekrem (Aleyhi's-salâtü ve's-selâm)'den rivayette bulunmuş olup hadîsleri sünenlerde mevcuttur. Râvîleri de Eyyûb bin Hâ~ lid bin Safvân ve başkalarıdır.[26]



10- Bir Erkeği Ve Karısını Âzadlamak İsteyen Kişi Önce Erkeği Âzadlasın, Babı





2532) Âişe (Radtyaltâhü anhâ)'dan rivayet edildiğine göre:

Kan - koca durumunda olan bir kölesi ve bir cariyesi vardı. Ken&shy;disi:

Yâ Resûlallah ben bunları âzadlamak istiyorum, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Eğer ikisini âzadlayacak isen kadından önce erkeği âzadla» bu&shy;yurdu." [27]


İzahı





Bu hadîsi N e s â i de rivayet etmiştir. Kan koca durumun&shy;da olan köle ve cariyeyi âzadlamak isteyen kişinin önce köleyi âzad-laması emredilmiştir. Bu emir müstehablık içindir. Yâni böyle ol&shy;ması daha uygundur. Bunun hikmetine ilişkin olarak şöyle denilmiş&shy;tir : Eğer önce kadın âzadlanirsa, henüz kocası kölelikten âzadlan-mamış iken kadın nikâhını feshedebilir ve böylece kocası zarar eder. Çünkü câriye durumunda iken hürriyetine kavuşan kadın köle olan kocasından ayrılabilir. Fakat önce erkek âzadlamrsa câriye duru&shy;mundaki karısı ondan ayrılma hakkına sahip olmaz.

Sindi bu kavli naklettikten sonra : Eğer gerekçe ve hikmet ı bu ise eşleri birlikte âzadiamak suretiyle de ayni hikmet gerçekle&shy;şir. (Çünkü önce erkek âzadlandığı zaman nasıl karısı nikâhını fes&shy;hedemiyor ise ikisi ayni anda âzadlandığı zaman da kadın nikâh . feshini isteyemez. Bu itibarla şöyle söylemek mümkündür: Erkek şe&shy;refçe üstün olduğu için önce onun âzadlanması ve sonra karısının âzadlanması tavsiye edilmiştir, der. [28]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ITIK (YÂNİ KÖLE VE CARİYEYİ ÂZADLAMA) BÖLÜMÜ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi :: 

Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ( SAV) Hakkında Herşey

 :: Hz. Peygamber Efendimiz'in Hadisi Şerifleri Hakkındaki Eserler :: İbni Mace
-
Buraya geçin: