iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi
Vakit Namazınızı Kıldınızmı?

Hoş Geldiniz Forumdaki Konulardan Tam Anlamıyla Faydanalabilmek İçin Giriş Yapınız Uye Degılsenız 1 Dakıkanızı Ayırarak Kayıt Olunuz---ByNoKta

iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi

CİNLERE, ŞEYTANLARA, İFRİTLERE ve DİĞERLERİNE, BÜYÜYE VE SİHRE KARŞI İNSANLARIN KALESİ ( SİTEMİZDEKİ HERŞEY ÜCRETSİZ ve KARŞILIKSIZDIR )
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 EZAN BÖLÜMÜ

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Misafir
Misafir



MesajKonu: EZAN BÖLÜMÜ   Salı Mayıs 04, 2010 12:42 pm

3 — EZAN VE ONDAKİ SÜNNET KİTABİ


1 — Ezana Başlama (Sebebinin Açıklanması) Babı





Ezan Lügatta bir şeyi i'lâm etmektir. Şer-i Şerifte özel lafızlar­la namaz vaktinin girdiğini i'lâm etmektir.

Ezanın beş vakit namaz için meşruluğu icmâ' ile sabittir. Meş­ruluğunun sebebi ise bu bâbtaki hadîslerde anlatılmıştır.

Medine'de meşru kılınan ezanın başlangıcı Buhâri ve Müslim in Abdullah bin Ömer (Radıyallâhü anhü-mâ)'dan rivayet ettikleri şu mealdeki hadîstir:

«Müslümanlar Medine'de yerleştikleri zaman toplanırlar da na­maz vakitlerini tesbit ederlerdi. Namaz için hiç bir kimse İ'lâm etmez­di. Müslümanlar, bir gün bu hususta konuştular. Bâzıları: Hıristi­yanların çanı gibi bir çan ittihaz edin! Bâzıları da: Yahudilerin bo­razanı gibi bir borazan ittihaz edin, dediler. Ömer (Radıyallâhü anh): Namaza çağıran bir adam göndermez misiniz? dedi. Resûlullah (Sal-lallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Ey Bilâl! Kalk da namaza çağır» buyurdu.»

Hadîsin zahirine göre Ömer (Radıyallâhü anh)'in namaza davet için adam gönderme teklifi, sahâbilerin kendi aralarında yap­tıkları konuşma esnasında olmuştur. O günden itibaren Bilâl irtadıyallâhü anh) -Cemaatla namaz kılmaya geliniz!» diyerek müs-lümanlan namaza davet etmeye başladı. Nihayet 706 ve 707 nolu hadislerde anlatılan Abdullah bin Zeyd ve Ömer bin El-Hattâb (Radıyallâhü anhümâVnın rüyaları sonucun­da bugünkü ezan şekli meşru kılınmıştır.

Ezanın hicretten önce Me kke'de meşru kılındığına dâir Tabarânî, Dârekutni, îbn-i Mürdeveyh ve Bezzâr tarafından rivayet olunan hadîsler sahîh görülmemiş­tir. [1]



Ezanın Hükmü





Hanefî ve Şafiî âlimlerine göre ezan, hazerde ve se­ferde cemaatle veya münferiden kılman namaz için sünnettir.

Mâ1ikî mezhebine göre, toplu halde namaz kılmak mu'tad olan mescid ve şâir yerlerde toplanan cemaattan başka kimselerin gelmesinin talebi için ezan okumak sünnet-i kifâyedir. Şehirlerde ise farz-ı kifâyedir.

Hanbe1î âlimlerine göre hazerde erkeklerin cemaatla eda et­tikleri beş vakit namaz için farz-ı kifâyedir.



706) Abdullah bin Zeyd[2] (bin Abd-i Rabbih) (Radıyallâhü a«A>'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) namaza davet için bo­razanı arzulamış ve çan ittihazını emretmiş ve çan yapılmıştı. Son­ra (mezkûr) Abdullah bin Zeyd rüya görmüş ve rüyasını şöyle an­latmıştır : Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu. Ona:

— Ey Allah'ın kulu! Şu çanı satar (mı) sın? dedim. Adam:

— Bununla ne yapacaksın? diye sordu. Ben:

— Onunla namaza çağırırım, dedim. O:

— Seni şu çandan daha hayırlı bir şeye delâlet etmiyeyim mi? dedi. Ben t

— Delâlet edeceğin şey nedir? diye sordum. Adam:

— Şunu söylersin, dedi i

Ravi demiştir ki: Abdullah bin Zeyd, bu rüyadan sonra sabah­leyin çıkarak Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'in yanına var­mış ve gördüğü rüyayı ona anlatmak üzere:

'Yâ Resûlallah! Ben rüyamda üzerinde iki yeşil elbise bulunan bir adam gördüm. Bir çan taşıyordu.' demiş ve gördüğü rüyayı an­latmıştır. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) sahâbilere =

«Sizin arkadaşınız bir rüya görmüştür.» buyurduktan sonra (rü­ya gören Abdullah'a) :

«Bilâl ile beraber mescide çık da gördüğün ezan kelimelerini ona öğret. Bilâl da çağırsın. Çünkü Onun sesi, seninkinden daha gürdür.» buyurdu. Abdullah demiştir ki: Ben Bilâl1 le mescide çıkarak Ona ezan kelimelerini öğretmeye başladım. O da o kelimelerle çağırı­yordu. Bunun üzerine Ömer bin El Hattab ezan sesini işitince çıka-geldi ve ı

— Yâ Resûlallah! Vallahi Abdullah'ın rüyada gördüğünün mis­lini ben de rüyamda görmüştüm* dedi..

Râvi Ebû Ubeyd demiştir ki ( (Rüya sahibi) Abdullah bin Zeyd El-Ensârî (Radıyallâhü anh) nin bu rüya hakkında aşağıdaki şiirle­ri söylediğini Ebû Bekir El-Hakemi bana haber vermiştir.

Ezan için, celâl ve ikram sahibi Allah'a çokça hamd ederim.

Çünkü bana ezanı Allah'tan bir müjdeci getirdi. Benim yanım­da o ne güzel müjdecidir.

Ezan kelimelerini üç gece üstüste bana getirdi. Her gelişinde öğ­rendiğimi daha da pekiştirdi.» [3]


İzahı





Bu hadisi Ebû Dâvûd, Ahmed,Dârimj ,Bey-hakî, tbn-i Hibbân ve îbn-i Huzeyme de riva­yet etmişler, Tirmizî de rivayet ederek hasen - sahîh olduğu­nu söylemiştir. Bâzı rivayetlerde ezan kelimeleri tafsilâtlı olarak geç­memiştir.

Ebû Dâvûd ve Tirmizi' nin rivayetinde Abdu1-lan bin Zeyd (Radıyallâhü anh)'in şiirleri nakledilmemiştir. Ebû Davud'un rivayetinde râvi Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) şunu da demiştir:

«Rü'yamda bana ezanı tarif eden zât ezanı tamamladıktan son­ra benden biraz geri çekildi ve sonra: Namaza ikâmet etmek istedi­ğin zaman dersin demiştir.»

Hadisin baş kısmında Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in borazanı arzuladığı ve çan yapılmasını emrettiği bildirilmiştir. Bun­dan sonra gelen tbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadisin­de ve başka hadîslerde Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e yâhudilerin borazanı ve hıristiyanların çanı gibi bir şeyle namaza davet yapılması bâzı sahâbilerce teklif edilmiş ise de yahudilere ve hıristiyanlara benzememek için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem)'in borazan ve çandan kerâhat ettiği bildirilmiştir. Bu hadîs ile sözü edilen hadîsler arasında bir çelişki yoktur. Şöyle ki, borazan ve çan teklifi yapıldığı zaman Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem î bunu istememiştir. Büâhere, halkı» aaraaza çağrmlm«Si için sür­dürülen istişareler neticesinde duyulan zaruret karşısında Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in borazan kullanılmasına bir ara temayül gösterdiği ve yine mecburiyet hâsıl olunca çan yapılması­nı emrettiği muhtemeldir. Buradaki rivayet, zaruret dolayısıyla be­lirlenen temayülü yansıtmış olsa gerek.

Bu fıkrada geçen; cümlesi iki şekilde mânalandırılabilir.

1 — Tercemede görüldüğü gibi «...ve çan yapılmıştı.»

2 — «...ve çan yapımına başlıyan kişi hakkında kınama yapıl­mıştı.»

S i n dî, ikinci şekle göre mânâ vermiştir. Başkaca mânâ ve­rene rastlamadım. Bence bu tür mânâ uygun değildir. ÇünKu Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), çan yapımını emrettiğine go re bu emri yerine getirmek üzere çan yapımına başlayan zâtın müs-lümanlarca kınanması düşünülemez. Zira bile bile onu kınamak, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in emrini tasvip etmemek demektir ki hiç bir sahâbîden beklenemez. Ancak şöyle olabilir : Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in emrini duymamış olan kim­seler kınamada bulunmuş olabilirler.

Lügat kitablarına göre, mezkûr cümle birinci şekilde mânâlan-dırılabilir. Çan yapılmış olsa bile ne çanla, ne de borazanla bir defa olsun namaza çağrı yapılmamıştır. Çünkü hemen o sırada Abdul­lah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) 'in rüya olayı vuku bulmuş­tur.

Hadîste geçen ezan kelimelerinin mânâsına gelince;

Allâhü Ekber, Allâhü Ekber: 'Allah kibriya ve azametinin mahi­yetinin tanınmasından çok daha yücedir.' Veyahut: 'Allah azame­tine lâyık olmayan her hangi bir şeyin ona isnad edilmesinden çok yücedir. 'Yahut da: 'Allah her şeyden yücedir.'

Ezan tekbirle başlar. Çünkü tekbir kısa olmakla beraber Allah'ın zâtının ve lâyık olduğu bütün kemâl sıfatlarının varlığını ifâde eder. Ezan, her yüce makamda anılması müstahab olan bir zikirdir. Ezan genellikle yüksek yerde okunur. Her yüksek yerde Allah'ın büyük­lüğünü anmak müstahab olduğu için ezan tekbirle başlar. Mirkât sa­hibi Tekbirin dört defa tekrarlanması, bu hükmün Dünya'nın her dört cephesinde câri olduğuna işaret için olabilir, demiştir.

Eşhedü en lâ ilahe illallah Eşhedü enne Muhammeden Resûlul-lah : 'Ben, dilimle ikrar ve kalbimle tasdik ederim ki, Allah'tan başka tapınmaya lâyık hiç bir ma'bud yoktur. Muhammed, Allah'ın resu­lüdür.

Hayye Ale's-Selâ: Namaza yönelin.

Hayye Ale'l-Felâh: Felah ve dileğe kavuşmaya yöneliniz.

Kadı Iyâz, ezanın taşıdığı anlam hakkında şöyle der: Ezan, iman sistemini içine alan veciz bir sözdür. Önce Allah'ın varlığı, kemâl sıfatlarını taşıdığı ve buna ters düşen bütün eksikliklerden pak ve nezih olduğu ifade edildiği. Bu ifade, tekbir cümlesin­de mevcuttur. Sonra Allah'ın birliği ve her türlü benzer ve ortaktan temiz dlduğu Şehâdet kelimesiyle ilân ediliyor. Dini vazifelerin hep­sinden önce gelen îman ve tevhid esası belirtildikten sonra şahade­tin ikinci cümlesiyle Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in nübüvvet ve Risâletinin hak ve gerçek olduğu açıkça belirtiliyor. Tevhidden sonra İslâm dininin ikinci muazzam temeli olan Pey­gambere iman ilânı ile aklen inanılması gereken iman sistemi ke­male ermiş olur. Bundan sonra îman sisteminin ışığı altında yapıl­ması gerekli olan ibâdete davet ediliyor. Namaz daveti Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e îmandan sonraya bırakılıyor. Çünkü namazın farz oluşu, akıl ile bilinemez. Ancak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) vasıtasıyla bilinebilir. Bundan son­ra Felaha davet ediliyor. Felah, dileğe kavuşmak ve cennet nimet­lerinde ilelebed yaşamaktır. Felah çağrısı, ölümden sonra dirilme­yi, âhiret mükâfatını veya cezasını hatırlatır. İslâm akâid sistemi­nin sonuncusu âhiretle ilgili şeylere îman etmektir.

Hadîste tekbir dört defa tekrarlanmıştır. Buna fıkıhçılar «Terbf = Dörtleme» demişlerdir.

Ebû Hanîfe, Şafiî, Ahmed ve âlimlerin cumhuru bu hadîsi ve bundan sonra gelecek olan 708 nolu Ebû Mahzûre hadîsini delîl göstererek Terbî'a hükmetmişlerdir. Diğer taraftan müs-lümanların bilhassa hac mevsiminde toplandıkları Mekke hal­kının terbi' uygulamasına dayanarak ne sahâbîlerden ne de başka­larından hiç kimse Mekke halkının kullandığı terbî'e itiraz et­memiştir, derler.

Mâlik, Ebû Yûsuf ve Zeyd bijı Alî ise tek­birin iki defa tekrarlanması görüşünü benimsemişlerdir.

En-Neyl yazarı: Gerçek şudur ki terbi' rivayetleri daha kuvvet­lidir. Çünkü bu rivayetlerde diğer rivayetlerde bulunmayan bir faz­lalık vardır. Bu fazlalık makbuldür. Çünkü bir çelişki arzetmez. Tah-rici de sahihtir, demiştir.

Hadisin zahirine göre, ezanın dayanağı Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) 'in gördüğü rüyadır. Ebû Davud'un rivayetine göre Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh), rüyasını anlatınca Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona:

«...Şüphesiz bu, doğru bir rüyadır.» buyurmuş­tur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), rüyanın doğruluğu­na hükmetmiştir. El-Menhel yazarı, bunun nedenini şöyle açıklar z Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Abdu1lah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) 'in rüyasını doğrulamasının sebebi şudur : Ömer (Radıyallâhü anh) rüyasında ezanı görünce Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e haber vermek üzere huzura vardı ğmda Peygamber (Sallallahü Aleyhive Sellem), ona: «Senden Önce ezanla ilgili vahiy geldi.» buyurmuştur. Şu halde ezanın dayanağı rüya değil vahiydir.Bu duruma göre önce vahiy gelmiş, sonra Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) rüyasını anlatınca ge­len vahyin uygulamaya konulması emri verilmiştir.

Hadîsin : «Çünkü Bilâl'in sesi seninkinden yüksektir.* fıkrası ile ilgili olarak Hattâbi demiştir ki: Bu, kimin sesi daha yüksek ise ezan okuma öncelikle onun hakkı olduğuna delâlet eder. Zira ezan bir ilâmdır. Kimin sesi daha yüksek ise o okumalıdır.

Ömer (Radıyallâhü anh) 'in de Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) gibi ezanı rüyasında gördüğü hadisten anlaşılı­yor. El-Menhel yazarının ezan bâbındaki beyânına göre Ömer (Radıyallâhü anh) ve Abdullah (Radıyallâhü anh)'dan baş­ka sahâbîlerden bir cemaatta ezanı rüyalarında görmüşlerdir.Tabarâni'nin rivayetine göre Eb û Bekir (Radıyallâhü anh) de görmüştür. Gazali' nin dediğine göre 10 küsur sahâbî eza­nı rüyalarında görmüşlerdir. İbn-i Hacer:Bu rivayetlerden yalnız Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh)'in ve Ömer (Radıyallâhü anh)'in olayları sabittir. Diğerleri sabit de­ğildir, demiştir. [4]



Hadîsin Fıkıh Yönü





1 — Namaz için ezan okumak meşrudur.

2 — Ebû Davud'un rivayetinde belirtildiği gibi namaz için ikamet etmek meşrudur.

3 — Ezanda yüksek ses matlubtur.

4 — Ezanın tekbirinde terbi' meşrudur.

5 — Ebû Davud'un rivâyetiyle sabit olduğu gibi önce ezan okunması ve namaza kalkılacağı zaman ikamet edilmesi meş­rudur.

6 — İkamette; cümlesini iki defa okumak meşrudur,



707) Sâlim'in babası (Abdullah bin Ömer) Radtyallâhü anhümyâen rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Halk namaza giderken onları güçlük ve meşakkate sokan top­lanma usulü için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) kendile­riyle istişarede bulunmuş, halk borazandan bahsetmişler, Peygam­ber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) yahûdilerin nedeniyle borazandan hoşlanmamış, sonra halk çandan bahsetmişler. Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) hnistiyanlar sebebiyle ondan da hoşlanma-mıştır. İstişare gecesi ensâr'dan Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) isimli bir adam ve Ömer bin El-Hattâb (Radıyallâhü anh), ezanla da­veti'rü'yalannda görmüşler. Ensâr'dan olan zât geceleyin Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek (rüyasını anlatmış) Resülul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Bilâl (Radıyallâhü anh)'a bu çağ­rıyı emretmiş. Bilâl (Radıyallâhü anh) de ezan okumuştur.

Zührî demiştir ki: Bilâl (Radıyallâhü anh), sabah namazı çağrı­sında; «Namaz uykudan hayırlıdır.»

cümlesini ilâve etmiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bu ilâveyi olduğu gibi bırakmıştır.

Ömer (Radıyallâhü anh) : «Yâ Resûlallah! Abdullah (Radıyallâ­hü anh)'in gördüğünün mislini ben de gördüm. Lâkin o benden ön­ce davrandı, dedi."

Not: Zevâid'de : Hadisin İsnadında Muhammed bin Hâlid vardır. Ahmed, Îbn-I Muin, Ebû Zur'a ve başkaları da onun zayıf olduğunu söylemişlerdir, denil­miştir. [5]



İzahı





Buhâri, Müslim ve Tirmizi1 nin İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'den rivayet ettikleri hadîste müslümanlann Medî ne'ye geldiklerinde namaz için toplanarak vakitlerini tâyin et­tiklerini, namaz için çağrı usulünün bulunmadığını, sahâbîlerin bir kısmının, hıristiyanların çanı gibi bir çan ittihaz edilmesini, bâzı sa­hâbîlerin de yahûdilerin borazanı gibi bir borazanın ittihaz edilme­sini söylemiş, Ömer (Radıyallâhü anh) de :

Namaza (halkı) çağırmak için niçin bir adam göndermiyorsu­nuz? demiş; Resülullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bunun üzeri­ne : «Bilâl! Haydi kajk da namaz için davet et.» buyurmuştur.

Tuhfetü'l-Ahvezî yazarı, 1bn-i Ömer (Radıyallâhü anh) 'in Buhârî, Müslim ve Tirmizî' deki rivayetinde Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Bilâl (Radıyallâhü anh)'e emrettiği namaza davetin, şer'i ezan usûlü ile yapılan d&vet olmadığını ve yalnız namaz vaktinin geldiğini haber vermekten iba­ret olduğunu Kadı Iy âz' dan naklen beyân ettikten sonra, Nevevi' nin şöyle dediğini söyler: «Kadı Iyâz'm de­diği şey muhtemeldir. Hattâ ihtimalden öte de kesindir. Çünkü Ebû Dâvûd, Tirmizi ve başka sünenlerde rivayet olunan Ab­dullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) 'in hadîsinde sabit ol­muştur ki; 'kendisi şer'î ezan usulünü rüyada görmüş ve Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e. gelerek haber vermiş, kendisinden sonra da Ömer (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem)'e gelerek:

'Yâ Resûlallah] Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki, onun gördüğü rüyanın mislini ben de gördüm...' İşte bu hadisin za­hirine göre rüya anlatım olayı başka bir mecliste vuku bulmuştur. Demek oluyor ki; Müslümanlar, Medine'ye geldikleri zaman, namaz için toplanırlar, namaz vaktini tayin ederlerdi. Namaza çağrı yapılmıyordu. Bir süre sonra sahâbîler bu hususta istişare etmişler. Bir kısmı: Hıristiyanların çanı gibi çan yapılsın, demiş; bir kısmı da: Yahudilerin borazanı gibi bir borazan yapılsın, demiş; Ömer (Ra­dıyallâhü anh) de: Bir adam gönderilsin. O, halkı namaza davet et­sin, teklifinde bulunmuş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de namaza davet için Bilâl (Radıyallâhü anh) 'a emretmiş. Bi­lâl (Radıyallâhüanh); yahut;diye çağrıda bulunmuştur. Bundan bir süre sonra Abdullah ve Ömer (Radıyallâhü anhümâ)'mn rüya olayı vuku bulmuş­tur. Rüyadan sonra Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ya va­hiy ile yahut ictihadla şer'î ezan usulünü anılan iki sahâbinin rüya­larında gördükleri kelimeler ile okunmasını emretmiştir. Cumhurun mezhebine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ictihad yapması caizdir. Şer'î ezanın dayanağının sırf rüya olması düşünüle­mez.»

El-Hâfız,El-Fetih'te:Rüya olayından önce Bilâl (Ra­dıyallâhü anh)'in namaza daveti; sözü ile yaptığı tbn -i Sa'd 'in Tabakât'mda bildirilmiş, demiştir.

Yukarıda Nevevi'den yapılan nakilden anlaşıldığına gö­re Bilâl (Radıyallâhü anh) bir süre namaza yukarıda anılan tek cümle ile çağrıda bulunmuştur. Bu çağrı usulü ile halk toplanmaksa çekmiştir. Bu güçlüğü gidermek için Peygamber (Sallalla-hü Aleyhi ve Sellem) halkla istişarede bulunmuş yine kimisi bora­zandan, kimisi de çandan bahsetmiş, Peygamber (Saüallahü Aleyhi ve Sellem) hıristiyan ve yahudiler dolayısıyla bunlardan hoşlanma­dığını bildirmiş ve o gece Abdullah (Radıyallâhü nnti) üu Ömer (Radıyallâhü anh)'in rüya olayı vuku bulmuştur.

Yukarıdan beri anlatılan namaz için toplanma safhalarından, Bilâl (Radıyallâhü anh) 'in halkı bir cümleyle çağırmaya başla­masından sonraki safhalar, müellifin 707 nolu hadîsinde anlatılmış oluyor. Buharı, Müslim ve Tirmizî' deki îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde ilk zamanlar ve Bilâl (Radıyallâhü anh)'in tek cümleyle davet usulü anlatılmış oluyor. Böylece rivayetler arası bulunmuş oluyor.

Bilâl (Radıyallâhü anh) 'in sabah ezanına ilâve ettiği: «Na­maz uykudan hayırlıdır.» mealindeki cümle ile ilgili gerekli maluma­tı 715 ve 716 nolu hadîslerin açıklaması bahsinde vereceğiz. Oraya müracaat edilebilir. [6]



2— Ezandaki Terci [7] Babı





708) Ebû Mahzûre bin Mî'yer (Radtyallâkü anhy'm kucağında ye­tim olarak yetişmiş olan Abdullah bin Muhayrîz (Radıyallâkii anhyden riva­yet edildiğine göre:

Ebû Mahzure kendisini Şam'a göndermeye hazırlarken Abdul­lah şöyle demiştir t Ben, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'ye t

Ey Amca! Ben Şam'a doğru yola çıkıyorum. Ve şüphesiz senin ezan okuyuşun bana sorulacaktır, dedim. (Râvi Abdülaziz demiştir ki) Abdullah, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin şöyle dediğini ba­na haber vermiştir i

Ben, bir nefer (on kişilik grub) içinde yola çıkmıştım. Biz yolun bir yerinde bulunuyorduk. Restiluilah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) in müezzini, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yanın­da namaz için ezan okudu. Biz de müezzin sesini, ondan yüz çevir­diğimiz halde işittik. Bunun üzerine biz onunla alay ederek ve ba­ğırarak ezan okuduk. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) (sesi­mizi) işitti ve bize bir topluluk gönderdi. Gelenler bizi Onun huzu­runda oturttular. O da:

«Sesini yüksek olarak işittiğim şahıs hanginizdir?» diye sordu. Kavmin hepsi beni işaret ettiler ve doğru söylediler. Bunun üzerine Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), hepsini salıverdi ve beni alıkoyarak bana:

-Kalk ezan oku» buyurdu. Ben de kalktım. O esnada Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den ve bana emrettiği ezandan nefret ettiğim kadar, hiç bir şeyden nefret etmiyordum. Nihayet Resûlul­lah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda ayakta durdum. Re­sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) bizzat bana ezan kelimelerini telkin ederek şöyle buyurdu: De ki:



Sonra bana buyurdu ki: «(Şunu okurken) sesini yükselt.

Sonra ben ezan okumayı bitirince beni çağırdı ve içinde bir mik­tar gümüş bulunan bir keseyi bana verdi. Sonra elini Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'in başının Ön kısmı üzerine bırakıp yüzü, meme­leri ve ciğeri üzerinden geçirdi. Nihayet Resûlullah (SaHallahü Aley­hi ve Sellem)'in eli Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin göbeğine ulaştı. Sonra Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Allah seni mübarek kılsın, bereketi, üzerinde olsun.» buyurdu. Bundan sonra ben:

Yâ Resûlallah! Mekke'de ezan okumayı bana emrettin (mi?) de­dim. O:

«Evet. Sana emrettim.» buyurdu. Artık Resûlullah (Sallallahü. Aleyhi ve Sellem) 'e karşı duyduğum nefret, tamamen gitti. Ve hepsi Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için muhabbete dönüştü. Sonra ben Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Mekke valisi Attâb bin Esîd (Radıyallâhü anh)'in yanına vardım. Ve Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in emrinden dolayı Attâb varken, na­maz için ben ezan okudum.

Râvi (Abdülaziz) demiştir ki: Ebû Mahzûre'ye yetişenler bu ha­dîsi Abdullah bin M uhayriz'in bana haber verdiği şekil üzere baaıa tahdis ettiler.Zevâid'de : Bu hadis, Buhârİ'nin sahihinden başka, hadis kitablannda mevcuttur. Lâkin musannifin rivayetinde bir ilâve vardır. Musannifin rivayetine ait isnad, sahih olup, ricali sikalardır, denmiştir. [8]



İzahı





Bu hadisi Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd ve Nesâi de rivayet etmişlerdir. Oralardaki rivayetlerde de bizzat Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'ye ezan telkin buyurduğu ve terci' usulünü öğret­tiği ifade edilmiştir. Fakat Abdullah bin Muhayrîz (Radıyallâhü anh) 'in Şam'a gönderilmesi hazırlığı ile ilgili hu­sus olsun, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ebû Mah­zûre (Radıyallâhü anh) 'ye Mekke'de ezan okuması emri ile ilgili olarak aralarında geçen konuşma olsun, o rivayetlerde mev­cut değildir.

Darekutni ve Beyhaki1 nin rivayeti, müellifin ri­vayetine yakın bir uzunluktadır. El-Menhel yazarının «Ezan bâbı»nda naklettiğine göre Beyhakî' nin rivayeti meâlen şöyledir:

«Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: 'Ben, on gencin içinde, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ile beraber Huneyn'e doğru yola çıktım. Sahâbîler ezan okudular. Ben, yanımdaki gençlerle beraber, sahâbîlerle alay ederek ezan okumaya giriştik. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«O gençleri bana getirin.» buyurdu. (Bibi Onun huzuruna götür­düklerinde) O, bize! «Ezan okuyun.» buyurdu. Gençler ezan okudu­lar. Benim sesim, hepsinin sesinden daha yüksekti. Peygamber (Sai-lallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Sesini işittiğim adam budur. Git Mekke halkına ezan oku ve Attâb bin Esîd (R.A.)'e deki s Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem) , Mekke halkına ezan okumamı bana emretti.» buyurdu ve Eeanı şöyle oku* buyurdu.

Sonra bana: «Dönde deki: Müellifin rivayet ettiği Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin hadisine göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ona bizzat ezanı telkin buyururken:

Tekbiri dört defa tekrarlatmış.

Şahadet kelimelerini ikişer defa tekrarlatmış.

Sonra şahadet kelimelerini yüksek sesle ikişer defa okumasını emretmiş.

Sonra; iki defa ve iki defa tekrarlamasını ve son olarak kelime-i Tevhîd-i bir defa okuma­sını telkin buyurmuştur.

Bu hadise göre ezanda terci' meşrudur. Bu hususta âlimler ara­sında ihtilâf vardır:

Hanefi âlimleri ile Küfe âlimlerine göre ezanda terci' müstahab değildir. Delilleri de Abdullah, bin Zeyd (Radıyallâhü anhJ'm hadîsidir. Onlar: 'Rivayetlerin ekserisinde terci' yoktur. Müezzinlerin reisi olan Bilâl ıRadıyaliâhü anh) ;ın eza-aında terci' yoktu. İbn-i Ummi Mektum (Kadıyaüaku anh)'un ezanında da terci' yoktu. Bu iki zât, Peygamber iSaüaliahu Aleyhi ve Sellem) İn müezzini icüier. 'i erci' yalnız Ebû Mahzû-r e (Radıyallâhü anh) 'nin hadisinde vardır. Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) ezan okurken şehâdet kelimelerini Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeilemJ'ın istediği gibi yüksek sesle okumadı­ğı için Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Seiiem), şehâdet kelime­lerini ona tekrar okutmuş olabilir. Nitekim Peygamber lSalla!lahü Aleyhi ve Seiiem) Ona: *Dön de sesini yükselt.» buyurmuştur.' de­mişlerdir.

Bu görüşteki âlimlerin delillerinden birisi de İbnü'1-Cey-2 î' nin dediği, şu husustur :'Ebû Mahzûre (Radıyajlâhü anh) kâfir idi. Müslüman olup, Peygamber tSailailahü Aleyhi ve Sel­lem) ona ezanı telkin edince şehâaet kelimelerini ona tekrarlatmış-tır. ıâ ki iyice bellesin. Ve müşrik olan arkadaşlarının yanında tek­rarlayabilsin. Çünkü müşrikler, şehâdet kelimelerinden nefret et­tikleri kadar hiç bir şeyden nefret etmezlerdi. Peygamber (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) ona şehâdet kelimelerini tekrarlatınca, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) tekrarlamayı, yâni tercîi ezandan saymıştır.'

El-Menhel yazarı bu görüşü naklettikten sonra şöyla der;

«Lâkin yukarıda söylenenlerin tümünü, Ebû Davud' un rivayet ettiği hadis reddeder, ^öyle ki: Bu rivayetle Ebû Mah­zûre:

'Sen 1 Yâ Resûlallah! Ezan sünnetini bana öğret/ dedim demiş. Peygamber (Sallalahü Aleyhi ve Sellem) de : «Sen şahadet kelime­lerini alçak sesle söylersin, sonra yüksek sesle söylersin» buyurmuş­tur.1 demiştir.

Görüldüğü gibi Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şaha­det kelimesini önce alçak sesle okumasını, sonra yüksek sesle oku­masını, ezanın sünnetinden kılmıştır.

Şafiî, Mâlik, Ahmed ve âlimlerin cumhuruna göre ezanda terci' meşrudur. Delilleri de Ebü Mahzûre (Radıyal­lâhü anh)'nin hadisidir. Onun hadisi, sahih bir hadîs clup diğer ha­dîslere ters düşmeyen bir ilâveye sahiptir. Bu ilâveyi kabul etmek vâcibtir. Diğer taraftan, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'-nin hadisi târih bakımından Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh) 'in hadisinden sonradır.Nevevi, Müslim'in şerhinde : 'Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) 'nin hadîsi, hic­retin 8. yılı Huneyn savaşından sonra Duyurulmuş, Abdu1lah bin Zeyd (Radıyallâhü anh)'in hadîsi ise (Medine1-ye hicret edildikten sonra) ilk zamanlarda olmuştur,' demışur.

Terci! Mâliki âlimlerine göre mendubtur. Şafii ve Hanbe1i âlimlerince en sahîh görülen mezhebierin görüşüne gö­re terci' sünnettir. Müezzin, bilerek veya unutarak terci' terkedsr-se ezanı sahihtir. Fakat fazileti kaçırmış olur.

Hadîsçilerden ve başkalarından bir cemaat: Ezan da terci'in ya­pılması ve yapılmaması hususunda müezzin muhayyerdir, demişler­dir.

Doğrusu, ezanda tercî'in varlığıdır. Hulâsa terci yapılması ve ter-kedilmesi, hadîslerde sabittir. Dileyen yapar, dileyen terkeder. Bu husustaki rivayetlerin değişik oluşu, kıraatlardaki değişiklik gibidir.

Dârekutni' nin rivayetine göre Ebû Mahzûre (Ra­dıyallâhü anh) şöyle demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem), Huneyn'e gitmek üzere yola çıkınca, ben Mekke ehlinden do­kuz kişiyle beraber Onu izlemek üzere yola çıktık. Biz Huneyn yo­lunda iken, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Huneyn'den döndü ve bir yerde karşılaştık. Bu esnada Onun müezzini ezan okudu...

Dârekutni' nin bu rivayeti, Ebû Mahzûre (Ra­dıyallâhü anh) 'ye yapılan ezan telkininin Huneyn savaşı dönü­şünde olduğunu açıkça bildirmekle, Nevevî' nin hadis târihi hususundaki sözünü te'yid etmektedir.

Abdullah bin Muhayrîz (Radıyallâhü anh), Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin kucağında büyüdüğü için, Ona : Amca, diye hitab etmiştir. Abdullah (Radıyallâhü anh) 'in râvisi olan Abdülaziz bin Abdülmelik bin Ebi Mahzûre (Radıyallâhü anh), anılan isminden ve isnaddan da anlaşıldığı gibi Ebü Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin toru­nudur.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'ye ezan okuttuktan sonra ona bir miktar gümüş vermiştir.

Sindi, bu hususta şöyle der :

«1bn-i Hibbân, bunu delil göstererek ezan için ücret almanın caiz olduğunu ve ücret almanın yasağına âit hadîsin bu hadîse muarız olduğunu söylemiştir. Fakat Ibn-i Seyyidi'n-Nâs, İbn-i Hibbân'in görüşünü şöyle reddetmiştir: Ebu. Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin hadisi, ezan için ucrti, mn nehyine âit hadis râvisi Osman bin Ebi'l-As dıyallâhü anh)'m müslümanlığı kabul etmesinden öncedir. Bu se­beple Osman (Radıyallâhü arVı) 'in hadîsi, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) 'nin hadisinden sonradır. Sonraki hadîse itibar edi­lir. Diğer taraftan. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in Ebü Mahzûre (Radıvallâhü anh) 'ye başka maksadlarla gümüş ver­diği muhtemeldir. Ücret olarak verdiği kesin bilinmediği için diğer hadise muarız olamaz. Hattâ gümüş verilişinin en yakın ihtimali, onu îslâma ısındırmaktır. Çünkü Ebû Mahzura (Radıyallâhü anh), yeni müslüman olmuştu. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel­lem), o gün Müellefe-i Kulûb denilen, yâni gönülleri İslâmiyet'e he­nüz ısınmamış olanlara bağışlar yapmıştı. Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'ye de bu kabilden yardım ettiği ihtimali kuvvet­lidir. Bu tür olaylar, çeşitli ihtimallere müsait olunca ondaki kapu-lılık dolayısıyla delil olmaya elverişli değildir.»

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, mübarek elini Ebü Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin başına koyması, sonra göğ­süne sürerek ta göbeğine kadar geçirmesine gelince, mübarek elini sürmekle Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) 'ye bereket sağ­lanması ve telkin edilen ezan kelimelerini iyice bellemesi maksadıyla yapılmış olabilir. Mübarek elini böylece geçirdikten sonra ona be­reketle dua etmesi bu görüşü kuvvetlendirir. Bir de mübarek elini sürmesi ve dua etmesi, Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) 'nin Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e ve ezana karşı duyduğu nefretin muhabbete dönüşmesi maksadıyla yapılmış olabilir. Nitekim Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aley­hi ve Sellem) 'in kendisine ezan telkinini yaptıktan sonra mübarek eli­ni vücûduna sürüp kendisine dua edince, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) "e karşı duyduğu bütün nefretin muhabbete dönüş­tüğünü ifâde etmiştir. [9]



Hadisin Fıkıh Yönü





1 — Ezan şekli tâyin ve tesbit edilmiştir.

2 — Ezanda terci' meşrudur. Âlimlerin terci' hakkındaki ihtilâf­ları yukarıda anlatıldı.

3 — Öğretici, öğrenciye karşı şefkatli davranmalıdır.

4 — Büyük zâtların mübarek ellerini kendilerinden küçük olan ların baş ve yüzlerine, göğüslerine sürmeleri meşrudur;

Attâb Bin Esîd (R.A.)'in Hal Tercemesi

Attâb bin Esid bin Ebi'1-Iys bin Ümeyye bin Abd-İ Şems Ebu Abdirrahman El-Emevi, El-Mekki, Peygamber (S.A.V.)'den hadîs rivayet etmiştir. Kendisinden de Ata bin Ebi Rabâh, Said bin Ebi Akreb ve Saîd bin El-Müseyyeb (R.A.) riva­yette bulunmuşlardır. Peygamber (S.A.V.), Mekke fetih yılı Huneyn savaşına çı­karken kendisini Mekke valiliğine tayin etmiş ve Peygamber (S.A.V.) vefat edin­ceye kadar, bu görevi ifa etmiştir. Ebû Bekir (R.A.), halîfe olunca onu aynı gö­revde tutmuş ve Ebû Bekir (R.A.)'in vefat ettiği güne kadar, kendisi Mekke va­liliği görevine devam etmiştir. Halîfe Ebû Bekir (R.A.)'in vefat ettiği gün, ken­disi de vefat etmiştir.

Ebû Dâvûd, Tirmizl, Nesâl ve îbn-i Mâceh onun hadislerini rivayet etmiş­lerdir.



709) Ebû Mahzure [10] (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre

şöyle demiştir:

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), bana ezanı ondokuz kelime olarak, ikameti de onyedi kelime olarak öğretmiştir.Ezanı İkamet onyedi kelimedir.[11]



İzahı





Bu hadisi Ahmed, Nesâi Eb Dâvûd, Dârimî, Dârekutni, El-Hâkim, Taberâni, Şafii ve Beyhaki de rivayet etmişlerdir.Beyhaki bir kaç yön­den zayıf olduğu hakkında konuşmuşsa da tbn-i Dakîki'l-îyd, onun söylediklerini reddederek hadîsin sahîh olduğunu söyle­miştir.Tirmizi de, hadîsi rivayet ederek hasen - sahih olduğunu söylemiştir.

Hadîsin mânâsına gelince: Hadîste geçen kelimeden maksad, cümledir. Yâni ezan 19 cümleden ibarettir. Tercîe ait dört cümle de bu sayıya dâhildir.

Şafii âlimleri ve ilim ehlinden bir cemaat ezanın ondokuz cümleden ibaret olduğuna, bu hadîse dayanarak hükmetmişlerdir.

Ebû Hanîfe, Sevrî ve Ahnıed, ezanın 15 cümle­den ibaret olduğuna hükmetmişlerdir. Onların delili, Abdullah bin Zeyd (Radıyalâhü anh)'in (706 nolu) hadîsidir. Bu âlim­ler, tercîe ait dört cümleyi saymamışlardır. El-Menhel yazarı, ezan keyfiyetine âit bâbta rivayet olunan Ebû Mahzûre' nin mez­kûr hadisini açıklarken ezcümle şöyle der : « Ebü Mahzûre' nin hadîsiyle amel etmek, Abdullah bin Zeyd'in hadisiyle amel etmeye şu sebeplerden dolayı takdim edilir:

1 — Ebû Mahzûre' nin hadîsi, Abdullah bin Zeyd 'in hadîsinden târih bakımından sonradır. Çünkü Abdul­lah bin Zeyd'in hadîsi Hicretten sonra Müslümanlar Me­dine' de, yerleşince buyurulmuştur. Halbuki Ebû Mahzû-r e ' nin hadîsi, Hicretin 8. yılına aittir.

2 — Ebû Mahzûre' nin hadîsinde, terci'e âit dört cümle ilâvesi vardır. Sıka râvinin ilâvesi makbuldür.

3 — Ebû Mahzûre'ye ezanı bizzat Peygamber (Salla 1-lahü Aleyhi ve Sellem) telkin buyurmuştur.

4 — Mekke ve Medine halkının ameli, Ebû Mahzûre'nin hadîsine göredir.

imam Mâlike göre, ezan onyedi cümleden ibarettir. Çün­kü ona göre ezanın başında iki defa tekbir alınır. Ona göre de ter­ci' vardır. İmam Mâ1ik'in delili Müslim'in Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'den yaptığı rivayettir. O rivayette tekbir iki defa tekrarlanmıştır.»

İkametin onyedi cümle olduğu hususuna gelince; El-Menhel ya­zan bu konuda da şöyle der:

«Hadîs, ikamete âit cümlelerin çift olduğuna delildir. Yalnız tev-hid kelimesi tektir. Ebû Hanîfe, Sevrî ve Îbnü'1-Mübârek, bununla hükmetmişler.Delilleri de bu hadistir. Buna gö­re tekbir cümlesi dört defa, diğer cümleler ikişer ikişer defa tekrar­lanır. Tevhid kelimesi bir defa okunur.Mâ1ik'e göre ikamec on cümledir. Buna göre tekbir cümlesi iki defa tekrarlanır. Diğer cüm­leler birer defa okunur. Şafiî' nin kavl-i kadîmi de böyledir. Bu görüşün mesnedi ise Buhâri, Müslim ve başkalarının Enes'ten rivayet ettikleri şu mealdeki hadistir:

«Ezanı çift ve ikameti tek cümlelerle okumak üzere Bilâl (Ra­dıyallâhü anhî 'a emredilmiştir.' Bir de Medine halkının uy­gulamasına dayanılmış tır.

Şâfii' ye göre ikâmet 11 cümleden ibarettir. Buna göre tekbir cümlesi ve; cümlesi ikişer defa tekrarlanır. Diğer

cümleler birer defa okunur. Ömer bin El-Hattâb, oğlu Abdullah, Enes, Hasan-ı Basri, Zührî, Mekhûl, Evzâî, Ahmed, İshak, Dâvûd ve İbnü'l-Münzir'in kavli budur. Bunların delili, Buhâri' nin Enes (Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu mealdeki hadistir: «Ezanı

çift ve;cümlesi, hariç, ikameti tek okuması için

Bill (Radıyallâhü anh)'a emredilmiştir.' Birde 1bn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'den rivayet olunan ve Enes (Radıyallâhü anh)'in hadisine benzeyen hadise istinad etmişlerdir.

Enes (Radıyallâhü anh) 'in hadisi ve ikametin tek cümlelerle okunması ile ilgili tamamlayıcı bilgi 6 nolu «İkâmet bâbi»nda veri­lecektir. [12]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: EZAN BÖLÜMÜ   Salı Mayıs 04, 2010 12:44 pm

3 — Ezandaki Sünnet Babı





710) Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'in müezzini Sa'd (EI-Karazî (Radıyallâhü ank)'den rivayet edildiğine göre :

Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem), Bilâl (Radıyallâhü anh)'a (ezan okurken) iki parmağını kulağına sokmasını emrede­rek:

«Şüphesiz o, senin sesini daha çok yükseltir.» buyurmuştur.[13]



711) Ebû Cuhayfe (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöy­le demiştir:

Ben, El-Ebtah[14] 'ta Resûlullah (Sallailahü Aleyhi ve Sellem> 'İn yanına vardım .Kendisi, kırmızı bir çadır altındaydı. Biraz sonra Bi­lâl (Hadıyallâhü anh), çıkıp ezan okudu. Ezanında döndü ve iki par­mağını kulaklarına soktu.Bu isnadda Haccâc bin Ertâd bulunur. O da zayıftır. [15]



İzahı





Sünenimizin haşiyesi Sindi1 nin beyânına göre Tirmizi ilk hadisi sahih bir senedle rivayet etmiştir. Halbuki yaptığım incelemeye göre Tirmizi 'Ezanda kulağa parmak sokmak ba­bı'n da bu hadîsi değil, bundan sonra gelen Ebû Cuheyfe (Radıyallâhü anh)'nin hadisini başka bir senedle rivayet ederek, ha-sen - sahih olduğunu söylemiştir. Notta belirtildiği gibi ilk hadisin râvisi Sa'd el-Karazİ (Radıyallâhü anh)'nin evladı zayıf görüldüğü için, isnad zayıf sayılmıştır. Bununla beraber, ezanda par­makları kulağa sokmanın meşruluğu sahih senedlerle rivayet olunan Ebû Cuhayfe (Radıyallâhü anh) 'nin hadîsiyle sabittir.

Ebû Cuhayfe (Radıyallâhü anh) 'nin hadisine gelince; Bunu Buhârî ve Müslim kısa ve uzun metinler hâlinde rivayet etmişler. El-Hâkim, Nesâî, Ebû Dâvûd, Beyhakî ve îbn-i Huzeyme de rivayet etmişlerdir. Tirmizî' nin rivayetinde, burada olduğu gibi Bilâl (Radı­yallâhü anh)'in ezan okurken parmak uçlarını kulaklarına soktuğu ilâvesi de mevcuttur. Diğerlerinde bu ilâve yoktur.

Tirmizî, Ebû Cuheyfe (Radıyallâhü anh)'nin hadî­sinin hasen - sahih olduğunu söyledikten sonra: İlim ehli, müezzinin ezan esnasında iki parmağını kulaklarına sokmasını m üs t e hap say­mışlardır. Bâzı âlimler, ikamette de aynı şeyin yapılmasını müstehap saymışlardır. Evzaî' nin kavli de budur. Ebû Cuhayfe (Radıyallâhü anh) 'nin adı Veheb es-Süvâi' dir.

Ebû Davud'un rivayetinde Ebû Cuhayfe (Radı­yallâhü anh), meâlen şöyle demiştir:

'Ben, Mekke'de Peygamber (Sallailahü Aleyhi ve Sellem)'in ya­nına vardım. Kendisi, tabaklanmış deriden ma'mul kırmızı, mahrû-tî bir çadırdaydı. Bilâl (Radıyallâhü anh), (Ebtah'a) çıkarak ezan

okudu. Bilâl (Radıyallâhü anh);

gelince boynunu sağa, sola çevirdi. (Fakat göğsü ile ayağıyla kıble­den) başka yöne dönmedi...'

EI-Menhel yazan şöyle der :

Yâni Bilâl (Radıyallâhü anh); ve derken boynunu sağa sola döndürmüş ve göğsünü kıbleden çevirme­miş, ayağıyla da dönmemiştir. Hadîs, ezan okunurken, yalnız denildiğinde başın sağa, sola dön-

dürüleceğini, başka zaman döndürülmeyeceğim hükme bağlamıştır. Bu dönüş birkaç türlü olabilir:

1 — Boynunu sağa döndürdükten sonra iki defa; der, sonra boynunu sola döndürür ve iki defa; der.

Nevevî: Döndürme çeşitlerinin en sıhhatlisi budur. Irak âlim­leri ve Horasan âlimlerinden bir cemâat, kesin olarak böyle hükmetmişlerdir.

2 — Müezzin, boynunu sağa döndürüp; dedikten sonra yüzünü kıbleye çevirir, sonra tekrar boynunu sağa döndürüp ikinci defa; der. Sonra boynunu sola döndürüp; der. Tekrar yüzünü kıbleye çevirir. Daha sonra yine boynunu sola döndürüp ikinci defa; der.

3 — Boynunu sağa döndürüp bir defa; der. Sonra boynunu sola döndürüp ikinci defa;

Bundan sonra aynı şekilde; der.

Şafiî, Nahâî, Sevri, Evzâî, Ebû Sevr ve bir rivayete göre Ahmed bin Hanbel'e göre müezzinin, yerde olsun başka bir şey üzerinde olsun ezan okurken göğsünü kıb­leden döndürmeden ve ayaklarının yerini değiştirmeden, yalnız boy-nuyla sağa sola dönmesi müstahabtır. Hanbeliler'e göre ihtiyaç hâlinde yalnız göğsünü döndürmek müstahabtır. Delilleri de bu hadîsin zahiridir.

Mâ1ik'e göre müezzin ezan okurken dolaşmayacağı gibi, boynuyla sağa sola bakmayacaktır. Ancak çevredekilere ezan sesi­ni duyurmak maksadıyla sağa sola boynunu döndürebilir.

Epû Hanîfe. İshak ve bir rivayete göre Ahmed: Müezzin, dolaşmaz, sağa sola boynuyla döner. Ancak minare üzerin­de ezan okuyunca, minare etrafında dolaşır, demişlerdir.

Dolaşır diyen âlimler, Ibn-i Mâceh ve Beyhakî' nin Haccâc bin Ertât tarikinden Avn bin Ebi Çu­hayfe (Radıyallâhü anhî'den. Onun da Ebû Cuhayfe'-den rivayet ettiği (711 nolu) hadise dayanmışlardır. Çünkü bu hadîs­te Bilâl (Radıyallâhü anh) 'in ezan okurken dolaştığı bildiriliyor.

Ezanda dolaşılmaz, diyen âlimler îbn-i Mâceh ve Bey-haki' nin rivayetine şöyle karşılık vermişlerdir: Bu rivayet za­yıftır. Çünkü Heccâc zayıf ve tedlisçi'dir. Bilhassa an'ane ile rivayet ettiği zaman çok zayıf sayılır. Diğer taraftan, bu rivayet sıka râvilerin Avn bin Ebi Cuhayfe aracılığıyla Ebû Cuhayfe'den yaptıkları rivayete muhaliftir. Bu nedenle red­dedilmesi gerekir. Üçüncüsü, bu rivayetteki istidâre (dönüp dolaş­mak), rivayetlerin arasını bulmak üzere yalnız boyunla sağa sola dönmeye yorumlanır.

EI-Hâf ız, el-Fetİh'te: İstidâre hususunda rivayetler muh­teliftir. Bâzı rivayetlerde Bilâl (Radıyallâhü anh)'in döndüğü, diğer bazı rivayetlerde Bilâl (Radıyallâhü anh) in dönmediği bildirilmiştir. -Döndü- diyen râviler zayıftır. O râvilerin seviyesinde olan veya onlardan kuvvetli olan râviler: Dönmedi, demişlerdir. Ri­vayetlerin arasını şöyle bulmak mümkündür. Döndü, diyenler: Ba­şını döndürdü, demek istemişler; Dönmedi, diyenler de bedeniyle dön­mediğini kasdetmişler, demiştir.»

Bilâl (Radıyallâhü anh) *ın parmaklarını kulaklarına sokma­sı hususuna gelince; Tuhfetü'l-Ahvezı yazarının naklen beyanına gö­re e1-Hâfiz şöyle demiştir: 'Hangi parmağın kulağa sokula­cağı hususunda size bir şey vârid olmamıştır.Nevevi şahadet parmaklarının kulak deliği üzerine konmasının müstahab olduğunu kesin olarak bildirmiştir. Hadisteki parmak tâbirinden maksad pfcrv mak ucudur."

El-Menhel yazarı da bu hususta şöyle der:

«Âlimler müezzinin ezan okurken iki parmak ucunu kulak deliği üzerine koymasını müstahab saymışlardır. Delilleri de Tirmizİ-nin Ebû Cuhayfe' deh rivayet ettiği hadîstir.

İbn-i Mâceh ve el-Hâkim de bu hadîsin benzerini rivayet etmişlerdir. Parmak uçlanyla kulak deliğini tıkamak, sesin daha toplu olmasına yardımcı olur.Nevevî: 'Arkadaşlarımız, parmaklan kulağa sokmada şu fayda vardır: İcâbında adam sağır olduğu veya uzak yerde bulunduğu için veyahut da başka sebepler­den müezzinin sesini işitmez. Müezzine parmaklan kulağına koyma­sından ezan okuduğunu anlar. Şayet müezzinin bir eli sakat ise diğer el parmağını kulağma sokması müstahabtır' demiştir .

İkâmet eden kişinin kıbleye doğru ayakta durması müstahabtır. Bununla boynunu sağa sola döndermesi müstahab mıdır? Bu husus­ta üç görüş vardır:

1 — Müstahabtır. Îmamü'l-Haram eyn, arkadaşla­rın bu hususta ittifakını nakletmiştir.

2 — Müstahab değildir.Bağavi,bu görüşü tercih ede­rek : Çünkü ikamet hazır bulunan cemâat içindir. Bu sebeple sağa sola dönmeye ihtiyaç yoktur, demiştir.

3 — Cami büyükse sağa sola yüz çevirir, aksi takdirde çevirmez. [16]


Hadîsin Fıkıh Yönü





1 — Ezanda;derken boynunu sağa sola döndürmek müstahabtır. Âlimlerin bu husustaki görüşleri yukarıda anlatılmıştır.

2 — Ezanda parmak uçlarım kulak deliklerine sokmak müsta-habtır.»

El-Fıkıh Ale'l-Mezâhİbİ'l-Erbaa'mn Ezan bölümünde müezzinin *Hayye alel...» lerde sağa sola dönüşü ile ilgili olarak şöyle denilir:

«Hanefi, Şafii ve Hanbelî âlimlerine göre mü­ezzin mezkûr cümleleri okurken yalnız boynu ile sağa sola dönme­lidir. Hanefî ler'e göre minareden ezan okunduğu zaman ezanın her yönde duyulması için müezzinin minare etrafında dolaş­ması sünnettir. Şâf i iler'e göre müezzin minarede olsun baş­ka yerde olsun ezan okuduğunda kıbleden dönmeden sesini herkese duyurabilirse dönmemesi gerekir. Fakat köy büyük olup dönüp do­laşmadan sesini her tarafa duyuramıyorsa kıbleden başka yönlere dönmesi sünnettir.

Mâ1iki1er'e göre sesini halka duyurmak için müezzinin kıb­leden başka yönlere dönmesi ihtiyacı duyduğu takdirde mendubtur,

Hanbelîler'e göre müezzinin minare üzerinden ezan oku­ması hâlinde bile ezan boyunca bedeniyle kıbleden dönmemesi sün­nettir. Ajacak göğsü ile sağa sola dönebilir.»



712) (Abdullah) İbn-i Ömer (Radtyallâhü ahümâ)'dan rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu demiştir :

«Müezzinlerin boyunlarına takılmış olan müslümanların iki has­leti vardır. Bu haslet müslümanların namaz ve orucudur.Zevâid'de râvi Bakiyye bin El-Velid'in tedlisçiliği dolayısıyla İsnadın zayıflığı bildirilmiştir.

Sa'd (R.A.)'ın Hal Tercemesi

8a'd bin Aiz mevla Ammar bin Yâsİr meşhur bir sahâbidir. Kendisi Sa'd El-Karazİ adı ile tanınmıştır. Râvileri oğullan Ömer ve Ammâr'dır, Peygamber (S.A.V.) hayatta iken Küba'da müezzinlik etmiştir. Sonra Ömer (R.A.) Onu Me-dfne-t Münevvere'ye aldırmıştır. Hicretin 74. yılına kadar yaşamıştır. (Hulasa: Sah. 134) [17]



İzahı





Orucun imsak ve iftar zamanının tâyini umumiyetle ezana bağ­lı olduğu için müslümanların oruç ibâdetinin sıhhati bakımından mü­ezzinlere büyük bir sorumluluk payı düşer. Namaz vakitlerinin ta­yini de böyledir. Bu nedenle müezzinlerin gerek imsak ve maı va-Kıtlerine gerekse namaz vakitlerine son derece ehemmiyet ve titizlik göstermeleri gereklidir. Zaman bakımından hatalı ezan okuyuşları müslümanların oruç ve namaz ibâdetlerini ifsad edebilir.

Ahmed. îbn-i Hibbân, Şafiî, Ebû Dâvûd ve Beyhaki ile diğer hadisçilerin Ebü Hüreyre' den rivayet ettikleri başka bir hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

İmam zâmin (cemaatın namazını koruyucu ve buna riâyetçi)dir. Müezzin de emindir. Allahım imamları irşâd eyle (yüklendikleri iş­te muvaffak eyle) Müezzinleri de afv eyle (yüklendikleri emânette işledikleri kusurları bağışla) Bu hadis de İbn-i Ömer'in mezkûr ha­dîsini te'yid eder mahiyettedir. Çünkü müezzinin emin oluşundan maksad müslümanların, namaz, oruç ve belirli vakitlere bağlı diğer ibâdetlerinde onun okuduğu ezana itimad etmeleridir.



713) Câbir bin Semûre (Radtyallâhü anhyâtn rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Bilâl (Radıyallâhü anh), ezanı vakitten hiç geciktirmezdi. İka­meti bazen biraz geciktirirdi." [18]



İzahı





Câbir bin Semûre (Radıyallâhü anh)'nin hadisini Müslim, Tirmizi, Ebû Dâvûd, el-Hâkim ve Beyh aki de rivayet etmişlerdir.

Ebû Davud'un rivayeti şöyledir: «Bilâl (Radıyallâhüanh) (namaz vakti girince) ezan okurdu, sonra mühlet verirdi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in (hücreden) çıktığını görünce ikâmet ederdi.»

Tirmizi, de Ebû Davud'un rivayetine benzer bir lafızla rivayette bulunduktan sonra, Câbir (Radıyallâhü anh)'in hadisinin hasen olduğunu söylemiştir.

El-Menhel yazarı 'Müezzin imamı bekler babında rivayet olu nan Câbir (Radıyallâhü anh)'in hadîsini açıklarken şöyle der:

«Hadis, ezan ile ikâmet arasında bir fasıla verilmesinin meşru­luğuna delâlet eder. Çünkü, fasıla verilmemesi hâlinde cemaatla na­maz kılmak isteyenlerin çoğu cemaatı kaçırır. Bilhassa kaldığı yer camiye uzak olan kimseler, cemâate yetişemez. Bu nedenle ikameti tehir etmek, hayır ve takva yolunda bir nevi yardımlaşmadır. Veri­lecek fasıla miktarı Tirmizî ve Hâkim in Câbir (Ra-dıyallâhü anh)'den rivayet ettikleri şu mealdeki hadiste tesbit edil­miştir.

'Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Bilâl (Radıyal-lâhü anh)'a:

«Ezanın ile İkametin arasında yemek yiyenin, yemeğini yiyebi­leceği; su içenin suyunu içebileceği; abdesti sıkışık olanın kazâ-i ha­cet edebileceği bir süre miktarınca ara ver.» buyurmuştur.'

E1-Hâfız, el-Fetih'te : 'Bu hadîsin isnadı zayıf olmakla be­raber, Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'nin hadisinden ve Se1man (Radıyallâhü anh)'in hadîsinden şahidi vardır. Bu iki hadisi Ebü'ş-Şeyh tahriç etmiştir. Übeyy bin Ka'b'ın bir hadisi de şahit durumundadır. Fakat hepsi zayıftır, tbn-i Battal: Ezan ile ikâmet arasındaki bekleme süresinin her hangi bir sınırı yoktur. Bekleme süresi, vaktin girişinin temkini ve cemâa­tin toplanması kadardır, demiştir' der.

El-Fıkh Ale'l-Mezâhib'de ezan ile ikamet arasındaki fasıla hak­kında şu bilgi verilmektedir:

Hanefi ve Şafii âlimlerine göre ezan okunduktan son­ra, dâimi cemâat toplanıncaya kadar müezzin oturmalıdır. Vaktin faziletini korumakla beraber cemâat toplanınca ikâmet etmelidir. Ak­şam namazı, bundan müstesnadır. Çünkü akşam ezanı ile ikamet arasında kısa bir ara vermelidir.

Mâliki mezhebine göre ilk vaktin faziletini korumak esastır. Ezan okunduktan sonra farzdan önce kılınması emrolunan sünnet kılındıktan sonra, gelecek cemâat beklenmeden namaz kılınmalıdır. Yalnız öğle namazında istiva gölgesinden başka kişinin gölgesi, kendişinin boyunun dörtte biri kadar uzanınca ikâmet edilmelidir. Şid­detli sıcakta bu sürenin vaktin yarısı kadar uzatılması menduptur. Tek başına namaz kılan ile mevcut cemaattan başka kimsenin gelme­si beklenmediğinde, farzdan önceki sünnet kılınır kılınmaz derhal ikâmet edilmelidir.

Hanbe1i mezhebine göre ezandan sonra sıkışık olanın, ab­desti ni bozacak; abdest almak isteyenin, abdestini tamamlayacak ve bunların, iki rek'at namaz kılacak süre kadar beklenip ikâmet edil­mesi menduptur. Akşam namazında ezan ile ikâmet arasında kısa pir ara verilmesi menduptur.'[19]



Hadîsin Fıkıh Yönü





1 — Namaz vaktinin girdiği anlaşılınca, ezan derhal okunma­lıdır.

2 — İkâmeti bir miktar tehir etmelidir. Tehir süresi hususundaki tafsilât yukarıda geçti.



714) Osman bin Ebil-Âs [20] (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir :

Peygamber {Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'İn bana yaptığı son tavsiye ezan için ücret alan bir müezzini ittihaz etmemem idi." [21]



İzahı





Bu hadîsi Ebû Dâvûd, Nesâi, Tirmizi ve e1-Hâkim de rivayet etmişlerdir.

El-Menhel yazan, bu hadîs ile ilgili olarak aşağıdaki ma'lumatı vermiştir:

«Hadisin zahiri, ezan için ücret almanın nehyine delâlet eder. Bu hususta âlimler arasında ihtilâf ve verdikleri tafsilât vardır:

1 — Ebû Hanif e ve bâzı âlimlere göre ezan okumak için ücret almak şart koşulmuş ise, bu ücret haramdır. Bunların delille­rinden birisi mezkûr hadîstir. Delillerinden birisi de îbn-i Hib-bân'in rivayet ettiği şu mealdeki hadîstir:

'Adamın birisi îbn-i Ömer (Radıyallâhü anh)'e t Ben Allah yolun­da gerçekten seni severim, demiş. İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) de Ona t Ben, Allah yolunda gerçekten senden nefret ederim, diye kar­şılık vermiş. Adam: Sübhanellah! Ben Allah yolunda seni seviyo­rum. Sen Allah yolunda bana buğzediyorsun, deyince İbn-i Ömer (Radıyallâhü anh): Evet. Çünkü sen okuduğun ezan için ücret istersin, demiştir.' Bir başka delilleri de tbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'den rivayet olunan şu mealdeki hadîstir:

'Dört şey vardır ki, onlar üzerinde ücret alınmaz. Bu şeyler: Ezan, Kur1 ar okumak, miras taksimini hesaplamak ve seri hüküm vermektir.

2 — Şâfiîler'in üç görüşü vardır. En sıhhatli kavle göre; Devlet reisi, hazineden veya kendi malından ezan ücretini ödeyebi­lir. Cemaattan olanlar veya başka şahıslar kendi mallarından ezan ücretini ödeyebilirler. İkinci görüşe göre; hiç kimsenin ezan ücretini ödemesi caiz değildir. Üçüncü görüşe göre; Devlet yetkilisi ödeyebilir, şahıslar ödeyemez.

3 — Hanbe1i mezhebine göre fahrî olarak ezan okuyacak kimse bulunursa, ücretli müezzin tutmak caiz değildir. Aksi takdir­de hazîneden nafakası ödenir.Evzâî de böyle demiştir.

4 — Mâlikiler'e göre iki görüş vardır.lbnü'1-Arabi:«Sahih kavle göre; ezan, namaz kıldırmak, şer'i hüküm vermek ve bilûmum dinî hizmetlerin ifâsı için ücret almak caizdir.Çünkü halîfe, bütün dîni hizmetlerin yöneticisi olarak ücret alır. Devlet me­murları, onun adına çalıştıkları için onun gibi ücret almaları tabiî­dir. Bunun temel delili: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in şu mealdeki hadîsidir:

-Zevcelerimin nafakasından ve atadıp-ım valinin masrafından sonra bıraktığım her şey sadakadır.» [22]



Hadîsin Fıkıh Yönü





1 — Kavmin büyüğü müezzin tutarak halkın namazlarını cema­atla kılmalarına yardımcı olmalıdır.

2 — Müezzin, ezan okumak için ücret istemem elidir. Bu husus­taki âlimlerin görüşlerini yukarıda anlattık.



715) Bilâl (Radtyaüâhü a»*)'den rivayet edildiğine göre şöyle de­miştir :

Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Seİlem) sabah ezanında tesvib etmemi emretti. Ve yatsı ezanında tesvib etmemi bana yasakladı."



716) Bilâl (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre kendisi, Pey­gamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e gelerek :

Sabah namazı (vakti) ni haber vermek istemiş de Bilâl (Radıyal­lâhü anh) 'a O uyuyor, denmiş. Bunun üzerine Bilâl (Radıyallâhü azıh) : Na­maz uykudan hayırlıdır, namaz uykudan hayırlıdır, demiş; Bunun üzerine bu cümle sabah ezanına yerleştirilmiş ve böylece (tesvîb) du­rumu sâbitleşmiştir.Zevâid'de isnadındaki râvllerln sıka olduğu, ancak onda bir inkıta' bulunduğu çünkü Said bin el-Müseyyeb'in Bilal (R.A.)'dcn hadîs dinlemediği bildiril­miştir. [23]



İzahı





Tesvib t Bir şeyi ilan ettikten sonra, tekrar ilân etmeye dönmek­tir. İkâmete de tesvib denilir. Dua etmek, ceza veya mükâfat vermek, namaza çağırmak... v.s. mânâlara da kullanılır.Bir de müezzinin

ezan içindeki = «Namaz uykudan hayırlıdır» cümlesini söylemesine denir. Hadîsteki tesvib'den maksad,bu cümleyi ezan arasında iki defa okumaktır.

Bilâl (Radıyallâhü anh)'ın ilk hadîsini Tirmizî ve Beyhaki de rivayet etmişler,Beyhaki, râvi Abdur-rahman (Radıyallâhü anh)'in Bilâl (Radıyallâhü anh) ile buluşmadığını söylemiştir.

Bilâl (Radıyallâhü anh)'in ikinci hadisini Taberâni de rivayet etmiştir.

Bilâl (Radıyallâhü anh) 'den rivayet olunan bu iki hadîsin senedinde inkıta' varsa da Ebû Dâvûd, Ahftıed, îbn-i Hibbân, Nesâî, Beyhaki ve Tahâvî'nin riva­yet ettikleri Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin hadîsin­de. Ona ezanı öğretirken şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:

•Eğer ezan, sabah namazı İçin ise, sen;diyeceksin...» Tuhfetü'l-Ahvezî yazarı, 'Tesvib bâbı'nda şöyle der: «Sabah namazındaki tesvib hakkında Enes (Radıyallâhü anh) 'den rivayet olunan şu mealdeki hadisi îbn-i Huzeyme, Dârekutnî ve Beyhaki rivayet etmişler, Beyhaki isnadınm sahih olduğunu söylemiştir.

Müezzinin sabah ezanından sonra demesi sünnettendir.» Bu

vâyet olunan başka hadîsler Nasbü'r-Râye'de mezkûrdur; Bilmiş1 ol ki; Sabah ezanında, mezkûr cümleyi okumak, Ebü Mahzûre (Radıyallâhü anh) hadîsi ve bir kısmı zikrolunan başka hadîslerle sabittir.»

El-Menhel yazan, 'Ezan bâbı'nda rivayet olunan Ebilzûre (Radıyallâhü anh) 'nin hadisiyle ilgili olarak aşağıdaki ma­lumatı vermiştir:

«Sabah ezanında tesvibin meşruluğunun aslı, TaberânI'nin de kendi senediyle rivayet ettiği gibi şudur: Bilâl (Radıyallâhü anh), Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SellemJ'e gelerek sabah na­mazı vaktini haber vermek istemiş ve Onu uyku hâliiide bulmuş­tur. Bu nedenle Bilâl (Radıyallâhü anh), iki defa:demiştir. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) de:

«Ey Bilâl! Sabah namazı İçin ezan okuduğun zaman, ezanın ara­sına şu okuduğunu yerleştir.» buyurmuştur. îbn-i Mâceh de,Taberâni nin rivayet ettiğinin benzerini S'âib.bin el-Müseyyeb tarikiyle rivayet etmiştir. Anılan bu rivayetler, Mâ1ik'in, el-Muvatta'da rivayet ettiği şu mealdeki hadîsle çeliş­mez :

'Müezzin, Ömer bin el-Hattab (Radıyallâhü anh)'a gelerek, sabah namazı vaktini haber vermek istemiş, Onu uyur görünce; demiş. Ömer (Radıyallâhü anh) de müezzine: Şu okuduğunu sabah ezanı içerisine yerleştir, demiştir.' Çün: kü Ömer (Radıyallâhü anh)'in maksadı müezzinin, bu cümleyi yersiz kullanışına itiraz etmektir. Sanki müezzine: Resûlullah (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) şu cümleyi sabah ezanı içine yerleştirmiş, sen de oraya yerleştir, demek istemiştir. Ömer (Radıyallâhü anh)'in kendiliğinden bu cümleye itiraz ettiği sanılmasın..

Yukarıda verilen bilgiler, tesvibin sadece sabah ezanında okun­masının meşru olduğuna delâlet eder. Cumhurun görüşü de budur. 1bn-i Mâceh’in rivayet ettiği (715 nolu) Bilâl (Radıyaî; lâhü anh) "in hadîsi de, cumhurun görüşüne delil teşkil eder. Tirmizi de aynı hadisi rivayet etmiştir.

Nahai, bütün namazlarda; Hasan bin Salih sa­bah ve yatsı ezanlarında tesvîbin sünnet olduğunu söylemişlerse de delilleri yoktur. Çünkü hadisler, bunun yalnız sabah ezanında meş­ru olduğuna delâlet eder.

Fecirden önce ve fecirden sonra olmak üzere, sabah namazı içirr iki ezanın meşruluğuna hükmeden âlimlere göre her ikisinde tesvîb,, yalnız ilk ezanda mı meşrudur? yoksa ikisinde de meşru mudur? di­ye âlimler arasında ihtilâf olmuştur:

Şâfiî âlimlerine göre her iki ezanda da tesvib vardır. MAIf-k î mezhebinin zahirine göre hüküm böyledir. Onların delili tes-vîbe ait rivayetlerin mutlak oluşudur. Yâni sabahın ilk ezanı kaydı yoktur.

Sübülü's-Selâm sahibi tesvîbin ilk ezana mahsus olduğuna taraf­tar olmuştur. îbn-i Huzeyme de bu görüşü savunmuştur. Nesâîve Beyhaki' nin Sünen-i Kübralanndaki rivayet de böyledir.Tahâvi' nin Ebû Mahzûre' den rivayet et­tiği hadîste Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in kendisine ilk ezanda tesvib okunmasını öğrettiği bildirilmiştir.

Hulâsa dört mezheb imamı, sabah ezanında tesvîb ile hükmet­mişlerdir. Sabah namazı için bir ezan okunur, diyenler ile iki ezan okunur, diyenler arasında bir ayrılık yoktur. [24]



Hadîslerin Fıkıh Yönü





1 — Sabah ezanında tesvîb, meşrudur.

2 — Yatsı namazında tesvib, yasaktır. Diğer namazlar, uyku vaktine rastlamadığı için, bunlara âit ezanlarda, tesvîb söz konusu değildir.



717) Ziyâd bin el-Hâris[25] es-Sudâî (Radtyallâhü anA)'den rivayet edil­diğine göre şöyle söylemiştir:

Ben, bir yolculukta Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in beraberindeydim. Bana emretti. Ben ezan okudum, sonra Bilâl (Ra-dıyallâhü anh) ikâmet etmek istedi. Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Sudâ'nın kardeşi ezan okumuştur. Kim ezan okursa o ikâmet eder.» buyurmuştur. [26]



İzahı





Bu hadisi Ahmed, Tirmizi, Ebû Dâvûdve Beyhaki de rivayet etmişlerdir. îsnâdındaki râvilerden e1-îfrîki (Abdurrahman bin Ziyâd)' nin zayıf olduğu Yahya bin Sa'd, el-Kattan ve Ahmed tarafın­dan söylenmiş ise de, Buhâri sıka olduğunu beyânı ile onun durumunu kuvvetlendirerek mukâribü'l-hadîs olduğunu söylemiştir. Tirmizi de: tüm ehlinin ekserisinin uygulaması, ezan okuyan tarafından ikâmet edilmesidir, demiştir. Sindi: 'Âlimlerin bu hadîsi kabul ederek uygulamaları hadîsi takviye eden nedenlerden­dir. Bu sebeple hadîs delîl olmaya elverişlidir. Onun için Ebû Dâvûd hadîsin zayıflığı hakkında bir şey söylememiştir1, demiştir.

Ebû Davud'un sünenindeki rivayet daha uzundur. Bu rivayet meâlen şöyledir: «Ziyâd bin el-Hâris es-Südâî'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:

Sabah namazı İçin birinci ezan vakti gelince Peygamber (Sallal­lahü Aleyhi ve Sellem) bana emretti. Ben de ezan okudum. Sonra ben : Yâ Resûlallah ikâmet edeyim demeğe başladım. Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem) de her söyleyişimde doğu tarafına fecre bakıyordu ve: -Hayır (ikâmet etme)» buyuruyordu. Nihayet fecir doğunca Peygamber (Salalllahü Aleyhi ve Sellem) abdestini bozma­ya gitti sonra yanıma dönüp geldi. Bu arada geride kalan sahâbıler de yanımızda toplanmış oldular. Peygamber abdest aldıktan sonra Bilâl (Radıyallâhü anh) ikâmet etmek istedi. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Ona: «Südâi'nin kardeşi ezan okudu. Kim ezan okursa o ikâmet eder» buyurdu. Ziyâd dedi ki: Bunun üzerine ben ikâmet ettim.»

Bu hadisin zahirine göre kim ezan okursa onun ikâmet etmesi gerekir.

Ebû Dâvûd, Ah me d ve Beyhaki' nin rivayet et­tikleri Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh)'in hadî­sine göre :

Abdullah, rüyasında ezanı görüp Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e gelerek haber verince Peygamber Abdullah'ın gördüğü ezanı Bilâl (Radıyallâhü anh)'a telkin etmesini emretmiş. O da tel­kin yapmış. Bilâl de ezan okumuştur. Sonra Abdullah Peygamber'e: Ezanı ben rüyamda gördüm, ben okumak isterdim, demiş. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) dei -O halde sen ikâmet et» buyur­muştur.

Bu hadisin zahirine göre bir şahsın ezan okuması ve başkasının ikâmet etmesi caizdir. Bunun câizliği hususunda âlimler ittifak etmiş­lerdir. Ancak hangisinin daha iyi olduğu hususunda ihtilâf etmiş­lerdir. Şöyle ki:

Ebû Hanife, Mâlik, Ebû Sevr ve Hicaz ile Küfe halkının ekserisi Abdullah bin Zeyd (Radı­yallâhü anh)'in hadisinin zahirini tutarak: Ezan okuyanın ve baş­kasının ikâmet etmesi arasında bir fark yoktur, demişlerdir.

Şafiî ler ve Hanbeliler Ziyâd bin el-Hâris' in hadîsini delil göstererek : Ezan okuyanın ikâmet etmesi ev­lâdır, demişlerdir. Bunlar: Abdullahbin Zeyd (Radıyal­lâhü anh)'in hadîsinde sened ve metin bakımından ihtilâf vardır. Zivtid' in hudisi sonetl bukımıncUuı Abdullah (Radıyiiİlâliıı uııhJ'm hadisinden daha sağlamdır. Diğer taraftan Abdu11ahin hadisi ezan'ın meşru kılındığı hicretin ilk senesi Duyurulmuştur.Ziyâd'ın hadisi kesinlikle bundan sonradır. Târih bakımından sonra olan hadîsi tutmak evlâdır,' demişlerdir.

En-Neyl yazarı: Ziyâd'in hadîsi târih bakımından Abdu1lah' in hadîsinden sonra olmamış olsaydı bile bu hadîs Ab­dullah'a mahsustur denilecekti. Sebebi ise, kendisinin ezan rüyasını görmek meziyetidir, demiştir.

Yukarıda beyan edilen husus, ezanın bir kişi tarafından okun­ması hâline mahsustur. Eğer bir kaç kişi beraber ezan okurlarsa du­ruma bakılır. Şayet aralarından ikâmet için birisini seçerlerse mese­le yoktur. Eğer bunda ittifak edemezlerse aralarında kur'a çekilir.

Şayet bir kaç kişi ardarda ezan okurlarsa bakılır, eğer ilk oku­yucu görevli müezzin ise veya dâimi müezzin yoksa ilk okuyucu ikâ­met eder. Şayet daimî müezzin bulunur da kendisinden önce ezan oku­yan olmuşsa en sıhhatli kavle göre dâimi müezzin ikâmet etmelidir.

Bütün bu şıklarda ikâmet etmesi evlâ olandan başkası ikâmet edecek olursa, sahih kavle göre onun yaptığı ikâmet geçerlidir. [27]



4 — Müezzinin Ezan Okuduğu Zaman Söylenecek Sözler Babı





718) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine göre: Resûlıülah (Sallallakü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

«Müezzin ezan okuduğu zaman, siz onun söylediğinin mislini söy­leyiniz.Zevâid'de : Ebû Hüreyre (R.A.)'nin bu hadisteki isnadı KÜtüb-i Sitte sahiblerinin kitablannda tahriç ettikleri gibi, «Zühri'den, O da Atâ'dan, O da Ebû Saîd'den» olmak Üzere bilinmiş ve hıfzedilnuştir. Ahmed, müsnedinde bunu Ali ve Ebû Râfi' hadisinden; Bezzâr da, müsnedinde Enes'in hadisinden rivayet et­mişler, denilmiştir. [28]



İzahı





Telhiste bildirildiğine göre bu hadîsi Tirmizî, İbn-i Hibbân ve el-Hâkim de Ebû Hüreyre (Radıyal-lâhü anhJ 'den rivayet etmişlerdir. Buradaki senede göre 1bn-i Şihâb, Said bin el-Müseyyeb aracılığıyla Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh)'den rivayette bulunmuştur. Notta belirtildiği gibi Kütüb-i Sitte sahipleri îbn-i Şihâb'm Atâ' aracılığıyla Ebû Saîd-i Hudri' den aynı mealdeki hadî­si rivayet etmişlerdir. Bunların rivayet ettikleri hadîsin lafzı süneni-mizde 720 numarada geçmektedir. Hadis metninin izahı orada gele­cektir.



719) «Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'ın zevcelerinden* Ummii Habîbe (Radıyallâkü anh)'den rivayet edildiğine göre ;

Kendisine âit gün ve gecede Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem) onun yanında bulunduğunda müezzinin ezan sesini işittiği za­man; Ümmü Habîbe (Radıyallâhü anhâ), Resûlullah (Sallallahü

Aleyhi ve SellemJ'den müezzinin okuduğunu tekrarladığını işitmiş-tir.[29]



İzahı





İbn-i Huzeyme, el-Hâkim ve Tahâvî' nin de rivayet ettikleri bu hadîs de, müezzinin ezan sesini işiten kişinin ezan cümlelerini tekrarlamasının meşruluğuna delâlet eder. Konu hakkında geniş izahı bundan sonraki hadîsin açıklaması bahsinde gö­receksiniz.



720) Ebû Said-i Hudrî (Radtyallâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Ezan sesini işittiğiniz zaman siz de müezzinin dediği gibi de­yiniz.» [30]



İzahı





Bu hadîsi Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi, ayrıca Mâlik, Beyhâkî ve Tahâvî rivayet etmişlerdir.

El-Menhel yazarı, hadisin açıklamasıyla ilgili olarak şöyle der: «Hadîsin zahirine göre müezzine sözle icabet (yâni dediğini tek­rarlamak) ezan sesini işitene mahsustur. Buna göre müezzini ezan yerinde görüp ezan okuduğunu bilip de, uzaklık veya sağırlık gibi bir nedenle sesini işitmeyen kişinin sözle icabet etmesi istenmez.

Hadîsin: «...Müezzinin dediği gibi...» tâbiri, müezzinin ezandan bir cümleyi bitirince, işitenin o cümleyi tekrarlamasının matlub olduğuna delâlet eder. Yâni müezzinden önce veya onunla beraber cüm­leleri okumamalıdır. Müezzini takip etmelidir.Tahâvî' nin Ümmu Habibe ((Radıyallâhü anh)'den rivayet ettiği şu mealde­ki hadis de bu durumu te'yid eder:

«Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), Ümmü Habîbe (Ua-dıyallâhü anhâ)'nın yanında bulunurken, müezzinin sesini duydu­ğu vakit müezzinin sükut ettiğini tekrar buyururlarmış.»

Hadîsin zahirine göre işitmeci, müezzinin okuduğu bütün cüm­leleri hatta;leri tekrarlar. Fakat Ömer (Radıyallâhü anh) 'in hadîsi; cümlelerini bundan istisna eder. Çünkü Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsinde :

«Ezan sesini işiten kişi; cümlelerini işittiği zaman der.» buyurulmuştur. Ömer (Radı-

yallâhü anh) 'in hadîsini Müslim, Ebû Dâvûd, Beyhakî ve Nesâi rivayet etmişler; Buhâri de bunun benzerini

Muâviye (Radıyallâhü anh)'den rivayet etmiştir. Cumhurun mezhebi de budur.»

Tuhfetü'I-Ahvezî yazan, bu bâbta şöyle der: Aliyyü'1-Kârî, el-Mirkât'ta: Ezan sesini işiten kişi, müez-zinin dediği gibi söyler. Ancak;lerde:der. Sabah ezanında müezzin, dediğinde, onu işiten kişi := «Doğru söyledin. Bol hayır kazandın ve hakkı söyledin.» sözüyle karşılık verir, demiştir.

E1-Kâri' nin :larla ilgili istisnası doğrudur.

Çünkü Ömer (Radıyallâhü anh)'in hadîsi bana delildir. Ama sabah ezanındaki mezkûr söz ise, buna delâlet eden bir hadîse ben rastlamadım.Muhammed bin îsmâil el-Emir,Sübülü's-Selâm'da i Sabah ezanındaki tesvibe; sözüyle karşılık verileceği söylenmiştir, der. Bu bir istihsandır. Mutemed bir sünnete dayanmaz.»

El-Menhel yazarı şöyle der:

«Usul âlimlerinin bir kısmı: Umûmi ve husûsi delillerin arası­nı bulmak mümkün olduğu zaman hepsini işletmek gerekir, demiş­lerdir. Öyleyse ezan sesini işiten kişinin; leri tekrarlama­sının ve sonra; duasını okumasının müstehabhğı niçin söylenemesin? Böyle hükmedilince ezan icabeti ile ilgili umûmî ha­disler ve; denilirken; duasının okun­masını emreden hususî hadisler ile amel edilmiş olur namaza ve felaha bir çağrıdır. Bu çağnyı işiten kişinin kendi nef­sini davet etmesi, sonra da; sözünü söylemesi sakıncalı değildir.

Yine hadîsin zahirine göre müezzinin sabah namazında okudu­ğu; cümlesini işiten, aynısını tekrarlayacak­tır. Bâzı âlimler: Bu sözü işiten kişi duasını okur, de­mişlerdir. Lâkin sünnette delilleri yoktur.Nevevî, bu husus­taki ihtilâfı naklettikten sonra: 'Bu cümleyi işiten kişi; sözünü söyler. Bâzıları:denmemelidir, demiştir.

Demiri' nin dediğine göre İbnu'r-Hif'a bu hususta bir haberin vârid olduğunu iddia etmişse de böyle bir haber tanınma­maktadır.

Hadîsin zahirine göre abdestsizlik, .cünüblük, hayızlık halleri dâ­hil, her durumda müezzine icabet edilir. Çünkü icabet Allah'ı an­maktır. Her mü'min, Allah'ı anmalıdır.- Ancak abdest bozarken ve­ya cinsî münâsebette bulunurken ezan sesini işitenler, bilâhere ica­bet ederler.

Namazda iken ezan sesini işitenin icabeti hususunda âlimler ihti­lâf etmişlerdir :

Şâfiîler ile Hanbelîler'e göre farz olsun nafile ol­sun, namaz esnasında ezana icabet yoktur. Eğer icabet edip «Hayye Ale's-Salâ» veya «Essal ütü Hayrün...» derse namazı bozulur. Şâ-fiî1er' e göre namazda olduğunu ve bu sözün insana bir hitab° olduğunu bilirse namaz bozulur. Aksi takdirde namazı bozulmaz.

Hanef iler'e göre farz olsun nafile olsun namazda ezana, icabet edilmez.

Namazda ezana icabet edilmeyeceğine hükmedenler, namaz bi­tince icabet edileceğini söylerler.

Namazda ezana icabet edilmemesinin delili,Buhârî ve Müslim'in İbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anhî'den mer-fu' olarak rivayet ettikleri şu mealdeki hadîstir: «Şüphesiz namazda meşguliyet vardır.» Yâni, namazda matlub olan amellerle meşgul ol­mak ve başka şeylerle meşgul olmamak gerekir. Peygamber (Sallal-lahü Aleyhi ve Sellem)'in namazdayken verilen selâma icabet etme­yi yasaklaması ezana icabet etmenin yasaklığını te'yid eder. Çünki: verilen selâmı cevablamak müezzine icabet etmekten daha önemli­dir. [31]



Îcâbetin Hükmü





Hadîsin zahirine göre ezana icabet etmek vâcibtir. Hanefi-ler, Mâ1ik' in arkadaşlarından İbn-i Veheb ve Za­hiriye mezhebine mensup âlimler, icabetin vücûbuna hükmet­mişlerdir. Delilleri de bu ve benzeri hadîslerdir.

Mâlik, Şafii, Ahmed ve fıkıhçıların cumhuruna göre ezan icabeti ile ilgili emir istihbab içindir.Tahavi de bu kavli seçmiştir. Emri, vücubtan müstahablığa döndüren delil, Müs­lim ve Tahavi' nin Alkarna tarikinden Abdullah' tan rivayet ettikleri şu mealdeki hadîstir:

'Biz, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in yolculukların­dan birisinde onun beraberindeydik. Bir müezzinin: «AUahu Ekber» sesini işitince Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -O, fıtrat üzerindedir.» buyurdu. Müezzin şehâdet kelimelerini söyleyince, Re­sûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) : -Ateşten çıktı.» buyurdu. Biz acele ederek ezan okuyanı tanımak istedik. Baktık ki, koyun gü­düyor. Namaz vaktine yetiştiği için ezan okumuş.»

Tahavi: İşte Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), ezan sesini işitmiş de, dediğinden başka bir şey buyurmuştur. Bu olay, icâbet emrinin vücub için değil, müstahablık için olduğuna delâlet eder, demiştir.

Ezan sesini işiten kişi Terci' yapacak mı?

Hadîsin zahirine göre yapacaktır. Çünkü tercî1 de müezzinin söy­lediği sözlerden birisidir.Nevevî: En ihtiyatlısı ve en kuvvet­lisi, işitenin terci' yapmasıdır, demiştir.

Birkaç müezzin birden ezan okursa, kişi hepsinin sesini işittiği zaman yalnız ilk işittiğine mi icabet edecek? Yoksa başka türlü mü icabet edecek? Bu hususta selef arasında ihtilâf bulunduğu, Kadı Iyâz tarafından bildirilmiştir. Nevevi: Ben, bu hususta ar­kadaşlarımızın bir sözüne rastlamadım. Mesele çeşitli şekillere muh­temeldir. Tercihe şayan şudur ki; İcabet, sünnet-i Müekkededir. Terkedilmesi mekruhtur. Çünkü sahih hadîsler, icabeti açıkça emret­mişlerdir. Bu emir, ilk ezana mahsustur. Çünkü emir, bir şeyin tek­rar tekrar yapılmasını gerektirmez. Ama fazilet ve sevabın aslı, ilk ezana icabet etmeye mahsûs değildir.»



721) Sa'd bin Ebî Vakkas (Radıyallâhü ankyden rivayet edildiğine göre, Resûlullah (Salallahü Aleyhive Sellem), şöyle buyurdu demiştir:

«Müezzinin sesini işittiği zaman kim :

«Ben de şahadet ederim ki Allah'tan başka ibâdete lâyık hiç bir ilâh yoktur. O, birdir. Ortağı yoktur. Ve şahadet ederim ki, Muhammed. Onun kulu ve Resulüdür. Ben, Allah'ı Rab olarak, İslâmi yeti din olarak ve Muhammedi Peygamber olarak seçtim. Buna razı oldum.» derse günahı bağışlanır.» [32]



İzahı





Bu hadisi .Müslim, Ebû Dâvûd, Nesâi el-Hâ-kim, Tahavî ve Beyhakîde rivayet etmişlerdir.Tirmizi de rivayet ederek hasen - sahîh garib olduğunu söylemiştir.

Hadisin zahirine göre, müezzin ezan okurken şahadet kelimele­rini söyleyince, sesini işiten kişi bu zikri okur. Ezan bittikten sonra, anılan zikrin okunmasının matlub olması da muhtemeldir. Zira din­leyici, ezan esnasında bu zikirle meşgul olunca bâzı ezan cümleleri­nin icabetini kaçırmış olabilir.

Yukarıdaki zikrin meali altma alınmıştır. «Ben Allah'ı Rab ola­rak...» fıkrasının mânâsı şudur: Ben, Allah'ı Rab olarak seçtim. Onunla yetindim, başkasını istemedim, bütün kaza ve kaderine râ zı oldum. Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in bana ve bütün mükelleflere Resul olarak gönderilmesine râzi ol­dum. Onun getirdiği îslâm dininin usûl ve fürua âit bilumum hüküm­lerine razı oldum. Emirlerine uymayı, yasaklarına saygılı olmayı ka­bullendim.



722) Câbir bin AbdiHah (Ensârî) (Radıyaltâhü anh)'âen:

Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyur­du ki.

«Ezan sesini işitince :

'Kıyamete dek dimdik duracak olan namazın ve şu mükem­mel davetin Rabbı olan Allah'ım. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e vesile ve fazilet ver; Ve Onu vâdettiğin Makamı Mah-mud'a gönder.' duasını diyen hiç kimse yoktur ki, kıyamet günü onun için şefaat etmek vâcib olmasın.» [33]



İzahı





Bu hadîsi Buhârî, Nesâî, Ebû Dâvüd,Tabe-rânî, Beyhakî, îbn-i Hibbân, îbn-i Huzeyme ve Tahavî de rivayet etmişlerdir.Tirmizî de rivayet ede­rek sahih - hasen garib olduğunu söylemiştir.

Da'vet: Asıl mânâsı talebtir. Burada maksad, ezandır. Çünkü ezan, Allah'a ibâdet etmek için bir çağrı ve talebtir.

Rabb: Mâlik, efendi, sahib, nimet verici ve yetiştirici mânâla­rına gelir. Burada : «Sahip» mânâsı kasdedilmiştir.

Ezan daveti, burada tam ve mükemmel olarak vasıflanmıştır. Çünkü bu da'vette, Allah ve Resulüne övgü var. Allah'a ibâdet et­meye çağrı bulunur. Allah'ın ortağının olmadığı bildirilir. Diğer ta­raftan bu davette tağyir ve tedbil olamaz. Bilâkis o, kıyamete kadar bakidir. Onun için şeytanlar şâir ibâdetlerden pek kaçmazken, ezan sesini işitince hızla kaçarlar.

Duadaki «Kaime» kelimesini «Kıyamete dek dimdik duracak olan...» diye terceme ettik. Menhel yazarı, bu kelimeyi şöyle açık­lamıştır : «Yâni hiç bir milletin değiştiremiyeceği ve hiç bir şeria­tın iptal edemeyeceği...» Çünkü gökler ve yer devam ettikçe, namaz ibâdeti devam edecektir. Salât-ı Kâime'den maksad, ezanla çağırılan namazdır.

Vesile: Bu kelime, aslında vasıta ve aracı demektir. Burada on­dan maksad, Cennet'in en yüksek makamıdır. Bâzıları, bununla kı­yamet günündeki en büyük şefaatin kasdedildiğini söylemişlerdir. Bâzıları da: Vesile A'lâyı îlliyyîn'de bulunan iki kubbenin adıdır. Birisinde Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem), diğerinde Ib-rahim (Aleyhi's-Selâm) duracak, demişlerdir. Fakat, Müslim, Nesâi, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve başkalarının Abdul­lah bin Amr bin e1-Âs'dan rivayet ettikleri uzun bir hadiste, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ez cümle şöyle bu­yurmuştur :

«Ezan işittiğiniz zaman, müezzinin dediğini söyleyin. Sonra bana salât edin... sonra benim için Allah'tan vesile isteyin. Çünkü vesi­le, Cennet'te öyle bir makamdır ki, Allah'ın kullarından yalnız biri­sine lâyıktır...»

Bu hadîs, ezandan sonra okunan duada, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) için istenen vesile ile neyin kasdedildiğini açıkla­mıştır.

Fazilet , Noksanlığın karşılığıdır. Burada, bütün mahlûkatm mertebelerinden üstün bir mertebe kaydedilmiştir. Buna göre fazi­let vesile ile »ş anlamlıdır. Fazilet ile başka bir makamın kaydedil­miş olması muhtemeldir.

Duadaki «Makâm-ı Mahmud- ile, kıyamet günü Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in yapacağı şefaatin murad olduğu, âlim­lerin ekserisince beyan edilmiştir. îbn-i Hacer-i Heytemİ: Ezan duâsmdaki Makâm-ı Mahmud ile Ahiretteki şefaatin kasdedilmiş olmasına âlimler ittifak etmişlerdir, demiştir. Fakat (İsrâ sûresinin 79.âyetinde geçen);

Nazm-ı CeHTindeki Makamı Mahmud ile kasdedilen mânâ hakkında bir kaç yorum vardır. En meşhur kavle göre bununla da büyük şefaat kasdedilmiştir.

Duanın sonunda gecen; fiili; «helâl oldu» anlamın­da değildir. Çünkü ezandan sonra bu duayı okumayan mü'min için de Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'in şefaat etmesi helâl­dir. Bu nedenle mezkûr fiil: Vâcib oldu, diye terceme edildi. Nite­kim Tahavî' nin îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) 'dan olan rivayetinde, bu fiil yerine; «vâcib oldu» fiili geçmektedir. Mezkûr fiil; masdanndan alınma olabilir. Bu takdirde cümlenin mânâsı: Şu duayı okuyan için şefaat etmek vâ­ki olmuştur, olur. Şefaatin yapılacağı muhakkak olduğu için mazi fiili kullanılmış olur. Yani, muhakkak ona şefaat edilecektir.

Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in, ümmetinden mez­kûr duayı istemesinin sebebine gelince; bu duâ ile ümmet, ecir ve. se-vab kazanmış olur. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) 'e karşı beslenen üstün saygı ve sevgi dile getirilmiş olur. Peygamber (Sal­lallahü Aleyhi ve Sellem)'in makam ve mertebesinin daha da yüce) mesi için Allah'a niyaz edilmiş olur. Duâ talebi, Peygamber (SallaJ-lahü Aleyhi ve Sellem)'in üstün tavâzuunun bir ifadesidir. [34]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Misafir
Misafir



MesajKonu: Geri: EZAN BÖLÜMÜ   Salı Mayıs 04, 2010 12:46 pm




5 — Ezanın Fazileti Ve Müezzinlerin Sevabı Babı





723) Abdurrahman bin Abdillah bin Abdirrahman bin Ebî Sa'saa[35] (Radtyallâhü anhüm)'6en rivayet edildiğine göre:

Babası (Abdullah) Ebû Saîdt-i Hudrî Radıyallâhü anh) bana şöyle söyledi demiştir:

-Babası, Ebû Said'in kucağında yetişmişti.»"

(Ey Abdullah!) Sen kırlarda olduğun zaman yüksek sesle ezan oku. Çünkü ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i şöyle bu­yururken işittim:

«Müezzini İşiten hiç bir cin, insan, ağaç, taş yoktur ki, (kıyamet günü) ona şahitlik etmesin.»"

Bu hadîsi Buhâri ve Nesâi de az bir lafız farkıyla ri­vayet etmişlerdir.



724) Ebû Hüreyre (Radtyallâhü anh)'den :

Şöyle söylemiştir: Ben, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) i şöyle buyururken işittim:

«Müezzine, sesinin sonu kadar (veyahut), sesinin yetiştiği yer kadar mağfiret olunur. Yaş ye kuru her şey onun için istiğfar eder. Çağırdığı cemâat namazında hazır bulunana da yirmibeş hasene ya­zılır ve iki namaz arasındaki günahları bağışlanır.» [36]



İzahı





Bu hadîsi Ahmed, EbûDâvûd, îbn-i Huzeyme, lbn-i Hibbân ve Beyhaki de az lafız farkıyla rivayet etmişlerdir.N esâî de ilk iki cümleyi rivayet etmiş, daha sonra da şu mealde bir fıkrayı nakletmıştir:

«Müezzine, çağrısı üzerine namaz kılanların sevabının bir misli vardır.»

Hadîsin; lafzı, çeşitli şekillerde yorumlanmıştır, El-Menhel yazarı, bu yorumlan şöyle sıralamıştır:

1 — Bu lafzın mânâsı, müezzinin sesinin nihayetidir. Buna gö­re cümlenin mânâsı şöyle olur: Müezzin, ezan sesini yükseltmek uğ runda olanca gücünü harcadığı zaman mağfiretin en mükemmelin; istemiş olur.

2 — Bu sözün teşbih ve temsil vechi üzerine geldiğini söyleyen­ler de vardır. Buna göre mezkûr lafzın mânâsı, müezzinin sesinin ye­tiştiği yerin nihayetidir. Bu takdirde cümleden kasdedilen mânâ şu­dur: Müezzinin sesinin yetiştiği yerin nihayeti takdir ve tesbit edil­se ve müezzinin bulunduğu yer ile tesbit edilen sınır arasındaki me­safe, onun günahı ile dolup tassa, Allah bağışlayacaktır.

3 — Bâzıları:Bu lafızla müezzinin sesinin yayıldığı bölge kas-dedilmiştir ve cümlenin mânâsı şudur, demişlerdir: Müezzinin se sinin yayıldığı bölge içinde işlemiş olduğu günahlar bağışlanır.

4 — Mezkûr lafzın mânâsı üçüncü maddede belirtildiği gibidir. Cümle ile kasdedilen mânânın şöyle olduğu da söylenmiştir: Ezan sesinin yayıldığı bölgede bulunanların günahları, müezzinin şefaat t ile bağışlanır.

5 — Müezzinin sesini işiterek çağırdığı cemâat namazında ha­zır bulunanların günahları, müezzinin daveti için bağışlanır.

«Yaş ve kuru her şey onun için istiğfar eder.» fıkrasındaki istiğ­far yerine şahadet geçer. Buna göre her şey, müezzin için âhiret gü--nü güzel şâhidlik edecektir.Nitekim Buhâri' nin Ebü Saîd (Radıyallâhü anh)'den edilen rivayette söz konusu şahitliğin kıyamet günü olacağı tasrih edilmiştir.

Mezkûr şahadet hakkında ihtilâf edilmiştir:

E1-Hâfız'm, el-Fetih'te îbn-i Bezîze' den naklen beyan ettiğine göre işitmek, şahitlik ve teşbih etmenin ancak diriler­den meydana gelebileceği, alışılan bir gerçektir. Acaba yaş ve kuru her şeyin şahitliği burada hal lisanı ile midir? Çünkü bütün varlık­lar hal lisanı ile yaratıcısının büyüklüğünü ifâde ederler. Yoksa bu şahitlik zahirine göre midir? Yâni bildiğimiz mânâdaki şahitlik mi­dir? Allah Teâlâ'nın bütün varlıklarda hayat ve konuşma kabiliye­tini yaratması, aklen muhal değildir. Yâni Allah, buna kadirdir.'

Doğrusu şudur ki hayvanlar, bitkiler ve bilûmum cansızlar da bir bilgi, idrak ve teşbih durumu mevcuttur.

Aşağıdaki âyetler bunu ispatlar:«...ve yine şüphesiz taşlardan öylesi vardır ki, Allah korkusundan aşağıya düşü-verir.[37]

hiç bir şey yoktur ki Allah'a hamd ile teşbih etmesin. Fakat siz, on­ların teşbihlerini anlıyamazsınız.[38]

Bağavi: Ehli sünnetin mezhebi budur. Kurt, sığır ve baş­ka hayvanların konuşma olayları da buna delildir, demiştir.

Müslim'in Câbir bin Semure (Radıyallâhü anh); den merfu' olarak rivayet ettiği:

= -Şüphesiz bana selâm veren bir taşı şu anda tanırım.» hadîsi de bu görüşü te'yid eder. Keza Buhâri ve Müs1im ' in ri­vayet ettikleri Cehennem ateşinin :

= «Benim bir kısmım, diğer bir kısmımı yedi.» sözü de buna bir delildir.

Mezkûr şahadetteki hikmet ise kıyamet günü kendisi için şa­hitlik edilecek zâtın derecesinin yüksekliği ve mertebesinin yüceliği ile iştihar etmesidir. Allah, kıyamet günü, bâzı kimseleri şahitlerle rezîl kılacağı gibi, sevdiği bâzı kullarını da güzel şahadetlerle yücel­tecektir.

Ezan sesini duyan kimsenin gidip cemaatla kıldığı namazdan do­layı kendisine yirmi beş hasene yazılacağı hadîste bildirilmiştir. Ebû Davud'un rivayetinde bu adama yirnıibeş. namazın se­vabının yazılacağı bildirilmiştir.

Cemâate giden kişinin cemaatla kıldığı iki farz namazı arasın­daki günahlarının bağışlanacağı bildirilmiştir. Hadîsin zahirine gö­re bütün günahları bağışlanır. Bâzı âlimler, bu müjdenin küçük gü­nahlara has olduğunu söylemişlerdir. [39]



Hadîsin Fıkıh Yönü





1. Ezanı yüksek sesle okumak müstahabtır. Çünkü yüksek ses­le okunan ezan günahların bağışlanmasına ve varlıkların şâhidlik etmesine vesile olur. Keza namaza gelmeye bir davet ve emirdir. Ne kadar çok kişiye duyurulursa sevabı o kadar fazla olur. Yalnız sağ lığa zarar verecek derecede zorlanarak bağırmak hatalıdır. Nitekim Ömer (Radıyallâhü anh) Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin çok yüksek sesle ezan okuduğunu görünce: «Karnının pat­lamasından korkmadın mı?» demiştir.

2. Allah rızası için ezan okuyanın âhirette şanı yücedir.

3. Cemaatla namaz kılmanın fazileti yücedir.

4. İki farz namaz cemaatla kılındığı takdirde aralarındaki za­man içinde işlenen hatâlar bağışlanır.



725) Muâvİye bin Süfyân (Radtyallâhü anhümâ)'âan :

Şöyle demiştir: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyur­dular ki i

«Müezzinler, kıyamet günü boyunları en uzun olan insanlardır.» [40]



İzahı





Bu hadîsi Müslim de rivayet etmiştir.Nevevi, ha­dîs ile kasdedilen mânâ hakkında selef ve halef âlimlerinin ihtilâf ettiklerini söyleyerek verilen mânâları şöyle açıklamıştır: Bâzı âlim­ler : 'Bunun mânâsı, müezzinlerin herkesten fazla ilâhî rahmete özen-meleridir. Çünkü bir şeye çok özenen kimse onu görebilmek için boynunu uzatır. Bu özeniş ve görebilme gayreti, müezzinlerin göre­cekleri sevabın çokluğuna delâlet eder.1 demişlerdir.

En-Nadr- bin Şümeyl: 'Kıyamet günü insanlar ter­ler içerisinde boğulurken ter ve keder müezzinlere eziyet vermeye­ceğinden kinaye olarak boyunlarının uzunluğu bildirilmiştir, demiş­tir. Bâzıları da hadîs müezzinlerin kıyamet günü başkan ve efendi oluşlarından kinayedir. Çünkü araplar, büyük adamları boyun uzun­luğuyla vasıflandırırlar, demişlerdir.

Hadîsin mânâsı, kıyamet günü müezzinlerin etbalarının çok ola­cağıdır, diyenler olmuştur.

Ibnü'l-Arabî: Hadîsin mânâsı müezzinlerin amellerinin herkesinkinden daha fazla olmasıdır, demiştir.

Hadiste geçen «A'nâk» kelimesi «Unuk»un çoğuludur. Boyunlar demektir.

.Kadı Iyâz ve başkasının dediğine göre bâzı râviler bu kelimeyi «İ'nâk» olarak rivayet etmişlerdir. Bu kelimenin mânâsı hız­lı gitmektir. Buna göre hadîsin mânâsı:

'Kıyamet günü müezzinler herkesten hızlı olarak cennete gire­ceklerdir* olur.



726) Ibn-i Abbâs (RadıyallLhü akümâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir :

-En seçkinleriniz sizin için ezan okusunlar ve Kur'an-ı en çok belleyenleriniz size namaz kıldırsın. [41]



İzahı





Bu hadîsi Ebû Dâvûd da rivayet etmiştir.

Hadiste geçen «En,seçkinleriniz...» tabiriyle din işlerinde en çok muhafazakâr olanlar Jrasdedilmiştir. Müezzinler yüksek minarelerin üstüne çıkarak ezan okudukları için cami çevresindeki bir çok evin avlu ve mahrem yerlerini buralarda bulunan nâmahrem kadınları ve ev halkını görebilirler. Minareden cami çevresindeki evlerin mah­rem yerlerine bakmayacak muhafazakâr insanların ezan okumak­la görevlendirilmeleri burada tavsiye edilmiştir. Müezzinlerin çok dikkatli olmaları gereken diğer bir husus da namaz vakitleridir. Bu vakitlere âzami itina gösterebilmeleri ve ihtiyatlı davranarak müs lümanların namazlarının ifsadına sebebiyet vermemeleri için takv.V sahibi ve muhafazakâr olmaları öngörülmüştür.

Hadisin zahirine göre Kuran-1 en çok belleyen kişi kendi­sinden daha âlim olan adama tercihen imamlığa liyakatlidir.

El-Menhel yazarının belirttiği gibi Kur'an-1 en çok bej[le-yen'in öncelikle imamlığa liyakati onun namazla ilgili şer'î hüküm­leri bilmek şartına bağlıdır. Bu sahada âlim olmadığı takdirde önce­liği yoktur.

Tercemede: -Kur'anı en çok belleyenleriniz...» diye açıkladığı­mız «Kurrâ» kelimesi «Karî'»in çoğuludur. Kari': Okuyucu demektir. Burada kasdedilen mânâ hakkında çeşitli yorumlar mevcuttur, •El-Menhel yazarı «İmamlığa en liyakatli olan» babında yapılan yo­rumları şöylece sıralamıştır:

1 — Kur'an-ı en çok belleyeniniz...

2 — Kur'an-ı en güzel okuyanınız ve hükümlerini en iyi bileniniz... ikinci yoruma göre ezber'in çokluğu ve azlığı imamlık için bir ölçü değildir.

3 — Fıkıh hükümlerini en iyi bileniniz... Üçüncü yorumu ter­cih edenler mesned olarak şöyle demişlerdir : Ashâb-ı kirâm'ın du­rumları dikkate alındığı zaman onların en kuvvetli Akıncılarının Kur'an-1 daha iyi okudukları anlaşılır. O halde en iyi okuyu­cu tabiriyle en kuvvetli âlimler kasdedilmiştir. Bunun içindir ki îbn-i Mes'ud (Radıyallâhü anh) :

'Birimiz Kurandan bir sûre bellediği zaman o sûredeki helal ve harama ait hükümleri vesâir bilgileri iyice kavramadıkça başka bir sûreyi bellemeye geçmezdi demiştir, tbn-i Ömer (Radıyallâhü anh) de:

'Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e nazil olan her sûre'-deki emirleri, yasakları, helâl ve haramı mutlaka biliriz,* demiştir.

Hadîs, Kur'an kıraatıyla meşgul olmanın yüceliğini,Kur'an öğrenimi ve öğretiminin faziletini ve Allah kelâmının azametini bil­dirmektedir.



727) İbn-i Abbâs (Radtyallâhü ahümâ)'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur :

«Sevâb isteğiyle yedi sene müezzinlik yapan adam için cehennem ateşinden bir beraat yazılmış olur.Tirmizî de bu hadîsi rivayet ederek : Âlimler Câbir bin Yezld el-Cu'fi'yi zayıf saymışlar, Yahya bin Saİd ve Abdurrahman bin Mehdi onu terketmişler, di­ğer taraftan Vekl'in : Câbir el-Cu'fi' olmasaydı Küfe halkı hadissiz kalırdı dediği rivayet edilmiştir, der. [42]



İzahı





Hadiste geçen «Muhtasib» kelimesi Tuhfetü'l-Ahvezî'nin beyânı­na göre ezanı ücret için değil, sevâb isteğiyle okuyan demektir.

Hadîste geçen «Berâet» kelimesi de kurtuluş demektir.

El-Münâvî: Allah rızası için 7 sene müezzinlik yapan ki­şinin Cehennem ateşinden kurtuluşunun sebebi şudur: 'Anılan uzun sürece Allah yoluna devam ettiği ve devamlı surette şehâdet keli­melerini tekrar ededurduğu için vücûdu tevhid ile yoğrulmuş gibidir. Bu hâle gelen bir vücûdu ateş yakamaz. Müezzinin okuduğu ezan için ücret almasının mendupluğu bu hadîsten çıkarılır," der.



728) (Abdullah) İbn-i Ömer (Radtyallâhü anhümâyden rivayet edil­diğine göre Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu, demiştir:

«12 yıl ezan okuyan kimse için cennet vâcib olur. Ezan okudu­ğundan dolayı her gün onun için 60 hasene ve her ikameti için 30 hasene yazılır.[43]



İzahı





Camiüs-Sağır şerhi es-Sirâcü'1-Münîr'de, el-AIkemî'nin şeyhin­den naklen beyân edildiğine göre; kadı Celâlüddin el-Bul-kinî şöyle demiştir: 'Hadîste bildirilen ezan sevabının 12 yıl ezan okumak süresine bağlanmasının hikmeti bana soruldu. Bunun üze­rine şöyle bir cevab bana belirdi: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in ümmetinden en uzun ömürlü kişi 120 yıl yaşar. 12 yıl bu yaşın onda biridir. Her hayrın en az 10 kat arttırılması Allah'ın bir vadidir. Nitekim :

= «Kim bir hasene işlerse ona, işlediği hasenenin 10 katı vardır.»

âyetinde bu ilâhî vaad bildirilmiştir. Buna göre 12 yıl müezzinlik ya­pan kişi 120 yıl müezzinlik yapmış gibi sevab kazanır.

Diğer hadîste 7 senelik müezzinliğin fazileti bildirilmiştir. Bu­nun hikmeti ise 7 yıl'ın ortalama yaş olan 70 yıl'ın onda birisi olu­şudur. Önır-ü gâlib 70 yıl kabul edilince 7 yıl bunun onda birini teş­kil eder. Şu halde 7 yıl ezan okuyan kişi 70 yıl ezan okumuş gibi se­vab kazanır. [44]


6 — İkâmet Cümlelerini Birer Defa Okumak Babı





729) Enes bin Mâlik (Radtyailâhü anhyden rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir:

«Müslümanlar namaz vakitlerini bir şeyle bildirmek istediler. Bu­nun üzerine Bilâl (Radıyallâhü anh)'e ezanı çift, ikâmeti de tek lafız­larla okuması emrolundu.-"



730) Enes (bin Mâlik) (Radtyailâhü anh)'den rivayet edildiğine gö­re şöyle söylemiştir:

-Bilâl (Radıyallâhü anh)'e ezanı çift ve ikâmeti tek lafızlarla okuması emrolundu.» [45]



İzahı





Ezan cümlelerinin çift ve ikamet cümlelerinin tek okunmasına dâir Enes (Radıyallâhü anh)'in hadîsini Buhârî Müs­lim, Ahmed, Beyhakî, Ebû Dâvûd, Nesâi Tırmizî. Tahavi ve Dârekutni de rivayet etmiş­lerdir.

Müs1im' in müteaddit senedlerle rivayet ettiği Enes (Ra­dıyallâhü anh) 'in hadîsinin bir rivayeti şöyledir:

«Ashâb, tanıyacakları bir şeyle namaz vakitlerini bildirmekten .bahsettiler. Bâzıları ateş yakmayı, bâzıları da çan çalmayı teklif et­tiler. Bunun üzerine ezanı çift, ikâmeti tek lafızlarla okuması emredlldi.»

Müslim'in mezkûr rivayeti bu hadîsin namaz vakitlerinde halkı ezana davet etmek için sahâbîlerin müzakeresi sonucunda Abdullah bin Zeyd (Radıyallâhü anh)'in rüya görmesi olayı

neticesinde Bilâl (Radıyallâhü anh)'e verilen emri bildirmekte­dir.

Ezanın çift okunmasından maksad ezandaki cümlelerin ikişer defa okunmasıdır. Ezandaki cümlelerin çoğunun çift okunması emredüdiği için bu ifâde tarzı kullanılmıştır. Çünkü sahih rivayetlerle sabit olduğu gibi ezanın başındaki «Allahu Ekber» cümlesi dört defa ve ezanın sonundaki «Lâilâhe İlle İlah» cümlesi de bir defa okunur. Keza ikâmetin tek okunmasından maksad bundaki cümlelerin ço­ğunun tek okunmasıdır. Zira ikâmetin başındaki «Allahu ekber» cümlesi ile «Kadkamet...» cümlesinin ikişer defa okunması sahih ha­dislerle sabittir.

Ezan ve ikamet cümlelerinden hangisinin kaçar defa okunaca­ğına dâir âlimler arasındaki ihtilâf 709 nolu Ebü Mahzur e, (Radıyallâhü anh)'nin hadîsine âit açıklamasında zikredilmiştir.

EI-Menhel yazarı bu hadîsi açıklarken şöyle der: «Bilâl (Radıyallâhü anh)'e emrolundu...» fıkrasında söz konusu edilen emir, Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) tarafından

verilmiştir. Nitekim, Nesâî, Dârekutnî ve BeyhakL"-

nin rivayetlerinde Enes (Radıyallâhü anh) :

«Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) BilâTe emretti...» de­miştir.

«Ezan'ı çift ve ikâuet'i tek lafızlarla...» fıkrasından maksacŞ, ezan cümlelerini ikişer defa okumaktır. Ezanın sonundaki tevhid cümlesi bundan müstesnadır. Çünkü tevhid kelimesi sahih hadîsler­de tek olarak geçmektedir. Âlimler bu hususta müttefiktirler. Ezan'ın başındaki -Allahü Ekber» cümlesi ise; bunun iki ve dört defa tek­rarlanacağına dâir rivayetler mevcuttur. Mâliki mezhebine göre iki defa tekrarlanır. Diğer mezheblere göre dört defa tekrar­lanır.

Mezkûr fıkraya göre ikamet cümleleri birer defa okunur. Bu­hârî, Müslim ve Ebû Dâvûd'un rivayetlerinde, bu fıkranın sonunda: «Kadkameti's-Salâ» cümlesi müstesna buyurulu-yor. Yâni ikâmet edilirken «Kad kâme...» cümlesinin bir defa değil, iki defa okunması emredilmiştir.

İkâmetin başındaki ve sonundaki «Allahü Ekber» cümlesi de bu hükümden müstesnadır, ikişer defa okunur. Çünkü bu durumda sa­hih rivayetler ile sabittir. Bu hadîste istisna edilmemesi bir mahzur teşkil etmez.

El-Hâfız tbn-i Hacer-i Askalâni, el-Fetih'te: «Bu hadis, ikâmet kelimelerinin ezan kelimeleri gibi ikişer defa oku­nacağına hükmedenler aleyhinde delildir. Bâzı Hanefi âlimleri, ikâmetin ilk zamanlarda1 tek olduğunu, sonra bu hükmün ikâmetin çift olduğunu bildiren Ebû Mahzûre, (Radiyallâhü anh) 'nin (709 nolu) hadisi ile mensuh olduğunu, zira bunun hadîsinin Enes (Radıyallâhü anh)'in hadîsinden sonra olduğunu söylemişlerdir. Fa­kat Hanefî âlimlerine şöyle cevab verilmiştir: Ebû Mah­zûre (Radıyallâhü anh)'nin hasen olan bâzı târiklerle rivayet olunan hadisinde -Tercî'» de vardır.O halde buna da hükmetmeleri gerekir. (Bilindiği gibi Hanefî âlimlerine göre ezanda terci* yoktur.)

İkamet cümlelerinin birer defa okunması hükmünün Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) 'nin hadîsi ile mensuh olduğunu söyleyenlerin sözünü reddeden Ahmed bin Hanbel şöy­le demiştir: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke fethinden sonra Medîne' ye dönüşünde Bilâl (Radıyallâhü anh)'in ikâmet kelimelerini birer defa okuyuşuna İtiraz etmemiş ve Sa'd el-Karazî (Radıyallâhü anh) 'ye böyle öğretmiş,Sa'd (Radıyallâhü anh) da Bilâl (Radıyallâhü anh) 'den sonra ikâme­ti böyle okumuştur, der.

Ezan kelimelerinin çoğunu ikişer ikişer söylemek ve ikamet ke­limelerinin çoğunu birer defa söylemek hususunda Şâfiİ, Mâ­liki ve Hanbeli mezhebleri ile Hanefî mezhebi arasın­da ihtilâf vardır. Üç mezheb imamlarının delilleri Enes (Radı­yallâhü anh) 'in bu hadîsi ile Abdullah bin Zeyd bin Abd-i Rabbih'in hadîsi ve Peygamber Efendimizin Ebû Mahzûre1 ye ezan kelimelerini ikişer ve ikâmet kelimelerini birer olmak üzere okumasını emrettiğine dâir Buhâri' nin «Efâl-i İbâd» kitabındaki hadîsidir.Medine halkının uygu­lamasının böyle olması ve Hicaz, Yemen, Şam, Mı­sır ve Afrika' daki islâm memleketlerindeki tatbikatın böy­le olması mezkûr üç mezhebin delillerine daha da kuvvet kazan­dırır. Hanefi âlimleri yıl boyunca ve bilhassa hicaz mevsi­minde bütün İslâm memleketlerinden çok sayıda insanların toplan­dığı Mekke' de ikâmet cümlelerinin ikişer defa okunması ame­line bakarak diğer imamlara muvafakat etmezler.Ve ikâmet ke­limelerini ikişer defa okurlar. Hanefi âlimlerinin dayanağı olan hadîsler de vardır.Meselâ;Abdullah bin Zeyd'e ikâmetin rüyada ikişer defa olarak öğretildiği Beyhaki ve Ebû Avâne tarafından rivayet edilmiştir.Keza Tirmizî' nin Ebû Cuhayfe rivayetinde Bilâl (Radıyallâhü anh) 'in ikâmet lafızlarını ikişer defa okuduğu ve Tahavî' nin İbn-i Huzeyme tarikinden yaptığı rivayete göre Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in müezzini Sevbân (Radı­yallâhü anh)'in böyle ikâmet ettiği rivayet edilmiştir.

Hulâsa Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in müezzinle­rinden Bilâl bin Rabah ve Amr bin Ümmü Mektum Medine-i Münevvere' de, Sa'd el-Ka-razi, Küba'da ve Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh), Mekke-i Mükerreme'de bulunurlardı.

Bunlardan Bilâl (Radıyallâhü anh) ezanda terci etmez ikâ­mette ifrat ederdi, (kelimeleri birer defa okurdu.) Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh) ise ezanda terci eder, ikâmette tesniye ederdi. (Cümleleri ikişer defa okurdu.) İmam Şafiî ve Mekke halkı Ebû Mahzûre (Radıyallâhü anh)'nin ezam ile Bilâl (Radıyallâhü anh)'in ikametini tuttular.

îmam Ebû Hanife ile Irak ehli Bilâl CRadı-yallâhü anh) 'in ezam ile Ebû Mahzûre' nin ikâmetini al­dılar. Ahmed b. Hanbel ile Me dine halkı Bi1â1 (Radıyallâhü anh)'in ezanı ile ikametini aldılar.

İmam Mâlik ise iki yönden muhalefet ederek ikâmet cüm­lelerinin ve ezandaki tekbirlerin ikişer okunmasına hükmetti.

Gerek ezan cümlelerinin ve gerekse ikâmet lafızlarının kaçar defa okunacağına hükmeden îslâm âlimleri arasındaki ihtilâfları ve dayandıkları delilleri ayrıntılı olarak bildirmek çok uzun izah isteri O bilgileri buraya aktarmaya zaman ve zeminimiz müsait olmadığı için şimdi buraya alamadık. Arzu edenler Tirmizi' nin şerhi Tuhfetü'l-Ahvezî veya Ebû Davud'un şerhi el-Menhel'in ezan ve ikâmet bahsine müracaat etsinler.



731) Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve SeUem)'in müezzini Sa'd (el-Ka­razî (Radtyallâhü anAJ'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Bilâl (Radıyallâhü anh)'İn ezan (lafızları) ı İkişer ikişer idi. Onun

ikâmet (lafızlar) ı da birer idi.[46]



732) Peygamber (Sallaltahü Aleyhi ve Sellemyin mevlâsı Ebû Rafı' (Radtyallâhü onh)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:

Ben, Bilâl (Radıyallâhü anh)'i, Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'in huzurunda ezan cümlelerini ikişer ikişer tekrarlayarak ezan okurken ve ikâmet cümlelerini birer defa okuyarak ikâmet ederken gördüm.Alimler Râvi Malner bin Muhammed bin Ubeydullah'm ve babası Muhammed'in zayınığı üzerinde ittifak ettikleri için hadis isnadının zayıflığı Zevâid'de bildirilmiştir. [47]


7 — Sen Mescidde İken Müezzin Ezan Okuduğu Zaman Dışarı Çıkma Babı





733) Ebü'ş-Şasâ (Sü)eym bin el-Esved) [48] (Radıyallâhü anh y den riva­yet edildiğine göre şöyle söylemiştir :

Biz Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) ile beraber mesçidde oturu­yorduk. Müezzin, (ikindi için) ezan okudu. Ezandan sonra bir adam mescidden kalkıp böbürlenerek gitti. Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) onu mescidden çıkıncaya kadar gözüyle takip etti. Sonra Eb$ Hü­reyre (Radıyallâhü anh) :

«Amma şu adam şüphesiz ki Ebü'l-Kâsım (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'e isyan etti, dedi.» [49]



İzahı





Bu hadisi Müslim, Tirmizi ve Ebû Dâvûd da rivayet etmişlerdir. Ahmed de bunu rivayet etmiş ve şu fıkrayı ilâve etmiştir:

Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) demiştir ki: Resûlullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) :

«Siz mesçidde olup da ezan okunduğu zaman sakın hiç biriniz namaz kılmadan mescidden çıkmayınız.- buyurdu. Ebû Dâvûd' un rivayetinde olay ikindi ezanı okunurken vuku bulmuş­tur.

Ezan bittikten sonra adamın mescidden çıktığı Nesâi' nin rivayetinde belirtilmiştir.

Hadiste Ebû Hüreyre (Radıyallâhü anh) 'nin «Amma şu adam...» deyişi daha önce, namaz kılıncaya kadar mesçidde bekle­yenin faziletini belirtmiş gibi bir tavır takındığına delâlet eder. [50]



Ezandan Sonra Mescidden Çıkmanın Hükmü





Hadîsin zahiri ezandan scnra mescidden çıkmanın haramlığına delâlet eder. Çünkü hadis mevkuf ise de merfu' hükmündedir. Çün­kü bir sahâbî bu gibi sözleri kendi re'yinden söylemez. Bil'akis bu tür sözleri ancak Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'den al­dığı bilgi dolayısıyla söyler.

Hanbelî ler'e göre; ezandan sonra mescidden çıkmak ha­ramdır.

Mâ1iki1er’e göre.ezandan sonra ve henüz ikâmet edilme­miş iken mescidden çıkmak mekruhtur.İkâmet edildikten sonra da haramdır.

Hanefi ve Şafiî âlimlerine göre ezandan sonra mescid den çıkmak mekruhtur. İkâmet edildikten sonra da hüküm aynıdır.

Îbnü'l-Hümam: Ezandan scnra mescidden çıkmanın ya-sakhğı namaz kılmamış olup başka bir cami cemâatinin tanzimi ken­disine âit olmayan kimselere mahsustur. Yâni o vakit namazını kıl­mış bulunan kişinin ezandan sonra mescitten çıkmasına bir sakınca yoktur. Keza başka bir cami cemâatinin düzenlenmesi kendisine ait olan kişinin ezandan sonra bir mescidden çıkıp ilişkisi olan cemaata varmasında bir sakınca yoktur, demiştir.

tbrâhim en-Nahâî de: Müezzin ikâmete başlama­dıkça mescidden çıkmakta bir sakınca yoktur, demiştir.

Yukarıda beyan edilen âlimlerin görüşü zaruret olmadığı hal­de mescidden çıkan kişilere aittir. Abdestsizlik, abdestin sıkışıklığı; ve burundan kan akması gibi bir zaruret dolayısıyla mescidden çıikr makta bir sakınca yoktur. Nitekim bundan sonraki 734 nolu Osman (Radıyallâhü anhJ'ın hadisi bunu te'yid eder.

İmam Mâlik: «Bana ulaştığına göre bir adam hac ibâde­tini ifâ etmek üzere gelmiş ve bu arada Said bin el-Müsey-yeb' in yanında otururken ezan okunmuş. Adam ezandan sonra namaz kılmadan mescidden çıkmak istemiş. S a î d ona: Çıkma. Çünkü bana ulaştığına göre ezandan sonra mescidden çıkıp dönme­yen kimsenin başına bir kötülük gelir demiş, bunun üzerine adam oturmuş. Sonra ikâmet biraz gecikince adam: Saîd beni buraya hapsetmiştir, diyerek çıkmış ve binek hayvanına binip gitmiştir. Yot-da hayvandan düşmüş ve bir tarafı kırılmıştır. Bilâhere bunun du­rumu Said bin el-Müseyyeb'e bildirilince: Başına hoşlanmadığı bir şeyin geleceğini sanmıştım, demiştir.» der.

İbn-i Eüşd: «İbnü'l-Müseyyeb'in: «Bana ulaş­mıştır...» sözünün mânâsı: Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sel-lem)'den rivayet edilmiştir, demektir. Çünkü bu gibi sözler reyle söy­lenmez. Îbnü'l-Müseyyeb'in bildirdiği musibet ezandan sonra namaz kılmadan mescitten çıkan ve tekrar dönmeyen kişinin başına gelen dünyevi bir musibettir. Çünkü o kişi, dünyasıyla ilgili işlerini zamanı gelmiş olan namaza tercih etmiş oluyor» demiştir.

Ebû Amr bin Abdi'1-Berr: Abdestli iken ezandan sonra namaz kılmadan mescidden çıkan kişi hakkında bu hadisle hükmedilmesi üzerine âlimler ittifak etmişlerdir. Keza mescitteki adam tek başına farzını kılmış ise tekrar cemaatla o namazı kılmak üzere mescidde beklemelidir. Cemaatla o namazı tekrar kılmadıkça mescidden çıkması caiz değildir. Ancak kıldığı namaz tekrar cemaat­la iadesi matlub olan namazlardan değilse çıkmasında bir sakınca yoktur. Söz konusu adamın abdest tazelemek gibi bir maksadla tek­rar mescide gelmek üzere çıkmasında bir mahzur yoktur, demiştir.

Ezandan sonra mescidden çıkmayı mubah kılan mazeretlerden birisi de bu günkü birtakım insanların mescitlerde ihdas ettikleri bid'at ve gayri meşru hareketlerdir. Meselâ;. îmamm sesi bütün ce­mâat tarafından duyulduğu halde nıübelliğlik yapmak, imâmın ipek­li elbise giymesi veya altın takınması, imamın Peygembar (Sallalla­hü Aleyhi ve Sellem) ve Hulafâ-î Râşidîn'in namaz kıldırışına aykırı bir tarzda namaz kıldırması ve benzeri hareketler o mescidden namaz kılmadan çıkmayı meşru kılar.

Ebû Davud'un 'Tesvîb bâbı'nda Mücâhid 'den ri­vayet ettiğine göre şöyle söylenmiştir:

«Ben Abdullah bin Ömer bin el-Hattâb (Radıyallâhü anhümâ) ile beraberdim. Bir müezzin öğle veya ikindi ezanında tesvîb etti. Yâni «Es-Salâtu Hayrün Minennevm» dedi. İbn-i Ömer Mücâhid'e i «Bu mescidden çıkıp gidelim. Çünkü şu tesvib (öğle veya ikindi eza­nında okunduğu için) bid'attır», demiştir. [51]



Hadîsin Fıkıh Yönü





Hadîs, ezandan sonra mescidden çıkmanın yasak olduğuna delâ­let eder. Bunun tafsilâtı yukarıda geçti.



734) Osman (RadıyaÜâhü anh)'den rivayet edildiğine göre Resûlul-laA (Sdlallahü Aleyhi ve Settem) şöyle buyurdu demiştir :

«Mescidde iken ezan okunduktan sonra dışarı çıkan kimse bir ih­tiyaç için çıkmamış ve dönmek istememiş ise, o kişi münafıktır.»

Not: Zev&id'de : İsnadı zayıftır. Çünkü isnadda tbn-i Ebi Ferve vardır. Onun adı tshak bin Abdullah'tır. Alimler onu zayıf saymışlardır. Abdülcebbar tbn-i Ömer de onun gibidir, denmiştir. [52]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
EZAN BÖLÜMÜ
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iSLAMi GiZLi iLiMLER SiTESi :: 

Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa ( SAV) Hakkında Herşey

 :: Hz. Peygamber Efendimiz'in Hadisi Şerifleri Hakkındaki Eserler :: İbni Mace
-
Buraya geçin: